Kas
27
    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Kasım-27-2008

Awe- Cemre Enerji Verici Masaj Yağı ile kaslarda oluşan gerginliği giderebilir ve enerji seviyesini yükselterek dengeleyebilirsiniz.

Cilt bakımı için özel olarak formüle edilen AWE-CEMRE bitkisel içerikli yağlardan Enerji Verici Masaj Yağı ,  vücuttaki enerji noktaları üzerinde yapılan etkili baskılar, yumuşak vuruşlar ve gerekli gerinme hareketleriyle yüzeydeki kas dokusunu geçerek çok daha derinlerine kadar etki ediyor.

53 YTL’den satışa sunulan yağ, bedendeki tüm enerji merkezlerinin dengelenmesini ve tüm iç sistemlerin  birbiriyle  entegrasyonunu sağlıyor.


 
Kas
27
    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Kasım-27-2008

Miniklerin en büyük korkularından dişçi koltuğu ve ideal hekim. Artık bu korku tarihe karışacak.

Uzman diş hekimleri tedaviye uyum göstermeyen, aşırı endişeli çocuklara temel yönetim teknikleri uygulayarak müdahale edebiliyor. Fakat psikolojik yöntemlerin yetersiz kaldığı durumlar da yaşanabiliyor.

BeşOnbeş Özel Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Kliniği uzman doktorlarından Gözde Işıksal, aşırı endişe ve korkunun olduğu vakalarda, ağrı ve acının hissedilmeyeceği, anestezi olmadan, sedatif ilaçların kullanıldığı, ‘SEDASYON’ yöntemine başvurulabildiğini ve bu yöntemin genel anestezi uzmanları ile sağlıklı bir klinik ortamında gerçekleştirildiği takdirde başarılı ve sağlıklı bir yöntem olduğunu belirtiyor…

‘SEDASYON’ nedir?

Psikolojik telkinlerin de yetersiz kaldığı, aşırı endişeli vakalarda uygulanabilen, farklı yöntemler kullanılarak hastanın santral sinir sisteminin baskılanması sonucu çevre ile ilişkisinin ve bilincinin azaltılması yöntemine ‘SEDASYON’ deniyor…

Çocuklarda ‘SEDASYON’…

Çocuğun diş tedavileri sırasında daha uyumlu ve rahat olmasını sağlayan bir teknik olan ‘SEDASYON’, doğru klinik ve uzman eller tarafından uygulandığında oldukça güvenilir bir yöntem! Dr. Dt. Gözde Işıksal, yöntemin tüm çocuklarda uygulanabildiğini, BeşOnbeş Özel Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Kliniği’nde diş tedavilerinden korkanların yanı sıra bir seansta birden fazla işlem gerektiren vakalarda yada özürlü çocukların tedavisinde de tercih edildiğini belirtiyor…

SEDASYON nasıl uygulanıyor?

BeşOnbeş Özel Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Kliniği, uzman hekimleri tarafından uygulanan bu yöntem oldukça basit ve pratik olma özelliğine sahip… Genel anestezi uzmanı, işlemi çocuğa telkinler vererek, bazı ilaçların kullanıldığı uyutma yöntemi ile bir ameliyathanede değil klinikte rahatlıkla gerçekleştirebiliyor.


 
Kas
27
    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Kasım-27-2008

Panik atak her yaşta görülebiliyor. Ama panik atak hastalarının çoğu kadın. Neden mi?

Panik ataklar fobik bozukluklar, tiroid, kalp kapakçığı, diyabet, epilepsi ve astım ile beraber görülüyor..

Çok sık duymaya başlanan bir hastalık oldu panik bozukluklar. Sinemaya, tiyatroya gidemeyen, trene binemeyen, uçak yolculukları kabusa dönen bu hastalar, asansöre binemiyor ve tünellerden geçemiyor. Sürekli atak geçireceği korkusuyla evden çıkmayan, hastane yakınına taşınan kişiler bunlar. Alkol ve esrar gibi maddelerin de tetikliği panik bozukluğu kişiye pek çok fiziksel belirtilerle geliyor. Kişiyi korkutan, ürküten, ölecekmiş, delirecekmiş hissi yaşatan bu hastalığın ne olduğunu, belirtilerini, seyrini ve nasıl tedavi edildiğini NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi’nden Psikiyatri Uzmanı Dr. Hüseyin Bulut’a sorduk.

-Panik atağın tanımı nedir?
Panik atağı, çarpıntı, terleme, titreme, boğulma ya da nefes alamama hissi, göğüste ağrı ve sıkışma, bulantı, baş dönmesi, dengesizlik gibi duyumların olağan dışı şiddette hissedildiği, beraberinde kontrolünü kaybetme, delirme ya da ölüm korkusu ile karakterize bir süreçtir.

-Peki panik atağın özellikleri nelerdir? Nasıl başlar ne kadar sürer?
Panik atak ani başlangıçlıdır. Genellikle hızlı şekilde birkaç dakika içerisinde şiddet olarak en üst düzeyine ulaşır. Genellikle kısa sürer. Bazen sadece 1-2 dakika sürer, nadiren de birkaç saat süren ataklar da olabilir.

-Panik atakları, panik bozukluğu dışında hangi durumlarda görülebilir?
Fobik bozukluklar, tiroid hastalıkları (hipertiroidi gibi), bir kalp kapakçığı bozukluğu olan mitral valv prolapsusu (MVP), diyabet, epilepsi, astım, koroner arter hastalığı, panik atakların görüldüğü durumlar arasındadır.

-Başka hangi durumlarda görülebilir?
Alkol, esrar, kokain, uyarıcı ilaçlar ve diğer bazı maddelerle ilişkili olarak da panik ataklar gözlenebilir.

-Panik bozukluğu nedir, kişi bu rahatsızlıkta neler yaşar?
Tekrarlayan, beklenmedik panik atakları olur. Ataklar arasındaki zamanlarda kişi başka panik ataklarının da olacağına ilişkin sürekli bir kaygı duyar.  Kişi, yaşadığı panik ataklar sonrası kalp krizi geçirip öleceğini, kontrolünü yitirip çıldıracağını ya da felç geçireceğini düşünür. Ataklara ve olası kötü sonuçlarına karşı kişi kendince önlem alır.

-Nedir bu önlemler örneğin?
Evden dışarı tek çıkmak istemez mesela. Evde tek kalmak istemez, kapalı alanlarda ya da açık meydanlarda bulunmaktan kaçınır. Yanında uğur getirdiğine inandığı şeyleri taşır. Çantasında su taşıyabilir, bir hastanenin yakınında zaman geçirmek isteyebilir. Tüm bunları acil bir durum yaşadığında yardım alabilmek için yapar.

-Panik bozukluğunun sıklığı, görülme yaşları ve cinsiyet olarak baskınlığı nasıldır?

Toplum içinde görülme sıklığı %1.5-3.5 arasındadır. Panik bozukluğu hastalarının % 80′e yakını kadındır. Hastalığın başlangıç yaşı çok değişkenlik gösterse de ergenliğin son dönemleri ve otuzlu yaşlar sıklık gösterdiği yaşlardır. Çok küçük yaşlarda da ortaya çıkabilir, ileri yaşlarda da kendisini gösterebilir.

-Panik bozukluğunun sebepleri nelerdir?
Hem biyolojik hem de psikolojik sebepler üzerinde durulmaktadır. Biyolojik olarak daha çok beyindeki nörokimyasal maddeler üzerinde araştırma yapılmaktadır. Tedavi için verilen ilçlar da bu maddeler üzerinden etkili olarak tedavideki başarıyı sağlamaktadırlar.

-Panik bozukluğunda agorafobi kavramı sıkça geçmektedir. Bunu açıklayabilir misiniz?
Panik atak gelince kaçmanın ve yardım sağlamanın zor olacağı yerlerde bulunmaktan korkmaya agorafobi denir. Agorafobik hastalar panik gelince doktora ulaşamam korkusu ile sinema, tren ve uçak yolculuğu, kırlarda, kalabalık cadde ve dükkanlarda dolaşma, asansör, tünel gibi yerlerde bulunma şeklindeki etkinliklerden kaçınırlar ya da zorunlu hallerde çok sıkıntı çekerek bu durumlara katlanırlar. Ağır olgular hiç evden çıkmayabilirler.

- Beraber ve ayrı ayrı görülebiliyor mu?
Evet. Agorafobinin bulunduğu panik bozukluğuna “Agorafobi ile Birlikte Panik Bozukluğu”, bulunmadığı durumlara ise “Agorafobi Olmadan Panik Bozukluğu” adı verilmektedir. Hiç panik atak geçirilmemiş olmasına karşın agorafobi bulunması ise “Panik Bozukluğu Olmadan Agorafobi” olarak nitelendirilir. Bazı araştırıcılar panik bozukluğunda, agorafobinin panik ataklara mutlaka eşlik ettiğini ileri sürmekle birlikte, bugün kabul edilen agorafobi olmadan da panik atakların bulunabileceğidir.

-Panik bozukluğu ailesel bir hastalık mıdır? Burası çok edilir?
Panik Bozukluğu’nun ailevi bir hastalık olup olmadığı konusunda yapılan bilimsel araştırmalar, bu hastalığın ailevi niteliğine ilişkin güçlü kanıtlar vermiştir. Panik Bozukluğu tanılı hastaların birinci derece yakınlarında panik bozukluğu oranı belirgin olarak yüksektir. Yine panik bozukluğu olan hastaların birinci derece yakınlarında anksiyete dediğimiz kaygı duyarlılığı, normal popülasyona göre yüksek bulunmuştur.  Aynı şekilde ikizler üzerinde yapılan araştırmalar da benzer sonuçlar vermiştir. Bu araştırmalar, hastalığın ailevi geçişinde kalıtımsal etkenlerin önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Ancak bunun kalıtımsal özelliğin doğası henüz tam olarak çözümlenememiştir.

-Panik ataklar yaşanırken eşlik eden bedensel duyumlar ve fiziksel belirtiler nelerdir?
Tanımı sırasında sorunuzu cevaplarken de belirttiğim gibi, nefes daralması, boğulma hissi, göz kararması, sendeleme, titreme, terleme, vücudun soğuması ya da ateş basması, çarpıntı, tansiyon yükselmesi, bulantı, karında rahatsızlık hissi, kişinin adeta kendisine yabancılaşması gözlenen bazı belirtilerdir.

-Panik bozukluğunda hissedilen psikolojik duygular nasıldır?
Panik atağında şiddetli korku ön plandadır ve kişi bu korkunun şiddetini anlatacak kelime bulamaz. Daha önceden deneyimlemediği bir korkudur bu adeta. Kalp krizi geçirdiğini, ya da beyin kanaması geçirip felç olduğunu, az sonra öleceğini düşünür. Atağın şiddetiyle alakalı olarak kişi çoğu zaman da delireceğini ve aklını ve kontrolünü tamamen kaybedeceğini düşünür.

-Bu hastalar hastanelerde hangi bölümlere başvururlar ya da direkt olarak psikiyatri bölümüne mi gelirler?
Hastaların çok az kısmı, ilk başvurularında psikiyatriye gelirler. Çok büyük bir kısmı farklı kliniklere giderler ve tetkikler yaptırmak isterler. Büyük çoğunluk genelde kardiyoloji kliniğine gider. Çarpıntıları nedeniyle ve tansiyondaki yükselme nedeni ile kalp krizi geçiren hastalar gibi tetkikler yaptırmak isterler. EKG çektirmekten tutun da, en uç kardiyolojik tetkiklere kadar her şeyi yaptırma arzusu içindedirler. Bazı hastalar nöroloji, göğüs hastalıkları bölümlerine de giderler. Bu bölümlerde de her türlü tetkikleri yaptırmak isterler. Beyin MR’larını çektirmek isterler. Yapılan muayenelerde ve yapılan tetkikler neticesinde kendilerine herhangi bir hastalıkları olmadığı belirtilince genelde inanmak istemezler.

-Neden inanmak istemezler?
Rahatsızlıklarının ciddi olduğunu, doktorların önemli bir şeyi gözden kaçırdıklarını düşünürler. Bu tetkik merakı bazen günlerce ya da aylarca sürer ve kişi hastanenin uzağına bile gitmek istemez.  Çoğu zaman son çare olarak ya da doktorların tavsiyesi üzerine hasta psikiyatri kliniğine gelir ve hastalığını öğrenir.

-Panik bozukluğunda tedavi nasıldır?
Panik bozukluğu tedavi ile düzelebilen bir hastalıktır. Hastaların büyük bir kısmı tama yakın düzelir. Tedavide hedef, panik atakların sıklığını ve şiddetini azaltarak atakları ortadan kaldırmaktır. Biyolojik tedaviler açısından en sıklıkla kullanılan ilaçlar anksiyete (sıkıntı) giderici ilaçlar ve bazı antidepresan ilaçlardır.

- Bu ilaçlar panik tedavisinde de kullanılıyor yani…
Evet. Bu ilaçlar antidepresan ilaçlar olarak adlandırılıyorlarsa da, kişide eşzamanlı olarak depresyon olsun ya da olmasın, kişinin kaygısını ve panik ataklarını azaltmada son derecede etkilidirler.

-Tedavisinde terapi desteği de alınıyor mu?
Panik bozukluğunun psikolojik tedavisinde bilişsel davranışçı tedavinin (BDT) etkili olduğu gösterilmiştir. Bu tedavi genellikle hastanın kliniğinin şiddetinin ortaya koyduğu duruma göre ortalama 10-15 seans kadar sürer.

-Buradaki yaklaşım nedir? Hastaya neler verilir?
Panik ataklarının ve panik bozukluğunun doğası hakkında bilgilendirme, tedavinin belirli bir aşamasıdır. Bilişsel yeniden yapılandırma aşamasında kişinin hastalıkla ilgili yanlış düşünceleri yerine daha gerçekçi düşüncelerin egemen kılınmasına çalışılır. Kişi atak sırasında zihninde adeta felaket senaryosu çizer. Bilişsel yaklaşım ile bu yanlış düşüncelerin önüne geçilir. Kişi atak sırasında ” yaşadığım durum bir panik atak süreci, kısa süre sonra geçecek, ben bunu biliyorum. Bu atakta ölmeyeceğim, delirmeyeceğim, çıldırmayacağım, kontrolümü kaybetmeyeceğim” şeklinde düşünmeyi öğrenir.

-Bu bilişsel yaklaşım… Panik tedavisinde davranışçı tedavilerden de yararlanıyor musunuz?
Tabii. Davranışçı yaklaşım ile de korkulan durumlarla yüzleşme hedeflenir ve gevşeme egzersizleri öğretilir. Gevşeme egzersizi sırasında soluk alıp verme eğitimi de verilir.Hızlı soluk alıp verme panik belirtilerini tetikleyebilir. Buna hiperventilasyon adı verilir. Soluk alıp vermenin yavaşlatılması yoluyla, panik atakları sırasında hızlı soluk alıp verme yüzünden daha da kötüleşen belirtilerin azaltılmasına çalışılır. Panik bozukluğu hastalarında tercih edilen tedavi yöntemi, ilaç tedavisi ile birlikte bilişsel davranışçı terapinin uygulandığı yöntemdir.


 
Kas
26
    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Kasım-26-2008

Sorunun cevabı devekuşu sendromunda saklıdır. Aslında böyle bir sendrom mevcut bile değil ve deyim oldukça yeni.

Yeni ama Amerika’da gittikçe daha sık kullanılıyor. Sendromun bir adı daha var: John Wayne Sendromu.  Onu son zamanların uydurma ama gerçeklik payı olan sendromlarından biri gibi de düşünebilirsiniz. Metroseksüel veya überseksüel erkeklerin bu sendroma yakalanma ihtimali daha yüksek. Sendrom neredeyse erkeklere özeldir. İşte devekuşu sendromunun öyküsü.

DEVE KUŞU SENDROMUNA YAKALANMAYIN

Erkeklerin daha yapılı ve güçlü olmalarına rağmen neden kadınlardan daha kısa yaşadıklarının cevabı  bu sendromda gizlidir. Erkekler bütün milletlerde, tüm coğrafyalarda daha genç yaşta ölmekte, daha sık hastalanıp, daha zor iyileşmektedir. Bu durumu açıklamak için pek çok neden var ama sorun aslında biraz biyolojik biraz da erkek tipi davranışsal ve sosyal özelliklerle ilişkilidir.

Erkekler kas ve kemik açısından güçlü görünseler de, poligam, über veya hiper olduklarını iddia etseler de ne yazık ki ciddi bazı biyolojik kusurlara sahipler. Kadınların iki X kromozomu varken, erkeklerde sadece bir tane X kromozomu mevcut.  Yaşamı kısaltıcı kalp hastalıklarına ve belki de bazı kanserlere yakalanmayı kolaylaştırıcı etkisi olduğu ileri sürülen testosteron hormonu erkeklerde kadınlardan (doğal olarak) çok daha yüksek. Ayrıca erkeklerin iyi kolesterol (HDL) seviyeleri kadınlara oranla bir hayli düşük. Erkekler karın çevresinden yağlanmaya, glikoz tolerans bozukluğu ve hipertansiyona yakalanmaya kadınlara oranla daha eğilimliler. Sözün kısası erkekler zaten yapısal olarak damar hastalıklarına yani kalp krizi ve felç gibi sorunlara daha açıklar. Yani birazcık imalat kusurları var!

ERKEK DOĞMAK DAHA RİSKLİ

Erkeklerin riskleri bununla da bitmiyor. İş stresleri daha yüksek, sosyal iletişimleri ise bir hayli bozuk. Arkadaş ve aileden destek alma konusunda oldukça beceriksizler. Duygularında samimi olduklarını, arkadaşlıklarını köklü tuttuklarını söylemek de zor. Kadınlara oranla daha kolay endişelenen, korkan ama daha zor sevinen, zor inanan ve hoşgören, az bağışlayan bir ruhsal organizasyonları var. Ayrıca kadınlardan daha agresifler. Şiddet ve hiddet skorları daha yüksek. Gereksiz riskleri kolayca alabiliyorlar. Sigara ve alkol kullanımı, araçlarda kemer bağlamamak, kondom kullanmamak gibi risk azaltıcı önlemleri pek önemsemiyorlar. Doktorlara hasta olunca bile pek gitmiyorlar. Düzenli tetkik yaptırma alışkanlıkları da kadınlara oranla bir hayli düşük.

DAHASI VAR

Erkeklerin sorunları bunlarla da bitmiyor. Erkekler gereksiz yere risk alma dışında kişisel bakımlarında da oldukça ciddi sorunlar yaşıyor. Bu sorun özellikle orta yaşlarda daha da belirginleşiyor. Kısacası, uzmanlar erkeklerin bu tavırlarını başını kuma gömmüş deve kuşlarına benzetiyor ve bu durumu deve kuşu sendromu diye adlandırıyor. Maço tavırları nedeniyle uslanmaz sigara tüketicisi John Wayne bu sendromun en önemli örneği. Belki de bu nedenle sendromun ikinci bir adı daha var : John Wayne Sendromu.

ERKEKLERE 10 EMİR

Dr. Harvey Simon erkeklere bu sendromdan korunmak için bir yol haritası hazırlamış ve 10 kuralı mutlaka uygulamalarını istemiş. Devekuşu sendromuna yakalanmak istemeyen bir erkekseniz bu öğütleri tutmanızda yarar var.

1. Tütün ürünlerinden uzak durun.
2. Alkol kullanmayın ya da iyice azaltın.
3. Düzenli egzersiz yapın.
4. Doğru beslenin.
5. Stresinizi iyi yönetin.
6. Vücut yağ oranınızı azaltın.
7. Emniyet kemeri takmayı unutmayın.
8. Radyasyon ve ultraviyole kaynaklarından, kimyasal ve çevresel zararlardan uzak durun.
9. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunun.
10. Vücudunuzu dinlemeyi öğrenin. Herhangi bir işaret alırsanız, hemen doktorunuzla görüşün.

ANDROPOZ

Türk toplumu menopozlu kadınlara gösterdiği ilgiyi şimdiye kadar erkeklerden esirgemiştir! Kadınların menopoz dönemi sorunlarını araştıran, çözüm yolları arayan menopoz dernekleri var. Erkeklerin dernek kurmak bir tarafa bu konuda sesleri bile çıkmıyor.

Yaşlanma sürecinin doğal bir parçası olan andropoz aslında birçok erkeği hiç etkilemiyor. Çoğu erkek böyle bir dönemin farkında bile değil. Kas gücündeki azalmayı, karnındaki yağlanmayı, dikkatindeki dağılmayı, uyku sorunları veya kas-kemik ağrılarını başka sebeplere bağlıyor. Bazı erkekler de yaşadığı cinsel sorunları ya normal kabul edip boyun eğiyor ya da saklama telaşına giriyor. Bunun nedeni biraz da sürecin özelliği ile ilgili. Erkekler kadınlarda olduğu gibi tam bir hormonal kesilme yaşamıyor. Erkeklerde yavaş ilerleyen ve yaşlandıkça belirginleşen bir testosteron hormonu kaybı söz konusu. Bu yavaş ama ilerleyici kayıp çoğu kez bir sorun çıkmadan geçiştiriliyor. Erkeklerde de, kaybedilen testosteronun yerine konması mümkün. Bu durum “hormon yerine koyma tedavisi” olarak biliniyor. Hormon eksikliğini gidermede ağız veya cilt yoluyla kullanılan güvenli tablet ve kremler var.

Hormon yerine koyma tedavisi her erkek için gerekli mi sorusunu ürologlar “hayır” diye yanıtlıyor. Prostat kanseri şüphesi olanlarda, prostat büyümesi nedeniyle idrar boşaltmada ciddi sorunlar yaşayanlarda, psikiyatrik problemleri bulunanlarda, karaciğer yetmezliği gibi organ yetersizliği belirlenenlerde testosteron ile yerine koyma tedavisini zararlı buluyorlar. Uzmanlar testosteronu gerekli durumlarda mutlaka kullanıyor.

CİNSELLİK SONSUZA DEK MÜMKÜNDÜR

Bir kez daha hatırlatalım: Cinsellik sağlıklı yaşayan, doğru beslenen, düzenli aktivitesi olan, sigara ve alkol kullanmayan, stres yönetiminde başarılı erkeklerde 80′li yaşlarda bile sorun olmuyor. Bunlar andropoz sorunlarını neredeyse hiç yaşamıyor. Massachusetts Andropoz Araştırmaları’nda bazı fiziksel düşüşler nedeniyle cinsel tatminin yaşlılıkla birlikte azaldığı düşüncesinin yanlış olduğu anlaşılmıştır. İnsanlar yaşlandıkça daha az cinsel ilişkiye girdiklerinden bir algı yanılgısı ortaya çıkıyor. Bu araştırmanın sonuçlarına göre tam tersine, cinsel tatminin kalitesi yaşla birlikte bir miktar artıyor bile. Çünkü yaş cinsellik konusunda bilgi, deneyim ve tecrübe kazanılmasını sağlıyor.

Yaşının getirdiği değişiklikleri kabul eden, hayatı gerektiği gibi yaşayan, değerlendiren erkeklerde andropoz dönemi cinsel güçte ciddi bir azalmaya neden olmuyor. Erkeklik cinsellikle başlamadığı gibi cinsellikle de bitmiyor. Andropozu lütfen bir iktidar savaşı olarak görmeyin.

ANDROPOZ REÇETENİZ

- Kilo fazlalığı sorununuz varsa en kısa zamanda çözmeye çalışın.
- Bir egzersiz programı oluşturun. İşe her gün 30-35 dakikalık sıkı bir yürüyüşle başlayın.
- Protein tüketiminizi kontrol edin. Yeteri kadar protein almıyorsanız, eksiğinizi giderin. Özellikle kırmızı veya beyaz et gibi hayvansal proteinleri yeteri kadar tüketin. Kırmızı eti haftada 2 kez ve yağsız bölümlerinden tüketmenizde fayda var.
- Dinlenmeye, eğlenmeye zaman ayırın. Tatillerinizi iyi değerlendirin.
- Uyku sorunlarınız varsa,  doktorunuzdan yardım isteyin.
- B6, B1 ve E vitaminleri ile çinko desteklerinden istifade edin.
- Yorgunsanız ginseng, ginkgo biloba ve argininden de yararlanabilirsiniz.
- Olumlu, keyifli, eğlenceli biri olmaya gayret edin. Kitap okuyun, sinemaya gidin, briç ve satranç gibi oyunlar oynayın.
- Kullandığınız ilaçları gözden geçirin. Cinsel yaşamı etkileyenleri varsa doktorunuzdan yardım isteyin.
- Testosteron seviyenizi kontrol ettirin.
- Bütün bunlar sorununuzu gidermiyorsa bir uzmandan (üroloji veya endokrinoloji) yardım istemekten çekinmeyin.

UNUTMAYIN

TESTOSTERON AZLIĞININ TEDAVİSİ MÜMKÜN

Testosteron düşüklüğünü “fizyolojik düzeyde kalması koşuluyla” yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak kabul etmek gerekiyor. Ama testosteron seviyesinde beklenenden hızlı bir düşme varsa, nedeni mutlaka araştırılmalıdır. Eğer testosteron eksikliği ile ilişkili ciddi yakınmalar da ortaya çıkmışsa, yaşla ilişkili olsa bile testosteron eksikliğinin tedavisi yapılmalıdır. Testosteron eksikliğinin mevcudiyetini gösteren belirtilerden rahatsızlık duyuyorsanız, problemlerinizi çözmede size yardımcı olabilecek bir uzmanla görüşmenizde yarar vardır. Bir üroloji uzmanı -özellikle androloji konusunda deneyimli olanlar- veya endokrinolog sorununuzu çözme ve yönetmede size daha çok yardımcı olacaktır. Uzman, deneyimli bir hekim ve bilinçli bir hastanın işbirliği testosteron eksikliğini ortadan kaldırır.

BİR BİLGİ

CİNSEL GÜÇ KAYBININ BAŞKA SEBEPLERİ DE VAR

Testosteron hormonunun erkeklerde önemli görevleri var. Cinsel fonksiyonların gelişmesi, korunması ve sürdürülmesi, cinselliğin uyarılmasında bu hormon ciddi bir rol üstlenir. Testosteron eksikliğinde cinsel ilişki isteğinin azalması, cinsel aktivitenin baskılanması bundandır. Testosteron seviyesindeki azalma beklenenden daha hızlı ve yoğun olduğunda erkek cinselliğinde ciddi fırtınalar yaşanır. Hemen belirtelim: Cinsel arzuyu ve gücü etkileyen sadece testosteron hormonu değildir. Ruhsal kökenli hastalıklar (depresyon, akut anksiyete…), yaşanan bazı sağlık sorunları, özellikle hormonal problemler (şeker hastalığı, tiroid bezi hastalıkları, hipofiz bezi hastalıkları), damarsal sorunlar ve metabolizma ile ilişkili problemler de cinsel yaşamı olumsuz yönde etkileyebilir. Bazı ilaçların (antidepresanlar, uyku ilaçları, betablokerler, idrar söktürücüler…) ve besin desteklerinin de (pasion flower) cinsel yaşamın tadını kaçırabileceği biliniyor.


 
Kas
26
    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Kasım-26-2008

Bu yiyecekler zayıflatıyor İngiltere’de yayımlanan Daily Mirror Gazetesi en iyi zayıflatan 10 yiyeceği belirledi. En çok zayıflatan yiyecekler ve vücutta yaptıkları etkiler şöyle…

Esmer pirinç: B Vitamini deposu olması sayesinde proteinleri, yağları parçalıyor, hazmı kolaylaştırıyor.

Greyfurt: Metabolizmayı hızlandırıyor, vücut direncini artırıyor.

Kırmızı üzüm: Dolaşım sistemini temizliyor. İçerdiği lif, vitamin ve mineraller sayesine kolesterolün düşmesine yardımcı oluyor.

Salatalık: Lif zengini olması sayesinde tokluk hissi veriyor. Ayrıca sağlıklı bir su deposu.

Nar: Hormonları dengeliyor. Bu sayede kilonuzu kontrol etmeniz daha kolaylaşıyor. Ayrıca güçlü bir antioksidan.

Adzuki fasulyesi: (Küçük kırmızı fasulye) Fasulyeler arasında en az yağ oranına sahip. Vücutta daha fazla suyu tutuyor.

Brokoli: Lif ve C vitamini deposu. Ayrıca kilo vermeye yarayan kalsiyum içeriyor. Karaciğere iyi geliyor. Hazma yardımcı oluyor.

Elma: Hafif tatlı, bağırsakları harekete geçiriyor.

Kiraz: Yumuşak bir müshil etkisi yapıyor ve kilo kaybına neden oluyor.

Yulaf: Tok ve şişkinlik hissi veriyor. Bir kase lapası vücutta üç kase su tutmayı sağlıyor.



Çin konuşlu fabrikasında Lida turunç filizleri ile üretilmektedir.