| |
|
|
|
|
|
|
|
Bu bir dayanıklılık testi değil, bu hayatın ta kendisi. Bu yüzden kendinize gülünç hedefler belirlemeyin, çuvallarsınız. Acele etmezseniz kazanırsınız.
Sizi çağıran pastanın cazibesiyle baş edemiyorsanız, kendinize psikolojik destek olmayı deneyin. Kendinize ona sahip olabileceğinizi, ama ona ihtiyacınız olmadığını söyleyin. Şu anda hiçbir şekilde olmaz. Ama sonra hâlâ istiyorsanız yiyebilirsiniz. O zamana kadar iştahınız çoktan körelmiş olabilir. Veya pastane camından çoktan uzaklaşmış ve hayatınıza devam etmişsinizdir.
Eğer basitçe karşı koyamıyorsanız, şeker ve hamur arzunuz kaldıramayacağınız kadar şiddetliyse, kendinize genel af ilan edin. Ama
bir bildiriye kadar, ani bir çöküşü bahane ederek çilingir sofrası kurmayın. O sadece bir sinyaldi, bir hücum değil. Kendinizi azarlamak, kendinize yasaklar koymak yerine, kendinizi bağışlamanız, unutmanız ve yolunuza devam etmeniz gerekir. 14. kurala kadar en azından… Diyete ihtiyacınız olmadığını zaten biliyorsunuz.
İleriye dönük planlar yapın ve böylece abur cubur saldırılarına karşı koyabilirsiniz. Yarın ne yiyeceksiniz? Çaya ne var? Avokadodan hiç kaldı mı? Buzdolabınızı ve mutfak dolaplarınızı açın ve öğünlerinize önceden karar verin. Kazara bir yiyeceğe toslamayın. İçi boş, meyvesiz abur cuburlardan otlanmayın. Akşam yemeğine kadar tuzağa düşmeye izin vermeyin; bu ister istemez olan bir şey bu yüzden önceden yolu yapın. Eğer yapmazsanız, eve servisler ve önünüze çıkan abur cubur paketleri sizi içine çekip sonra da yeni kotunuzdan sapan yanlış bir yola tükürecektir. Olacağı budur.
|
|
|
|
| |
|
|
|
|
|
|
|
Programınız, harcadığınız zamanın büyük bir bölümünün listede yazdığınız ilk maddeye ait olduğunu gösterecektir; sonra ikinci madde ve üçüncü diye devam eder. Ne dediniz? “İmkânsız” mı? Tamam, dinleyin o zaman. Bunu daha öncede duymuştum ve insanların tahmin edebileceklerinden daha da olası bir şey olduğunu gördüm.
Bu, sadece, insanların kendilerini mutlu edecek işlerle dolu bir hayat yaşamak için kendilerine izin vermeye alışık olmadıklarından kaynaklanıyor. Ne yazık ki, pek çok insan Fatma gibidir; hayatlarını değiştirmeye karar vermeden önce sağlıklarını düzeltmek isterler. Sizin böyle yapmanız gerekmiyor.
Aşağıdaki alıştırmalar ilk bakışta iğrenç ya da iç karartıcı gelebilir ama, bu alıştırmalar öncelikli işlerinizi belirlemenize devam etmenize yardımcı olmak için düzenlenmiştir. Her iki alıştırmayı da deneyen müşterilerim, bunların, kendilerince gerçekten önemli olan şeyleri belirlemede büyük yarar sağladıklarını söylediler. Buna ilaveten, bu alıştırmalar, insanları öncelikli işlerine göre yaşamak için hayatlarını ayarlamalarına motive etmiştir.
|
|
|
|
| |
|
|
|
|
|
|
|
Donna iş kelimesini hiç duymamış olmayı isteyen bir avukattı. Donna, evrak işlerinden, görüşmelerden ve son teslim tarihlerinden nefret ediyordu. Aslında, Donna’nın işini bırakmasını engelleyen tek neden, aldığı yüksek miktardaki maaştı.
Donna “Kesinlikle köşeye sıkıştım. Evimi ipotekten kurtarmak için yapacağım ödemeler, iki çocuğumun okul taksitleri ve geçimimizi sağlamak için kazandığım her kuruşa ihtiyacım var. Durum böyleyken işimden nasıl ayrılabilirim!” diyordu. Her sabah, Donna, bürosuna veya duruşmaya gitmek korkusuyla uyanıyordu, iyi bir kahvaltı ettikten sonra işe gitmek üzere kendini yola atıyordu ve günün geri kalan kısmında devamlı yiyordu. İçindeki endişeyi ancak böyle geçiştiriyordu.
Kariyerlerinin bir yerinde saplanıp kalmış birçok müşterimiz oldu. Garanti bir işe olan ihtiyaçları, yaptıkları işten nefret ettikleri gerçeğini görmezlikten gelmelerine neden oldu. Mesela, Al, barmenlik mesleğine dönmek istiyordu ama babasını hayal kırıklığına uğratmaktan korkuyordu. Al, “Babam her zaman, devlet işinin dünyadaki en güvenli (garanti) iş olduğunu söyler. Bu tür bir işte çalıştığım için benimle gerçekten gurur duyduğunu söyledi” diyordu.
Diğer bir müşterimiz olan Kim, bir uçak teknolojisi firmasının sigortacılık bölümünde çalışıyordu. Kim, “Yaptığım işi gerçekten sevmiyorum. Çok sıkıcı bir iş ve patronum da tam bir ahmak!” diyordu. “Neden başka bir iş bulmuyorsun?” diye sorduğumda bana, “Sadece 8 yıl daha çalışacağım ve emekli olacağım.” demişti.
İş Hayatındaki Sorunlara Saplanıp Kalmak
|
|
|
|
| |
|
|
|
|
|
|
|
Leyla, yaşadığı meşgul hayat biçimindeki yoğunluğun farkına vardıktan sonra basit bir hayat yaşamaya mı karar verdi? Hayır. En azından şimdi değil. Leyla, öncelikle neden bu kadar meşgul ve üretici olması gerektiğine dikkat etti. Çalışmak, yerleri süpürmek veya evindeki bahçıvanlık işini becermek, Leyla’ın kendini tanıtma şekliydi.
Eğer çalışmıyor olsaydı, kendini değersiz ve suçlu hissedecekti.
Leyla, eğer bu tempoyu yavaşlatırsa kötü bir şeyler olacağından korkuyordu. Bu anlaşılmaz korku ki bu korku onu devamlı çalışmaya iten iş kolik ebeveynlerinden kaynaklanıyordu, başkaları tarafından tembel olarak yargılanma üzüntüsünü kapsıyordu. Leyla, yüzünde gergin bir ifadeyle anımsıyordu, “Dikkatlerini çekebildiğim tek zaman A dolu bir karne getirdiğim zamandı. Hatırlıyorum, bir keresinde, matematik (B) hariç bütün derslerim A idi. Babam B’ye şöyle bir bakmıştı ve bir dahaki sefere daha çok çalışmamı söylemişti. Diğer derslerden aldığım A’lar hakkında hiçbir şey söylememişti.”
Leyla’a, ebeveynlerinin gösterdikleri özen, yaptığı işleri onaylamaları ve sevgileri gibi gelen şeyler, aslında Leyla’ in akademik kariyerinde büyük baskılar yaratıyordu. Genç kız, kim olduğu için değil ne yaptığı için sevildiğini hissetmeye başlamıştı. Ebeveynleri gibi o da kendini şartlı sevgiye verdi. Eğer işlerini tam olarak yapmasaydı kendini suçlayacaktı. Eğer işlerini tam yaparsa bir an da olsa kendisiyle gurur duyacak ve hemen başka bir işe girişecekti.
Leyla’la 33 yaşındayken görüştüğümde günlük programını sınırsız sayıda projeler, ayak işleri ve randevular oluşturuyordu. Kendi işinde başarılı bir kadın olmasına rağmen, bunun yeterli olmadığını düşünüyordu.
Ne için yeterli? Babası ve annesinin, yaptığı şeylerle gurur duymaları için; babasının kendisiyle gurur duyduğuna dair bir rahatlama hissetmesi için; şahıs olarak değerli olduğunu annesinin ona sarılarak anlatması için; hepsinden önemlisi anne ve babasının kendisini sevdiklerini ve onu cana yakın bir insan olarak görmeleri için.
|
|
|
|
| |
|
|
|
|
|
|
|
Diyetisyeniniz hedefine ulaşmış, sizi uzman bilgileri olmadan yemek yiyemez hale getirmiş, beslenme bilimine bağımlı kılmış, yağ pazarının müşteriler portföyüne eklemiş, siz ise, aman bilinçli besleneyim de kilo almayayım, derken, o güne dek sizi kilo sorunlarından uzak tutmuş bedeninizin ayar mekanizmalarına, okkalısından bir darbe indirmiş olursunuz!
Bir diğer ihtimal, sizin tokluk duyumunu çoktandır alamaz, bedenin ihtiyaçlarını duyamaz halde, bir diyetzede olmanızdır.
Bu durumda, bedeninizin değil de diyetisyeniniz sesine kulak vermeye devam ettiğiniz sürece, tokken yersem fazla yemem, rüyaları ile, acıkma duyumunun yardımınıza gelmesine imkan tanımazken, bir yandan da düşürüldüğünüz kısıtlama beslenme tuzağında, denetimi sık sık yitirerek, acıkmadan, görenleri ve sizi korkutan miktarları giderek daha sık gövdeye indirir hale gelirsiniz.
Görünüşte masum bir öneri, “yemeklerinizi tokken yeyin”in altında ne hinlikler, ne cinlikler vardır! Ya bir de kalkıp, “karnınızı tokken doyurun!”, derlerse? Ve bu da diyetçilerin hiç hoşuna gitmemektedir. Elden gelen yapılmalı, kısıtlama mikrobu yayılmak, bu düzen değişmelidir!
|
|
|
|
|
|