Lida Yosun Jeli Lida Meizi Çay

 
Haz
24

    
Posted (Eril) in Genel Beslenme, Sağlıklı Yaşam on Haziran-24-2010

Histamin üretiminin alerji ve ağrıların gelişiminde rol oynadığı anlaşıldıktan sonra, bu önemli buluştan çıkar sağlamak isteyenler hiç zaman kaybetmeden antihistaminik ilaçların üretimine başladılar. Ancak histamin vücutta yararlı işlevleri olan bir öğedir. Su alımı, paylaşımı ve dağıtımı için beynin temel duyu mekanizmalarını harekete geçirir. Aynı zamanda vücudun enerji harcamasını düzenler. Vücut yeterince su alırsa, yalnızca onun merkezî sinir sistemi başta olmak üzere, yaşamsal önemi fazla olan kısımlara yönlendirilmesinden sorumlu olur.

Beynin normalden fazla çalışması gerekirse ve gereksinimleri artarsa, histamin devreye girer. Midede asit artışı ve mide ekşimesi bunun ilk belirtileridir. Geçici bir süre için histaminin bağırsaklardaki ağrı oluşum mekanizmasını bastıran antihistaminik, dehidrasyonun temel sorununa çözüm getiremediği için zamanla vücutta hasara yol açar. Bu arada beyin fonksiyonlarını da durdurur. Libidoyu azaltır ve erkeklerde hormonsal dengesizliğe bağlı olarak göğüslerin büyümesine neden olabilir. Yaşlılarda kafa karışıklığı ve yön duygusunun kaybına yol açabilir.

Ağrı her şeyden önce bir susuzluk belirtisidir. Devam etmesine izin verilirse, beyin için bir susuzluk sinyali olur. Ağrının ilk aşamasında antasitler, besinler, hatta histaminin çalışmasını durduran öğeler bile sinir sistemi dışındaki sistemleri köreltip susama sinyalinin verilmesine engel olabilirler. Ama belli bir susuzluk eşiği geçildikten sonra, beyin tarafından oluşturulan ağrı etkisi yalnızca bir bölge içinde kısıtlı kalan ilaç, yiyecek ya da başka bir şeyle giderilemez. Bunun tek çözümü midedeki sudur. Size genç bir adamın öyküsünü anlatacağım. Bu vaka dehidrasyona girmiş bir vücutta beynin uyarıcı rolü için iyi bir örnektir. 1983 Haziranı’nda Journal of Clinical Gastroenterology yayımlanan makalemde bu vakayı bildirdim ve benzeri birçok vaka gördüm.


 
Haz
23

    
Posted (Eril) in Besinler ve Faydaları, Sağlıklı Yaşam on Haziran-23-2010

Vücudun değişik yerlerinde oluşan mantar enfeksiyonları, dahi­li floramızın bozulmasıyla ilgilidir. Sarmısak kapsülleri ve içerdik­leri allisin maddesi, siyah cevizle birlikte güçlü bir antifungal ikili oluştururlar.

Tüm bu önlemlere rağmen mantar enfeksiyonu 6 aydır süregeliyorsa, bir doktora başvurup oral bir antifungal ilaç almanız gereke­cektir, ihmal etmeyin. Kaşıntısıyla, görüntüsüyle, kırmızı rengiyle, ayağınızdaki man­tar sizi sinirlendiriyorsa, önerilerimize bir kulak verin.

Eve gelip çoraplarınızı çıkardıktan sonra, ayaklarınızın enfekte olmuş yerlerine yoğurt sürün. Kaşıntı, yanma hafifler, siz de rahat­larsınız. Eğer yaşamınıza dahil olan kişiler açısından bir sakıncası yoksa, mantarlı bölgelere, sıkarak çıkardığınız sarmısak suyunu sürün ve biraz ovalayın, kurumasını bekleyin.

Bütün ev kokacaktır; ama ina­nın sarımsağın anti bakteriyel etkisi denenmiştir, kesinlikle işe yarar. Kokusu nedeniyle uygulamayacaksanız, size esanslı bir çözüm önerebiliriz. Kekik esansı güçlü bir antifungaldir, ayrıca lavanta esansı da dokuların yenilenmesine yardımcı olur. Bu esansları karıştırarak mantarlı bölgelere masaj yapın ve kurumasını bekleyin. Güne baş­larken ve yatmadan önce uygulayabilirsiniz.

Ekinezya ve vitamin C’nin birer bağışıklık sistemi güçlendirici­si olduğuna değişik bölümlerde değinmiştik. Burada da tekrarlama­dan geçemeyeceğiz. Burada da önereceğiz.

Mantar enfeksiyonları iyileştikten bir süre sonra tekrarlayabilir­ler. Benzeri durumlarda oral antifungallere doktorunuz aracılığıyla başvurmanız gerekebilir.


 
Haz
22

    
Posted (Eril) in Sağlıklı Yaşam, Sağlıklı Zayıflama on Haziran-22-2010

Sağlıklı bir bebeğin hem göze hem kalbe zevk veren bir varlık olduğunu biliyorum. Ayrıca, mutlu ve çok sağlıklı bir anne görmenin de ne kadar mutluluk verici olduğunu biliyorum. Kendimi övmek istemem ama doğurmasına yardımcı olduğum bütün kadınlar bu olayı kazasız-belâsız, problemsiz atlattılar.

Hastalarım hamilelikleri boyunca doğru beslendiler, uygun bir kiloyu korudular ve bebeklerinin sağlıklı bir ortamda yetişmesini sağlayabilmek için organizmalarını her türlü toksemiden temizlediler. Doğumları çoğunlukla kolay ve olaysız geçmiş ve çocukları ortalamanın üzerinde sağlıklı olarak dünyaya gelmişlerdir. Ortalama çocuk sağlık düzeyi düşüktür.

İstatistikler, ABD’de 1948 ile 1952 yılları arasında, çeşitli fiziksel ve zihinsel nedenlerle gençlerin %52′sinin askere alınmadığını gösteriyor. Acaba bu gençlerin anne-babaları, çocuklarına sağlıklı besinler sağlayamayacak kadar yoksul muydu? Hayır, çünkü söz konusu çocuklar çoğunlukla proteinler, karbonhidratlar, yağlar ve vitaminlerle ölçülü bir beslenme yerine, kimyasal katkılı şekerlemeler, pastalar, dondurmalar, börekler ve sütlü çikolatalarla besiye çekilmiş “ayrıcalıklı” çocuklardır. Körpe çocukluk yılları, sağlıklı olabilmek için en önemli yılardır.

İç salgı bezlerinin ve karaciğerin tam kapasiteyle işleyerek çocuğa bitmez tükenmez enerji verdiği, kusursuz bir eliminasyon olanağı sağladığı çağı çocukluk çağıdır. Kemikleri yeşil meşe kadar sağlam, dişleri fildişi gibi bozulmaz, saçları gür ve ışıl ışıl olmalıydı. Oysa normal bir bebek vücudu zehirlerle, bağırsağı da mekonyumla (Siyahımsı renkte oksitli öd) dolu dünyaya gelmektedir.

Gerçekten de bebeğin vücudu o denli toksik oluyor ki, doğumundan kalan zehirleri temizlemesi yılları alabiliyor. Doğa, pislikleri bebeğin vücuduna doğru yönelterek annenin kanını temizlemeye çalışıyor.

Annenin zehirlerini en çok alan, bu yüzden de sağlıklı bir yapıya kavuşturulması en zor olan çocuk ilk çocuktur. Geniş aileler döneminde, 5., 6. ya da 7. çocuk, genellikle fiziksel ve zihinsel bakımdan daha güçlü olurdu. 10′uncu ya 12′nci çocuklar ise anne bezlerinin tükenişinin izlerini taşırlardı.


 
Haz
21

    
Posted (Eril) in Genel Beslenme, Sağlıklı Yaşam on Haziran-21-2010

Güneşli bir hafta sonunda açık havada spor yapmak istemez misiniz? Evde, bahçede yapılması gereken, sizi bekleyen işler vardır!… O gün gayretiniz üzerinizdedir. İşe sıkı sarıldınız. Ertesi sabah kalkmaya hazırlanırken istenmedik sürprizlerle karşılaşırsınız. En çok çalışan eklemleriniz, dayanılmaz ağrılar içindedir. Omuzlarınız, dizleriniz veya kasıklarınızın ağrısı dayanılmazdır.

Adaleyi kemiğe bağlayan tendonun enflamasyonu: Tendinit, eklemlerdeki kemik ve adale arasındaki sıvı dolu kesenin enflamasyonu ise bursit olarak tanımlanmaktadır. Bu problemlerin ortak noktaları ise eklemlere aşırı yüklenilmesi, alışılageldiğinden fazla çalışmasıdır. Ağrı kesicilere başvurmadan önce yapılacak birkaç şey vardır.

İlk 24 saat için önerimiz buz masajıdır. Bu yöntem, ağrının kaynağı olan enflamasyonu azaltır. Derin dondurucunuzdan bir torba bezelye alın. Donmuş bezelyeler bu iş için biçilmiş kaftandır. Deniz anası sokmalarında idrarınız, en aktif ve kolay bulunan bir ilk yardım aracıdır. Okyanusun ortasındaki adalarda yaşayan Hawaili yerlilerden öğrenilmiştir.

Korunmak için, koyu renkli giysilerden uzak durun. Sineklerin bu renklere daha çok geldiği saptanmıştır. Vücûdunuza kokusu hoş ve belirgin olan losyon ve benzeri kozmetiklerden sürmeyin. Bu esanslar da sinekleri çeker. Sineklerin olduğunu bildiğiniz yerlere giderken evde hazırlayacağınız koruyucu kremi, vücudunuzun açıkta kalan bölgelerine sürün.

Okaliptüs ve nane esansları kuvvetli böcek savar bileşiklerdir. Kokusuz bir kremin içine her iki esanstan üçer damla koyup, karıştırın. Dışarı çıkmadan önce kollarınıza ve bacaklarınıza sürün.


 
Haz
20

    
Posted (Eril) in Besinler ve Faydaları, Genel Beslenme on Haziran-20-2010

Alternatif tıp uzmanları serotonin seviyelerini artırarak ağrı eşiğini düşürmeyi denemişler ve başarılı olmuşlardır. Bir beyin kimyasal maddesi olan serotonin bir nörotransmitterdir (sinir hücreleri arası iletişimi sağlayan bir kimyasal madde). Serotonin aynı zamanda iyi bir uyku için vazgeçilemez bir maddedir. Derin ve sürekli bir uyku, ertesi gün kronik ağrı eşiğinizi yükselttiği için hem kendinizi daha zinde ve ağrısız hissedeceksiniz hem de ruh haliniz olumlu olacak, tıpkı çikolata yemiş gibi. Hepimiz çikolatanın serotonin düzeylerini artırıp mutluluk hissi verdiğini biliyoruz.

Serotoninin bir kofaktörü olan vitamin B6′nın kronik ağrıları hafiflettiği saptanmıştır. B kompleks vitamini alındığında B6 vitamini kaynağı olabilir. Önerilen günlük doz olan toplam 50 mg.’ı, B50 tabletlerini kullanarak sağlayabilirsiniz.

Günümüzde henüz deneme aşamasında bulunan bir diğer serotonin artırıcı doğal madde de 5-hidroksitriptofandır. Günde 100-200 mg. önerilmektedir.

50 yaşın üstünde, vücutta kilit rol oynayan minerallerin, diğer bütün maddeler gibi normal seviyelerinin altına inmeye başladığı bir tıbbi gerçektir. Vücudumuzdaki çinkoda da benzer bir seyir oluşmaktadır. Çinko miktarı azaldıkça, üst solunum yolları enfeksiyonlarına yakalanma olasılığı artmakta ve ufak tefek ağrıların güçlü hissedilmesine neden olmaktadır. Kronik ağrılarınızı azaltmak için bu süre içinde günde 50 mg. çinko tabletleri kullanın.

Kronik ağrılara ameliyat sonrası ağrılarını da eklemek istiyorum. Özellikle 60 yaşın üzerindeki kişilerde ameliyat sonrası yavaş iyileşmeye bağlı olarak ağrılar uzun sürer. Vücudun doğal savunma sisteminde bulunan amino asit glütamin, gıdaların absorpsiyonunu üst düzeye çıkarır böylelikle adale kaybını önler, vücut tarafından salgılanan ve ağrı giderici özelliği bulunan büyüme hormonunu artırır, bağışıklık sistemini güçlendirir. Ameliyatlardan 2 hafta önce başlamak kaydıyla günde 12-20 gr. glütamin alınması inflamasyon ve ağrılar geçene kadar sürdürülebilir.



Çin konuşlu fabrikasında Lida turunç filizleri ile üretilmektedir.