Lida Yosun Jeli Lida Meizi Çay

 
Tem
31

    
Posted (Eril) in Genel Beslenme, Sağlıklı Yaşam on Temmuz-31-2010

Etkileri böylesine yıkıcı olan hastalıkların bu kadar yaygınlaşmasım kalıtımla nasıl açıklayabiliriz? Darvin doğal seçilim sürecinin diyabete yol açmasını nasıl açıklardı? Tip 2 diyabetin büyük ölçüde temelini oluşturan insülin direnci, obezite ve diyabet riskinin yaygın kalıtımı, “tutumlu gen hipotezi” denilen bir teoriye göre bir anlam kazanıyor. Daha ilâ yüzyıl öncesine kadar insan oğlu kıtlık tehlikesi altında yaşıyordu. Kıtlık dönemlerinde enerji harcamasını azaltan “tutumlu” genler insanın hayatta kalabilmesi açısından son derece yararlıydı. çünkü insanların aldığı enerji çok azdı ve yiyecek bulma zorluğu yüzünden az enerji yakmak insanları açlığa karşı koruyordu. Ne var ki, tutumlu gen hipotezine göre, bizleri kıtlık zamanı koruyan genler yiyeceğin bollaştığı zamanlarda savunmasız bırakıyor. Duruma uygun olan bir tepki, bir ters tepkiye dönüşmüş bulunuyor. Başka bir şekilde söyleyecek olursak, yaklaşık bir milyon yıldır ilk atalarımızı koruyan genler türümüzü son birkaç yüzyıldan bu yana zayıf bırakmaktadır; çünkü çoğumuz için yiyecek temin etmek çok kolaylaşmış ve ağır fiziksel iş yapma ihtiyacı son derece azalmıştır.

Bu ters tepkinin sonuçları derindir. Obezite, diyabet ve metabolik sendrom ve bunlara eşlik eden kalp-damar hastalıkları yalnızca Batı’da değil, giderek Asya, Afrika ve Güney Amerika’da da toplum İçin büyük bir sağlık problemi haline gelmektedir. Sağlıksız yaşam tarzı değişiklikleri ve obezite boy gösterince, akalıtımla gelen Tip 2 diyabet eğilimi boy atmaktadır. Genetik Tip 2 diyabet riski taşıyan kişi obez olmazsa, diyabet hastalığı gelişmeyebilir.


 
Tem
30

    
Posted (Eril) in Sağlıklı Yaşam, Sağlıklı Zayıflama on Temmuz-30-2010

Dr. Lockvood, göğüs kanserinin gerileyişini ve karaciğer kanserinin yok oluşunu koenzim Q-10′a bağlıyor, ve sadece geleneksel tedaviyle böyle bir olayın gerçekleşmesinin son derece nadir görüldüğünü söylüyor. O, göğüs kanseri hastalarının çoğuna, geleneksel tedavinin yanı sıra, coQ-10 verilmesi gerektiğini düşünüyor. Hastalar için günlük dozun 90 ila 390 miligram arasında olduğunu belirtiyor.

Koenzim Q-10, antikanser etkisi test tüplerinde hayvan deneylerinde kesin olarak saptanmış çok güçlü antioksidandır, ve A..B.D.’de bazı doktorlar kanser hastalarına verilen vitamin takviyelerine coQ-10′u da ilave etmektedirler. Herhangi bir kanserin “kendiliğinden yok olmasına” neyin neden olduğunu hiç kimse gerçekten bilemese de, bu vakalarda coQ-10′un antikanser etkinliği tıbbi bakımdan akla uygundur. CoQ-10′un tek başına kullanılmadığına, standart kanser ilaçları da dahil olmak üzere, diğer maddelerle birlikte verildiğine dikkat ediniz. Dr. Lockwood ve Dr. Folkers da, coQ-I0′un bir sihirli mermi olarak değil, geleneksel kanser tedavisiyle birlikte, kanserin yok olmasına yardım edecek bir ilave madde olarak kullanılmasını tavsiye ediyorlar.

Üç yıl sonra, Elizabeth, Paxil’i bırakmak istedi “Ağrı kesicilerle yaşadığım geçmiş yüzünden hiçbir şeye bağımlı olmak istemiyordum. Artık ilaçlardan kurtulmak istiyordum,” diyordu. Ama, bu riskliydi. O zaman Dr. Bloomfield ona doğal bir ilacı önerdi: bu, Almanya’da geniş çapta kullanılan, St John’s wort, ya da hiperisum denilen doğal antidepresan idi.


 
Tem
29

    
Posted (Eril) in Sağlıklı Yaşam, Sağlıklı Zayıflama on Temmuz-29-2010

Sonra, Joey’in mezunu olduğu ve şimdi tıbbi kayıtlar bölümünde çalıştığı Memphis Üniversitesi‘nde kalp nakli ekibinde bulunan bir sosyal görevli ona, C vitamini ve diğer besleyici maddeleri içeren belli tipte bir vitamin amino asit karışımını denemesini önerdi. Joey bunu kuşkuyla karşılasa da, kaybedecek bir şeyinin olmadığını düşünerek, kabul etti. 1995 Mayısı’nda vitaminleri almaya başladı.

Altı ay sonra, Kasım’da ona tekrar bir kateterizasyon uygulandı. Şimdi, Kalp doktorum buna inanamadı, diyor. Kalp kateterizasyon raporu, koroner atardamarlardaki tıkanıklıklarda bir küçülme olduğunu açıkça belgeliyordu. “Sol ön, aşağıya inen atardamardaki yüzde 90′lık tıkanıklık, şimdi yüzde 70-80 idi. İkinci büyük, çapraz uzanan atardamardaki yüzde 90′lık tıkanıklık, yüzde 40-50′ye düşmüştü. Sağ koroner atardamardaki yüzde 90′lık tıkanıklık, yüzde 40-50′ye düşmüştü. Sol eğri koroner atardamardaki yüzde 60′lık tıkanıklık kaybolmuştu ve atardamar tamamen açık görünüyordu.

Joey’in atardamarlarındaki tıkanıklıkların azalmasının nedeni aldığı vitamin takviyesi olabilir miydi? Nevadalı bir kardiyolog, ve koroner nakli hastalığında gerileme konusunda New England Journal of Medicine’da yayınlanan bir makalenin iki yazarından biri olan Dr. Jay Johnson, anjiyogramları incelediğinde, bunun mümkün olabileceğini söyledi. Doktor, Joey’in  durumunun “Oldukça olağandışı olduğunu ve bir gerileme kaydedildiğini” kabul ediyor, ama kalp nakli yapılmış hastalarda vitamin kullanımı konusunda bir inceleme yapılmadığından, bunu kesin olarak bilmenin mümkün olmadığını belirtiyor.


 
Tem
28

    
Posted (Eril) in Sağlıklı Yaşam, Sağlıklı Zayıflama on Temmuz-28-2010

Kanser ilk kez onun sağ göğsünde ortaya çıkmıştı. 1989′da, kırk-yedi yaşında olan Nancy Loewenberg’in göğsü ameliyatla alındı. Ama, bu arada kanser sinsice lenf bezlerini sarmıştı. Beş yıl boyunca bir değişiklik olmadı. Sonraki bir buçuk yıl içinde, kanserler koltuk altında bir yumru, omurgada ve kalça kemiklerinde tümörler ve karaciğerde büyük bir kütle halinde ortaya çıktılar. Nancy, radyasyon, ve kemoterapi tedavisi gördü, yeni ameliyatlar geçirdi ama olumlu bir sonuç elde edemedi.

Bütün bunlar olurken, Nancy öleceğini asla düşünmediğini söylüyor. Ancak işaretler çok umutsuzdu. 1996 Haziranı’nda, radyasyon ve üç tam kemoterapi tedavisi de başarısız olduktan sonra, Nancy ve eşi Chuck, San Fransisco’dan ayrılıp, hakkında bir şeyler okumuş oldukları doktor Keith Block’ı görmek için Chicago’ya gittiler. Diğer doktorların Nancy’nin durumunun ölümcül olduğunu düşünmelerine rağmen, Dr. Block her zamanki gibi iyimserdi. Nancy, Dr. Block’ın muayenehanesine tekerlekli sandalye ile getirildi. “O gerçekten de çok hastaydı. Kemik iliği kemoterapiden olumsuz etkilenmişti; ve Nancy’nin çok az bağışıklık rezervi kalmıştı,” diye hatırlıyor Dr. Block. “Radyolog, Nancy’nin karaciğerinin yüzde 75′inin kanserli olduğunu gösteren taramaları gördüğünde, kendisine çoktan ölmüş birinin taramalarını gösterdiğini sandı, çünkü böyle birinin hâlâ yaşıyor olabileceğine inanamadı.”


 
Tem
27

    
Posted (Eril) in Sağlıklı Yaşam, Sağlıklı Zayıflama on Temmuz-27-2010

Doktorlar ona başka bir İsim koyamadıklarında, onu kronik yorgunluk sendromu olarak tanımlarlar. Ama, hiç kimse onun nasıl tedavi edilebileceğini, ya da ona neyin neden olduğunu bilmiyor. Yaygın tedavi: ağrı kesiciler ve anti  depresanlardır. İyileşme nadir olarak görülür ve düş kırıldığı yüksek orandadır.

Consumer Reports bir Amerikan dergisi kısa bir süre önce şu gözlemi bildiriyordu: “A.B.D.’de muhtemelen yüzbinlerce insanın kronik yorgunluk sendromu var… Nedeni hakkındaki teoriler hormonal, bağışıklıkla ilgili ve nörolojik anormallikler dahil olmak üzere neredeyse her şeyi kapsıyor. Bu yıkıcı olduğu kadar, insanı çaresiz de bırakan bir hastalıktır.”

Şimdi, bu anlaşılması güç ve zayıf düşürücü illetin, doğanın en eski ilaçlarından biriyle, meyan kökü ile iyileştirilme olasılığı söz konusu. Kronik yorgunluk sendromunun arkasındaki, pek anlaşılamayan bazı mekanizmaları tanımlayan yeni araştırmalar ortaya çıktıkça, bazı uzmanlar ve hastalar meyan kökünün farmakolojik etkisinin bu rahatsızlığın tedavisine mükemmel bir biçimde uyduğunu gördüler.

Bununla birlikte, meyan kökü, kronik yorgunluğu olan herkes için uygun değildir, ve bazı durumlarda rahatsızlığı daha da ağırlaştırabilir. Onu, tercihen bir sağlık uzmanının gözetimi altında, tedbirli kullanmak önemlidir. Ama, eğer kronik yorgunluk belli biyokimyasal eksikliklerden esasen bir tür düşük tansiyondan kaynaklanıyorsa, eczacılık ilaçlarıyla karşılaştırıldığında benzersiz bir biçimde etkili ve nispeten zararsız bir ilaç olan meyan kökü “mucizevi” bir iyileşmenin gerçekleşmesine yardımcı olabilir.



Çin konuşlu fabrikasında Lida turunç filizleri ile üretilmektedir.