1960 ve 1975 yılları arasında aşırı kilolu 200 genç adam Los Angeles’teki Wadsworth Emekli Muharipler Yönetimi Tıp Merkezi’nde kilo verme programına katılmışlardır. Erkekler bir ila iki ayı biraz aşkın bir süre oruç tutmuş ve her biri 27 ile 40 kilo arası kilo kaybetmiştir. İzleyen yedi yıl boyunca hemen her erkek verdiği tüm kiloları geri almış, dahası elli erkek ölmüştür -27′si kalp ve damar hastalıklarından.
Buna mukabil aynı yaşlardaki ortalama ağırlıktaki erkeklerin hayatını yitirmesi yalnızca dört erkeğin ölümü ile sonuçlanırdı. Başka bir deyişle obez rejimcilerin ölüm oranı ortalama ağırlıktaki erkeklere göre on iki kez fazlaydı. Araştırma yazarları “obezite dışında olağandışı bir etken bu kadar sıradışı bir ölüm oranı yaratamazdı” sonucuna varmışlardır. Halbuki araştırmacıların kendileri de bu erkeklerin fazla iri bedenleri dışında “hiçbir akut sağlık sorunu yaşamadıklarını” belirtmişlerdir. Bu elbette kilo vermeden önce hiçbir sağlık sorunlarının bulunmadığı anlamına gelir. Yalnızca radikal kilo kaybı “tedavisinin ardından erkekler sağlık sorunlarıyla karşılaşmaya başlamışlardı: 75′i diyabet olmuş, 39′unda yüksek tansiyon başlamış, 19′u kalp ve damar rahatsızlığı yaşamış, 27′si öldüğüne göre bir çoğuna da teşhis konulamamıştır!
Hipokrat’ın rejimin sağlığa verdiği hasarlarla ilgili uyarısı, iki bin dört yüz yıl sonra yine görmezden gelinmiştir. Aynı şekilde Dr. Kassirer ve Dr. Angell’ın New England Tıp Dergisi editörleri olarak daha sonra yazdıkları da dikkate alınmamıştır. Doktorlar “şişmanlıkla ölümü ilişkilendiren veriler kadar kilo vermenin faydalı etkilerini gösteren verilerin sınırlı, eksik ve sıklıkla muğlak olduğu” gerçeğine rağmen bunun matemini tutmuştur ve “sayısız kızımız ve giderek artan sayıda oğlumuzun ölçülemeyen kilo verme düzenleriyle işkence çekmesi ve bazısının hayatını kaybetmesi”ne rağmen kilo vermek yeni yıl hedeflerinde bir numaralı hedef olmayı ve ulusal meşguliyetimiz olarak kalmayı sürdürmektedir.



