Lida Yosun Jeli Lida Meizi Çay

 
Oca
31

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-31-2009

Akupunkturun ağrıyı dindirme etkisinin çok az oldu belirlendi. Araştırmayı Kopenhag’daki Nordic Cochrane Merkezi’nden uzmanlar yaptı.

3 bin kişinin katıldığı araştırmada hastalara migren, eklem romatizması gibi rahatsızlıkların tedavisi için akupunktur tedavisi yapıldığı söylendi. Ancak hastalara akupunkturda kullanılan iğneler, ağrı noktalarına değil de rastgele yerleştirildi. Sonuçta geleneksel tedavi yöntemiyle sözde tedavi uygulananlar arasında ağrının azalmasıyla ilgili çok az bir fark olduğu anlaşıldı.


 
Oca
15

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-15-2009

İsveç’te yapılan bir araştırmaya göre, bebeğini uzun süre emziren annelerin menopoz döneminden sonra romatizma olma riski azalıyor.

Plos Medicine dergisinin internet sitesinde yayımlanan habere göre, bebeğini en az bir yıl emziren annelerde menopoz döneminden sonra romatizma hastalığının bir türü olan romatoid artrite yakalanma riskinin azaldığı, İsveç’te yapılan araştırmayla ortaya çıktı.

Araştırmada, emzirmenin ya da doğum kontrol hapı kullanmanın romatoid artrit hastalığına yakalanma olasılığına etki edip etmediği incelendi.Kanserle ilgili başka bir araştırmaya katılan 18 bin kadının verilerine bakılarak yapılan inceleme sonucunda, katılımcıların 136’sının romatoid artrit olduğu saptandı. Bu kadınların yaşam tarzları, bebeklerini emzirip emzirmedikleri, emzirdilerse bunun ne kadar sürdüğü ve doğum kontrol hapı kullanıp kullanmadıkları gibi veriler, 544 sağlıklı kadının verileriyle karşılaştırıldı.
Veri analizi sonucunda, en az 13 ay emziren annelerin romatoid artrit olma riskinin, hiç emzirmeyen annelere göre yarıya düştüğü ortaya çıktı.
Bilim adamları, bebeklerini 1 ila 12 ay emziren annelerde de hastalığa yakalanma riskinin azaldığını belirterek, eğitim düzeyi, sigara alışkanlığı ve doğum kontrol haplarının hastalığa yakalanma konusunda etki etmediğini kaydettiler.
Araştırmanın, romatoid artrit hastalığının kadınlarda erkeklerden daha fazla görülmesi nedeniyle önemli olduğu ifade edildi.

Eklem iltihabının (artrit) sık görülen formu olan romatoid artrit, eklemlerin içindeki zarda (sinoviyum) ve/veya diğer iç organlarda iltihaba yol açıyor. Hastalık, eklemde ısı artışı, şişme ve ağrıya yol açabiliyor.


 
Ara
27

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Aralık-27-2008

Ağrının tanımı Uluslararası Ağrı Araştırmaları Teşkilâtı tarafından 1979 yılında şu şekilde yapılmıştır:

“Ağrı, vücudun herhangi bir yerinden kaynaklanan, organik bir nedene bağlı olan veya olmayan insanın geçmişteki tüm deneyimlerini kapsayan, hoş olmayan bir duyudur”. Günümüzde ağrı iki grupta incelenmektedir. Birincisi; çeşitli hastalıkların habercisi olarak karşımıza çıkan akut (iveğen) ağrıdır. Akut ağrı bir hastalık belirtisidir. Çoğu kez vücutta var olan bir doku hasarının habercisidir. Akut ağrı vücudun alarm sisteminin önemli bir parçasıdır. Varlığı ile vücutta bir bozukluk olduğuna işaret eder ve hastanın hekime başvurmasını sağlar. Bazen kas iskelet sistemindeki bir hasarın ya da mekanik bir problemin, bazen romatizmal bir hastalığın, bazen iltihabi bir durumun hatta bazen de kanserin habercisi olarak görülebilir. Bu durum ağrılı hastanın tıbbın tüm olanakları kullanılarak ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesini gerektirir. Doğru tanıya ulaşmak için öncelikle hasta çok ayrıntılı bir şekilde dinlenilmeli, ağrının tüm özellikleri ile ilgili bilgi alınmalı, ardından özenli bir şekilde muayene edilmelidir. Çeşitli laboratuar testleri ve radyolojik incelemeler de tanıya ulaşmada çok yardımcı olacaktır. Tüm bu yöntemlerle doğru tanı konulmalı, en uygun tedavi uygulanmalı ve geri dönülmesi mümkün olmayan sonuçların doğması önlenmelidir.

İkinci grup ağrılar ise kronik (süreğen) ağrılardır. Kronik ağrılar 6 aydan (bazı durumlarda 3 aydan) uzun süren ve artık bir alarm sistemi olmaktan öteye geçen ağrılardır. Kronik ağrı bir hastalık habercisi değil, başlı başına sorunun ta kendisidir. Kronik ağrı çeken kişi bir kısır döngü içine girer. Hasta gücünü, etkinliğini yitirir. Toplum içindeki üretkenliğini, aktifliğini kaybeder. Bu durum çoğu kez hastanın içe kapanmasına ve depresyona girmesine yol açar. Depresyon kişiyi daha duyarlı hale getirir, ağrı eşiğini düşürür ve ağrıların daha da şiddetlenmesine neden olur. Bu durum tam bir ağrı kısır döngüsüdür. Kronik ağrı bir hastalık belirtisi değil, hastalığın ta kendisidir. Kronik ağrı, sadece ağrıyı çeken hastayı değil, aynı zamanda hastanın yakın çevresini de etkileyen ciddi bir sorundur. Kronik ağrıdan kaynaklanan sosyal ve ekonomik kayıp da göz ardı edilmemelidir. ABD’de yapılan bir araştırmada her yıl kronik ağrılara bağlı olarak 700 milyon iş günü kaybı ve 60 milyon dolar zarar meydana geldiği hesaplanmıştır.

Hastaların en çok şikayetçi olduğu ağrılar şöyle sıralanabilir:

* Bel ve bacak ağrıları
* Boyun ağrıları
* Baş ağrıları
* Sırt ağrıları
* Omuz-kol ağrıları
* Yüz ağrıları-nevraljiler
* Damar tıkanıklığına bağlı ağrılar
* Kanser ağrıları
* Nedeni belirlenemeyen ağrılar

Ağrının tedavisi: Modern tıpta ağrı kesici ilaç kullanımı tedavide önemli bir yer tutar. Ancak burada önemli olan nokta ağrı kesici ilaçların kontrolsüz ve düzensiz bir şekilde kullanılmaması ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen Ağrı Kesici Kullanım İlkelerine uyulmasıdır. Bu ilkeler ağrı kesicilerin kullanım yolunu, dozunu, ağrı kesici ilaca başlama zamanını, ilaç kullanımı sırasında karşılaşılabilecek yan etkilerle başa çıkma yollarını belirler. Yapılan araştırmalarda tüm ağrı tiplerinin %90′ından fazlasının doğru ağrı kesici ilaç tedavisiyle kesilebileceği ortaya çıkarılmıştır. Ağrı kesici ilaçların etkili ve yeterli olmadığı durumlarda ise ağrının kaynağına göre fizik tedavi yöntemleri, cerrahi operasyonlar veya girişimsel ağrı tedavisi yöntemleri uygulanır. Bu noktada doğru yaklaşım hastaya en uygun tedavi yönteminin belirlenmesi ve zaman kaybetmeden hastanın doğru tedaviye ulaşmasının sağlanmasıdır.

Ağrı kliniklerinde ağrı tedavisi için kullanılan başlıca yöntemler ilaç tedavileri ve girişimsel ağrı tedavisi yöntemleridir. Kronik ağrının ele alınması ve tedavisinin anesteziyoloji içindeki gelişiminin kaynağı girişimsel ağrı tedavisi yöntemleridir. Minimal invaziv yöntemler olarak tanımlanan bu girişimler tedavisi güç ağrılarda hastayı fazla bir zahmete sokmadan kolay ve etkin bir şekilde ağrının kesilmesini sağlamaya yöneliktir. Bu yöntemlerin başlıcaları sinir blokajlarıdır. Vücutta çeşitli tipte sinir lifleri bulunur. Bazı sinirler kasların hareketinden sorumluyken bazıları duyulardan bazıları ise ağrı iletiminden sorumludur. Ağrı hekiminin ilgi alanı bu ağrı sinirleridir. Örneğin, yüzde çok şiddetli elektrik çakması tarzında ağrı şikayetiyle kendini gösteren trigeminal nevraljide trigeminal sinire uygulanan blok işlemleri ile ağrının uzun süreli olarak (3-8 sene arası) ortadan kalkması sağlanır. Benzer şekilde bel ve boyun kireçlenmesine bağlı ağrılarda kireçlenen eklemlerin sinirlerine uygulanan blokla ağrı giderilir. Toplumda sık görülen bel ve boyun fıtıklarında uygulanan çeşitli enjeksiyonlar veya omurlar arasındaki diske uygulanan yöntemlerle fıtığın gerilemesi ve ağrının ortadan kalkması sağlanabilir.

Bu girişimsel yöntemler yaklaşık 30’45 dakika sürer, lokal (bölgesel) anestezi altında ve hasta hafif uyutularak (sedasyon) uygulanır. Bu nedenle hastalar ağrı ya da başka bir rahatsızlık hissetmezler. Enfeksiyondan korunmak amacıyla tüm işlemler, steril ameliyathane koşullarında ve tek kullanımlık malzeme ile yapılır. Girişimsel ağrı tedavisinde uygulanan yöntemlerin tümü görüntüleme yöntemlerinin kılavuzluğunda gerçekleştirilir.


 
Ara
16

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Aralık-16-2008

Eğilirken belinizi tutuyor ya da uykudan ağrıyla mı uyanıyorsunuz? Uzmanlar bu sıkıntılarından kurtulmak için uygulayabileceğiniz küçük ipuçlarını sıraladı.

Korunma yöntemleri

“Doğru durusu öğrenerek belinize yüklenmeyi azaltabilirsiniz. Bel ağrılarının dörtte üçü korunma ile önlenebilir” dedi. Uzmanlar, belimizi korumak için su önerilerde bulundu:

Durusu iyileştirme

Düzgün duruş boyun, sırt ve beldeki kavislerin dengeli ve uyum içinde olması demektir. Ayakta ve oturma sırasında kötü duruşta bu kavislerin artması ya da azalması ile diskler, kaslar, bağlar ve eklemlerde zorlanmayla ağrı oluşur. Aşağıdaki öneriler duruşunuzu iyileştirmenizde yardımcı olacaktır.

Ayakta dururken:

* Omurganızın kavislerini koruyun. Öne ya da arkaya eğilmeden düzgün durun.
* Her iki ayağınızın üzerine eşit ağırlık verin.
* Karninizi ve çenenizi hafifçe içeriye çekin.
* Her iki ayak tabanınızı yere 10–15 cm aralıklı olarak basın.

Düzgün oturma

Oturduğunuz yer ne çok sert ne de yumuşak olmalı, kol koyma yerlerinin, oturma yerinin ve arkalığının yüksekliği ve eğimi size uygun olmalıdır.

Otururken omurganızın zorlanmaması için:
* Bel kanisinizi küçük bir yastık veya bel desteği ile destekleyin.
* Kalçalarınızı oturma yerinin arkasına dayayın.
* Dizlerinizi ve kalçalarınızı dik açıda olacak şekilde tutun.
* Kollarınızı kolluğa dirsekleriniz dik açıda oluşturacak şekilde koyun.
* Ayak tabanlarımızı yerle tam temas ettirin.

DÜZGÜN UYUMA

Çoğu kimse sabah yatağından bel ağrısıyla uyanır. Bunun nedeni, sıklıkla kötü yataklar ve uyuma pozisyonlarıdır. Ağrısız sabahlar için aşağıdaki önerilere dikkat edin:

* Yattığınız yer düz, ne çok sert, ne de çok yumuşak olmalıdır.
* Yastığınız ince olmalı ve boyun kanisinizi desteklemelidir.
* Ağrılı dönemlerde sırt üstü yattığınızda, belinizin ve dizlerinizin altını küçük bir yastıkla destekleyin. Yan yattığınızda da dizlerinizin arasına küçük bir yastık koyun.

Öne eğilme

Öne eğilme yerine, omurga kavislerini koruyarak, dizlerinizi bükerek çömelmeyi tercih edin.

Ağırlık kaldırma

Ağırlık taşırken orta hatta ve gövdeye yakin tutulmalıdır. Doğru ağırlık kaldırmak için bu önerileri göz önünde tutun:

* Dengeli bir duruş sağlayabilmek için geniş bir destek alanı oluşturun.
* Belinizi öne eğmeden, omurganızı düzgün tutarak, kavislerini koruyarak, kalça ve dizlerden bükerek çömelin.
* Orta hatta ve gövdenize yakin tutun ve omurganızın düzgünlüğünü koruyarak doğrulun.
* Cismi itmek veya çekmek gerekiyorsa itmek beli daha az zorladığı için itin.

Günlük isler

Yatak yapma, ev temizliği, ütü yapma, yemek yapma gibi ev isleri sırasında, alışverişte, seyahatte, bahçe islerinde omurganızı düzgün tutmaya, öne eğilirken dizlerinizi bükmeye özen gösterin.

Kondisyon

Kondisyonun Çeşitli fiziksel etkinlik ve egzersizlerle iyileştirilmesi bel ağrısında korunma ve tedavide önemli bir rol oynar. Kondisyon belirli bir programla yürütülen, yüzme, yürüme, koşma, bisiklete binme gibi aktivitelerle iyileştirilir. Bazı basit egzersizler ve ağırlık kaldırma da kondisyonu iyileştirmede yardımcı olabilir.

Sigarayı bırakma

Sigara, omur, disk ve diğer yapıların kanlanmasını bozarak bel ve boyun ağrısı olasılığını arttırır. Omurgayı korumak ve diğer zararlı etkilerinden korunmak amacıyla sigara içilmemesi önerilir.

Ergonomik mekânlar
İsin ergonomik olması demek; isin, çalışanın anatomik, fizyolojik ve psikolojik yapısına uygun olmasıdır. Çalışanlarda ergonomik düzenlemeler ve korunma eğitimleri omurga hastalıklarından korunmada etkilidir.

Spor çok önemli
Spor, hareketli ve sağlıklı yasam için en güzel etkinliktir. Bel sağlığı için en iyi sporlar yürüme, yüzme ve bisiklete binmektir. Ani, beklenmedik ve zorlayıcı hareketlerle yapılan futbol, basketbol, kürek çekme, tenis, golf gibi sporlar beliniz için zararlıdır. Spor sırasında yanlış hareketler yapılması ve kötü tasarlanmış aletler kullanılması bel ağrılarına sebep olur.


 
Ara
15

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Aralık-15-2008

Bakır, hemoglobine bağlı demirin korunması ve C vitamininin kullanımı için gereklidirMineraller vücudun sağlıklı kalabilmesi için gerekli kimyasal maddeler ile bu maddelerin inorganik bileşikleridir. Her mineralin, öbür besin maddelerinin etkisini güçlendiren tamamlayıcı bir görevi vardır. Bu önemli minerallerden biri de bakırdır. Örneğin bakır hemoglobine bağlı demirin korunması ve C vitamininin kullanımı için gereklidir.
Total olarak ortalama bir yetişkin vücudunda 80-120 mg. Kadar bakır yer almaktadır ve bunun büyük kısmı karaciğerde yer almaktadır. Vücudumuzda neredeyse tüm dokularda yer alan bakır birçok enzimli reaksiyonda hayati rol oynamaktadır:

  Oksijen taşıyıcı görev yapan hemoglobin formasyonunda katalizör görevi görmektedir.

  Alerji ve inflamasyonu kontrol eden histaminaz enziminin görevinde etkilidir.

  Saçtaki keratin doku ve pigmentlerin yapımında görevli tirosinaz için gereklidir.

  Vücut dokusunun yeniden oluşması için gerekli enzimlerin hayati bileşenidir.

  Beyin sinirlerimiz ve bağ dokusu için bakır miktarı çok önemlidir.Yeterli miktarda almazsanız: Ağır bakır yetersizliğinde kalpte ve kalp damarlarında hasar, bağışıklık sistemde önemli derecede azalma, anemi, artmış kanser riski, iltihabi hastalıklarda artış, trabeküler doku kaybı, saç kaybı, saçlarda erken beyazlama, sinirsel dejenerasyon görülebilir.

Aşırı miktarda tüketirseniz: Bilinçsizce alınan destek ürünlerle aşırı miktarlara ulaşılabilir, bu durumda Wilson hastalığı, bulantı, abdominal ağrı, hemeroid, enfeksiyonlara yatkınlık oluşabilir, depresyona eğilim artabilir.

Zengin kaynaklar
Karaciğer başta olmak üzere diğer organ etleri, kabuklu deniz ürünleri, buğday özü, yulaf, kuru baklagiller, yağlı tohumlar, mantar, soya fasulyesi ve susam en iyi bakır kaynaklarıdır. Erişkin bireyler için 1/2 çay bardağı ay çekirdeği bakır gereksinimini karşılayabilir. Ayrıca yemek pişirme işlemlerinin bakır kaplarda yapılması da besinlerin bakır içeriğini artırır.

Mantar
Besleyicilik olarak mantar etin yerini tutar, bitkisel kaynaklı protein değeri oldukça yüksektir. Mantar, düşük karbonhidrat ve yağ oranı nedeniyle kalp ve damar hastalıklarında, kandaki şeker düzeyini düşürme özelliği nedeniyle de şeker hastalıklarında diyet öğesi olarak önerilmektedir. Romatizma ve üremisi olanlar yememelidirler. Tanınmayan mantarlar kesinlikle yenmemelidir, kültür mantarları tüketilmelidir.



Çin konuşlu fabrikasında Lida turunç filizleri ile üretilmektedir.