<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Orjinal Lida &#124; Sağlıklı yaşam ve sağlıklı zayıflama haberleri &#187; ağrı</title>
	<atom:link href="http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/tag/agri/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam</link>
	<description>Sağlık ve Zayıflama / Diyet Haberlerinin Bulunduğu Ek.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 12:47:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Akupunktur ağrı kesmiyor</title>
		<link>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/akupunktur-agri-kesmiyor.html</link>
		<comments>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/akupunktur-agri-kesmiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Jan 2009 10:25:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı kesici]]></category>
		<category><![CDATA[akupunktur]]></category>
		<category><![CDATA[eklem romatizması]]></category>
		<category><![CDATA[migren]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/?p=615</guid>
		<description><![CDATA[Akupunkturun ağrıyı dindirme etkisinin çok az oldu belirlendi. Araştırmayı Kopenhag’daki Nordic Cochrane Merkezi’nden uzmanlar yaptı. 3 bin kişinin katıldığı araştırmada hastalara migren, eklem romatizması gibi rahatsızlıkların tedavisi için akupunktur tedavisi yapıldığı söylendi. Ancak hastalara akupunkturda kullanılan iğneler, ağrı noktalarına değil de rastgele yerleştirildi. Sonuçta geleneksel tedavi yöntemiyle sözde tedavi uygulananlar arasında ağrının azalmasıyla ilgili çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Akupunkturun ağrıyı dindirme etkisinin çok az oldu belirlendi. Araştırmayı Kopenhag’daki Nordic Cochrane Merkezi’nden uzmanlar yaptı.</p>
<p style="text-align: justify;">3 bin kişinin katıldığı araştırmada hastalara migren, eklem romatizması gibi rahatsızlıkların tedavisi için akupunktur tedavisi yapıldığı söylendi. Ancak hastalara akupunkturda kullanılan iğneler, ağrı noktalarına değil de rastgele yerleştirildi. Sonuçta geleneksel tedavi yöntemiyle sözde tedavi uygulananlar arasında ağrının azalmasıyla ilgili çok az bir fark olduğu anlaşıldı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/akupunktur-agri-kesmiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Emzirmek Anneyi Romatizmadan Koruyabilir!</title>
		<link>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/emzirmek-anneyi-romatizmadan-koruyabilir.html</link>
		<comments>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/emzirmek-anneyi-romatizmadan-koruyabilir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2009 11:03:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[artrite]]></category>
		<category><![CDATA[eklem iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[emzirmek]]></category>
		<category><![CDATA[iç organ]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[romatizma]]></category>
		<category><![CDATA[romatoid]]></category>
		<category><![CDATA[sigara alışkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sinoviyum]]></category>
		<category><![CDATA[şişme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/?p=171</guid>
		<description><![CDATA[İsveç’te yapılan bir araştırmaya göre, bebeğini uzun süre emziren annelerin menopoz döneminden sonra romatizma olma riski azalıyor. Plos Medicine dergisinin internet sitesinde yayımlanan habere göre, bebeğini en az bir yıl emziren annelerde menopoz döneminden sonra romatizma hastalığının bir türü olan romatoid artrite yakalanma riskinin azaldığı, İsveç’te yapılan araştırmayla ortaya çıktı. Araştırmada, emzirmenin ya da doğum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İsveç’te yapılan bir araştırmaya göre, bebeğini uzun süre emziren annelerin menopoz döneminden sonra romatizma olma riski azalıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Plos Medicine dergisinin internet sitesinde yayımlanan habere göre, bebeğini en az bir yıl emziren annelerde menopoz döneminden sonra romatizma hastalığının bir türü olan romatoid artrite yakalanma riskinin azaldığı, İsveç’te yapılan araştırmayla ortaya çıktı.</p>
<p style="text-align: justify;">Araştırmada, emzirmenin ya da doğum kontrol hapı kullanmanın romatoid artrit hastalığına yakalanma olasılığına etki edip etmediği incelendi.Kanserle ilgili başka bir araştırmaya katılan 18 bin kadının verilerine bakılarak yapılan inceleme sonucunda, katılımcıların 136’sının romatoid artrit olduğu saptandı. Bu kadınların yaşam tarzları, bebeklerini emzirip emzirmedikleri, emzirdilerse bunun ne kadar sürdüğü ve doğum kontrol hapı kullanıp kullanmadıkları gibi veriler, 544 sağlıklı kadının verileriyle karşılaştırıldı.<br />
Veri analizi sonucunda, en az 13 ay emziren annelerin romatoid artrit olma riskinin, hiç emzirmeyen annelere göre yarıya düştüğü ortaya çıktı.<br />
Bilim adamları, bebeklerini 1 ila 12 ay emziren annelerde de hastalığa yakalanma riskinin azaldığını belirterek, eğitim düzeyi, sigara alışkanlığı ve doğum kontrol haplarının hastalığa yakalanma konusunda etki etmediğini kaydettiler.<br />
Araştırmanın, romatoid artrit hastalığının kadınlarda erkeklerden daha fazla görülmesi nedeniyle önemli olduğu ifade edildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Eklem iltihabının (artrit) sık görülen formu olan romatoid artrit, eklemlerin içindeki zarda (sinoviyum) ve/veya diğer iç organlarda iltihaba yol açıyor. Hastalık, eklemde ısı artışı, şişme ve ağrıya yol açabiliyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/emzirmek-anneyi-romatizmadan-koruyabilir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AĞRILAR</title>
		<link>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/agrilar.html</link>
		<comments>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/agrilar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Dec 2008 12:09:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı dağı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrılar]]></category>
		<category><![CDATA[ayak ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[baş ağrışı]]></category>
		<category><![CDATA[bel ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[diş ağrısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/?p=336</guid>
		<description><![CDATA[Ağrının tanımı Uluslararası Ağrı Araştırmaları Teşkilâtı tarafından 1979 yılında şu şekilde yapılmıştır: &#8220;Ağrı, vücudun herhangi bir yerinden kaynaklanan, organik bir nedene bağlı olan veya olmayan insanın geçmişteki tüm deneyimlerini kapsayan, hoş olmayan bir duyudur&#8221;. Günümüzde ağrı iki grupta incelenmektedir. Birincisi; çeşitli hastalıkların habercisi olarak karşımıza çıkan akut (iveğen) ağrıdır. Akut ağrı bir hastalık belirtisidir. Çoğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Ağrının tanımı Uluslararası Ağrı Araştırmaları Teşkilâtı tarafından 1979 yılında şu şekilde yapılmıştır:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Ağrı, vücudun herhangi bir yerinden kaynaklanan, organik bir nedene bağlı olan veya olmayan insanın geçmişteki tüm deneyimlerini kapsayan, hoş olmayan bir duyudur&#8221;. Günümüzde ağrı iki grupta incelenmektedir. Birincisi; çeşitli hastalıkların habercisi olarak karşımıza çıkan akut (iveğen) ağrıdır. Akut ağrı bir hastalık belirtisidir. Çoğu kez vücutta var olan bir doku hasarının habercisidir. Akut ağrı vücudun alarm sisteminin önemli bir parçasıdır. Varlığı ile vücutta bir bozukluk olduğuna işaret eder ve hastanın hekime başvurmasını sağlar. Bazen kas iskelet sistemindeki bir hasarın ya da mekanik bir problemin, bazen romatizmal bir hastalığın, bazen iltihabi bir durumun hatta bazen de kanserin habercisi olarak görülebilir. Bu durum ağrılı hastanın tıbbın tüm olanakları kullanılarak ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesini gerektirir. Doğru tanıya ulaşmak için öncelikle hasta çok ayrıntılı bir şekilde dinlenilmeli, ağrının tüm özellikleri ile ilgili bilgi alınmalı, ardından özenli bir şekilde muayene edilmelidir. Çeşitli laboratuar testleri ve radyolojik incelemeler de tanıya ulaşmada çok yardımcı olacaktır. Tüm bu yöntemlerle doğru tanı konulmalı, en uygun tedavi uygulanmalı ve geri dönülmesi mümkün olmayan sonuçların doğması önlenmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">İkinci grup ağrılar ise kronik (süreğen) ağrılardır. Kronik ağrılar 6 aydan (bazı durumlarda 3 aydan) uzun süren ve artık bir alarm sistemi olmaktan öteye geçen ağrılardır. Kronik ağrı bir hastalık habercisi değil, başlı başına sorunun ta kendisidir. Kronik ağrı çeken kişi bir kısır döngü içine girer. Hasta gücünü, etkinliğini yitirir. Toplum içindeki üretkenliğini, aktifliğini kaybeder. Bu durum çoğu kez hastanın içe kapanmasına ve depresyona girmesine yol açar. Depresyon kişiyi daha duyarlı hale getirir, ağrı eşiğini düşürür ve ağrıların daha da şiddetlenmesine neden olur. Bu durum tam bir ağrı kısır döngüsüdür. Kronik ağrı bir hastalık belirtisi değil, hastalığın ta kendisidir. Kronik ağrı, sadece ağrıyı çeken hastayı değil, aynı zamanda hastanın yakın çevresini de etkileyen ciddi bir sorundur. Kronik ağrıdan kaynaklanan sosyal ve ekonomik kayıp da göz ardı edilmemelidir. ABD&#8217;de yapılan bir araştırmada her yıl kronik ağrılara bağlı olarak 700 milyon iş günü kaybı ve 60 milyon dolar zarar meydana geldiği hesaplanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hastaların en çok şikayetçi olduğu ağrılar şöyle sıralanabilir:</p>
<p style="text-align: justify;">* Bel ve bacak ağrıları<br />
* Boyun ağrıları<br />
* Baş ağrıları<br />
* Sırt ağrıları<br />
* Omuz-kol ağrıları<br />
* Yüz ağrıları-nevraljiler<br />
* Damar tıkanıklığına bağlı ağrılar<br />
* Kanser ağrıları<br />
* Nedeni belirlenemeyen ağrılar</p>
<p style="text-align: justify;">Ağrının tedavisi: Modern tıpta ağrı kesici ilaç kullanımı tedavide önemli bir yer tutar. Ancak burada önemli olan nokta ağrı kesici ilaçların kontrolsüz ve düzensiz bir şekilde kullanılmaması ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen Ağrı Kesici Kullanım İlkelerine uyulmasıdır. Bu ilkeler ağrı kesicilerin kullanım yolunu, dozunu, ağrı kesici ilaca başlama zamanını, ilaç kullanımı sırasında karşılaşılabilecek yan etkilerle başa çıkma yollarını belirler. Yapılan araştırmalarda tüm ağrı tiplerinin %90&#8242;ından fazlasının doğru ağrı kesici ilaç tedavisiyle kesilebileceği ortaya çıkarılmıştır. Ağrı kesici ilaçların etkili ve yeterli olmadığı durumlarda ise ağrının kaynağına göre fizik tedavi yöntemleri, cerrahi operasyonlar veya girişimsel ağrı tedavisi yöntemleri uygulanır. Bu noktada doğru yaklaşım hastaya en uygun tedavi yönteminin belirlenmesi ve zaman kaybetmeden hastanın doğru tedaviye ulaşmasının sağlanmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ağrı kliniklerinde ağrı tedavisi için kullanılan başlıca yöntemler ilaç tedavileri ve girişimsel ağrı tedavisi yöntemleridir. Kronik ağrının ele alınması ve tedavisinin anesteziyoloji içindeki gelişiminin kaynağı girişimsel ağrı tedavisi yöntemleridir. Minimal invaziv yöntemler olarak tanımlanan bu girişimler tedavisi güç ağrılarda hastayı fazla bir zahmete sokmadan kolay ve etkin bir şekilde ağrının kesilmesini sağlamaya yöneliktir. Bu yöntemlerin başlıcaları sinir blokajlarıdır. Vücutta çeşitli tipte sinir lifleri bulunur. Bazı sinirler kasların hareketinden sorumluyken bazıları duyulardan bazıları ise ağrı iletiminden sorumludur. Ağrı hekiminin ilgi alanı bu ağrı sinirleridir. Örneğin, yüzde çok şiddetli elektrik çakması tarzında ağrı şikayetiyle kendini gösteren trigeminal nevraljide trigeminal sinire uygulanan blok işlemleri ile ağrının uzun süreli olarak (3-8 sene arası) ortadan kalkması sağlanır. Benzer şekilde bel ve boyun kireçlenmesine bağlı ağrılarda kireçlenen eklemlerin sinirlerine uygulanan blokla ağrı giderilir. Toplumda sık görülen bel ve boyun fıtıklarında uygulanan çeşitli enjeksiyonlar veya omurlar arasındaki diske uygulanan yöntemlerle fıtığın gerilemesi ve ağrının ortadan kalkması sağlanabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu girişimsel yöntemler yaklaşık 30&#8217;45 dakika sürer, lokal (bölgesel) anestezi altında ve hasta hafif uyutularak (sedasyon) uygulanır. Bu nedenle hastalar ağrı ya da başka bir rahatsızlık hissetmezler. Enfeksiyondan korunmak amacıyla tüm işlemler, steril ameliyathane koşullarında ve tek kullanımlık malzeme ile yapılır. Girişimsel ağrı tedavisinde uygulanan yöntemlerin tümü görüntüleme yöntemlerinin kılavuzluğunda gerçekleştirilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/agrilar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Duruşunuza dikkat edin</title>
		<link>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/durusunuza-dikkat-edin.html</link>
		<comments>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/durusunuza-dikkat-edin.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2008 11:36:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[bel ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[çene]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[kalça]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[kol]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[sıkıntı]]></category>
		<category><![CDATA[sırt]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/?p=183</guid>
		<description><![CDATA[Eğilirken belinizi tutuyor ya da uykudan ağrıyla mı uyanıyorsunuz? Uzmanlar bu sıkıntılarından kurtulmak için uygulayabileceğiniz küçük ipuçlarını sıraladı. Korunma yöntemleri &#8220;Doğru durusu öğrenerek belinize yüklenmeyi azaltabilirsiniz. Bel ağrılarının dörtte üçü korunma ile önlenebilir&#8221; dedi. Uzmanlar, belimizi korumak için su önerilerde bulundu: Durusu iyileştirme Düzgün duruş boyun, sırt ve beldeki kavislerin dengeli ve uyum içinde olması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Eğilirken belinizi tutuyor ya da uykudan ağrıyla mı uyanıyorsunuz? Uzmanlar bu sıkıntılarından kurtulmak için uygulayabileceğiniz küçük ipuçlarını sıraladı.</p>
<p style="text-align: justify;">Korunma yöntemleri</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Doğru durusu öğrenerek belinize yüklenmeyi azaltabilirsiniz. Bel ağrılarının dörtte üçü korunma ile önlenebilir&#8221; dedi. Uzmanlar, belimizi korumak için su önerilerde bulundu:</p>
<p style="text-align: justify;">Durusu iyileştirme</p>
<p style="text-align: justify;">Düzgün duruş boyun, sırt ve beldeki kavislerin dengeli ve uyum içinde olması demektir. Ayakta ve oturma sırasında kötü duruşta bu kavislerin artması ya da azalması ile diskler, kaslar, bağlar ve eklemlerde zorlanmayla ağrı oluşur. Aşağıdaki öneriler duruşunuzu iyileştirmenizde yardımcı olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayakta dururken:</p>
<p style="text-align: justify;">* Omurganızın kavislerini koruyun. Öne ya da arkaya eğilmeden düzgün durun.<br />
* Her iki ayağınızın üzerine eşit ağırlık verin.<br />
* Karninizi ve çenenizi hafifçe içeriye çekin.<br />
* Her iki ayak tabanınızı yere 10–15 cm aralıklı olarak basın.</p>
<p style="text-align: justify;">Düzgün oturma</p>
<p style="text-align: justify;">Oturduğunuz yer ne çok sert ne de yumuşak olmalı, kol koyma yerlerinin, oturma yerinin ve arkalığının yüksekliği ve eğimi size uygun olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Otururken omurganızın zorlanmaması için:<br />
* Bel kanisinizi küçük bir yastık veya bel desteği ile destekleyin.<br />
* Kalçalarınızı oturma yerinin arkasına dayayın.<br />
* Dizlerinizi ve kalçalarınızı dik açıda olacak şekilde tutun.<br />
* Kollarınızı kolluğa dirsekleriniz dik açıda oluşturacak şekilde koyun.<br />
* Ayak tabanlarımızı yerle tam temas ettirin.</p>
<p style="text-align: justify;">DÜZGÜN UYUMA</p>
<p style="text-align: justify;">Çoğu kimse sabah yatağından bel ağrısıyla uyanır. Bunun nedeni, sıklıkla kötü yataklar ve uyuma pozisyonlarıdır. Ağrısız sabahlar için aşağıdaki önerilere dikkat edin:</p>
<p style="text-align: justify;">* Yattığınız yer düz, ne çok sert, ne de çok yumuşak olmalıdır.<br />
* Yastığınız ince olmalı ve boyun kanisinizi desteklemelidir.<br />
* Ağrılı dönemlerde sırt üstü yattığınızda, belinizin ve dizlerinizin altını küçük bir yastıkla destekleyin. Yan yattığınızda da dizlerinizin arasına küçük bir yastık koyun.</p>
<p style="text-align: justify;">Öne eğilme</p>
<p style="text-align: justify;">Öne eğilme yerine, omurga kavislerini koruyarak, dizlerinizi bükerek çömelmeyi tercih edin.</p>
<p style="text-align: justify;">Ağırlık kaldırma</p>
<p style="text-align: justify;">Ağırlık taşırken orta hatta ve gövdeye yakin tutulmalıdır. Doğru ağırlık kaldırmak için bu önerileri göz önünde tutun:</p>
<p style="text-align: justify;">* Dengeli bir duruş sağlayabilmek için geniş bir destek alanı oluşturun.<br />
* Belinizi öne eğmeden, omurganızı düzgün tutarak, kavislerini koruyarak, kalça ve dizlerden bükerek çömelin.<br />
* Orta hatta ve gövdenize yakin tutun ve omurganızın düzgünlüğünü koruyarak doğrulun.<br />
* Cismi itmek veya çekmek gerekiyorsa itmek beli daha az zorladığı için itin.</p>
<p style="text-align: justify;">Günlük isler</p>
<p style="text-align: justify;">Yatak yapma, ev temizliği, ütü yapma, yemek yapma gibi ev isleri sırasında, alışverişte, seyahatte, bahçe islerinde omurganızı düzgün tutmaya, öne eğilirken dizlerinizi bükmeye özen gösterin.</p>
<p style="text-align: justify;">Kondisyon</p>
<p style="text-align: justify;">Kondisyonun Çeşitli fiziksel etkinlik ve egzersizlerle iyileştirilmesi bel ağrısında korunma ve tedavide önemli bir rol oynar. Kondisyon belirli bir programla yürütülen, yüzme, yürüme, koşma, bisiklete binme gibi aktivitelerle iyileştirilir. Bazı basit egzersizler ve ağırlık kaldırma da kondisyonu iyileştirmede yardımcı olabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sigarayı bırakma</p>
<p style="text-align: justify;">Sigara, omur, disk ve diğer yapıların kanlanmasını bozarak bel ve boyun ağrısı olasılığını arttırır. Omurgayı korumak ve diğer zararlı etkilerinden korunmak amacıyla sigara içilmemesi önerilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ergonomik mekânlar<br />
İsin ergonomik olması demek; isin, çalışanın anatomik, fizyolojik ve psikolojik yapısına uygun olmasıdır. Çalışanlarda ergonomik düzenlemeler ve korunma eğitimleri omurga hastalıklarından korunmada etkilidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Spor çok önemli<br />
Spor, hareketli ve sağlıklı yasam için en güzel etkinliktir. Bel sağlığı için en iyi sporlar yürüme, yüzme ve bisiklete binmektir. Ani, beklenmedik ve zorlayıcı hareketlerle yapılan futbol, basketbol, kürek çekme, tenis, golf gibi sporlar beliniz için zararlıdır. Spor sırasında yanlış hareketler yapılması ve kötü tasarlanmış aletler kullanılması bel ağrılarına sebep olur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/durusunuza-dikkat-edin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beslenmede Bakırın Önemi!</title>
		<link>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/beslenmede-bakirin-onemi.html</link>
		<comments>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/beslenmede-bakirin-onemi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Dec 2008 11:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[abdominal]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[anemi]]></category>
		<category><![CDATA[bakır]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[C vitamini]]></category>
		<category><![CDATA[dejenerasyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[enzim]]></category>
		<category><![CDATA[hemoglobi]]></category>
		<category><![CDATA[hemoroid]]></category>
		<category><![CDATA[iltihap]]></category>
		<category><![CDATA[inflasmasyon]]></category>
		<category><![CDATA[inorganik]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[karaciğer]]></category>
		<category><![CDATA[keratin]]></category>
		<category><![CDATA[kimyasal maddeler]]></category>
		<category><![CDATA[mineraller]]></category>
		<category><![CDATA[oksijen]]></category>
		<category><![CDATA[pigment]]></category>
		<category><![CDATA[saç]]></category>
		<category><![CDATA[tamamlayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[tirosinaz]]></category>
		<category><![CDATA[trabeküler]]></category>
		<category><![CDATA[Vücut]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/?p=169</guid>
		<description><![CDATA[Bakır, hemoglobine bağlı demirin korunması ve C vitamininin kullanımı için gereklidirMineraller vücudun sağlıklı kalabilmesi için gerekli kimyasal maddeler ile bu maddelerin inorganik bileşikleridir. Her mineralin, öbür besin maddelerinin etkisini güçlendiren tamamlayıcı bir görevi vardır. Bu önemli minerallerden biri de bakırdır. Örneğin bakır hemoglobine bağlı demirin korunması ve C vitamininin kullanımı için gereklidir. Total olarak ortalama [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bakır, hemoglobine bağlı demirin korunması ve C vitamininin kullanımı için gereklidirMineraller vücudun sağlıklı kalabilmesi için gerekli kimyasal maddeler ile bu maddelerin inorganik bileşikleridir. Her mineralin, öbür besin maddelerinin etkisini güçlendiren tamamlayıcı bir görevi vardır. Bu önemli minerallerden biri de bakırdır. Örneğin bakır hemoglobine bağlı demirin korunması ve C vitamininin kullanımı için gereklidir.<br />
Total olarak ortalama bir yetişkin vücudunda 80-120 mg. Kadar bakır yer almaktadır ve bunun büyük kısmı karaciğerde yer almaktadır. Vücudumuzda neredeyse tüm dokularda yer alan bakır birçok enzimli reaksiyonda hayati rol oynamaktadır:</p>
<p style="text-align: justify;">  Oksijen taşıyıcı görev yapan hemoglobin formasyonunda katalizör görevi görmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">  Alerji ve inflamasyonu kontrol eden histaminaz enziminin görevinde etkilidir.</p>
<p style="text-align: justify;">  Saçtaki keratin doku ve pigmentlerin yapımında görevli tirosinaz için gereklidir.</p>
<p style="text-align: justify;">  Vücut dokusunun yeniden oluşması için gerekli enzimlerin hayati bileşenidir.</p>
<p style="text-align: justify;">  Beyin sinirlerimiz ve bağ dokusu için bakır miktarı çok önemlidir.Yeterli miktarda almazsanız: Ağır bakır yetersizliğinde kalpte ve kalp damarlarında hasar, bağışıklık sistemde önemli derecede azalma, anemi, artmış kanser riski, iltihabi hastalıklarda artış, trabeküler doku kaybı, saç kaybı, saçlarda erken beyazlama, sinirsel dejenerasyon görülebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aşırı miktarda tüketirseniz: Bilinçsizce alınan destek ürünlerle aşırı miktarlara ulaşılabilir, bu durumda Wilson hastalığı, bulantı, abdominal ağrı, hemeroid, enfeksiyonlara yatkınlık oluşabilir, depresyona eğilim artabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Zengin kaynaklar<br />
Karaciğer başta olmak üzere diğer organ etleri, kabuklu deniz ürünleri, buğday özü, yulaf, kuru baklagiller, yağlı tohumlar, mantar, soya fasulyesi ve susam en iyi bakır kaynaklarıdır. Erişkin bireyler için 1/2 çay bardağı ay çekirdeği bakır gereksinimini karşılayabilir. Ayrıca yemek pişirme işlemlerinin bakır kaplarda yapılması da besinlerin bakır içeriğini artırır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mantar<br />
Besleyicilik olarak mantar etin yerini tutar, bitkisel kaynaklı protein değeri oldukça yüksektir. Mantar, düşük karbonhidrat ve yağ oranı nedeniyle kalp ve damar hastalıklarında, kandaki şeker düzeyini düşürme özelliği nedeniyle de şeker hastalıklarında diyet öğesi olarak önerilmektedir. Romatizma ve üremisi olanlar yememelidirler. Tanınmayan mantarlar kesinlikle yenmemelidir, kültür mantarları tüketilmelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/beslenmede-bakirin-onemi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Panik hastaların çoğu kadın</title>
		<link>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/panik-hastalarin-cogu-kadin.html</link>
		<comments>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/panik-hastalarin-cogu-kadin.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Nov 2008 13:07:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[Astım]]></category>
		<category><![CDATA[atak]]></category>
		<category><![CDATA[baş dönmesi]]></category>
		<category><![CDATA[boğulma]]></category>
		<category><![CDATA[bulantı]]></category>
		<category><![CDATA[çarpıntı]]></category>
		<category><![CDATA[delirme]]></category>
		<category><![CDATA[dengesizlik]]></category>
		<category><![CDATA[Diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[epilepsi]]></category>
		<category><![CDATA[fobik]]></category>
		<category><![CDATA[göğüs]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kalp kapakçığı]]></category>
		<category><![CDATA[nesef]]></category>
		<category><![CDATA[panik]]></category>
		<category><![CDATA[panik atak]]></category>
		<category><![CDATA[sıkışma]]></category>
		<category><![CDATA[terleme]]></category>
		<category><![CDATA[titreme]]></category>
		<category><![CDATA[troid]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/?p=133</guid>
		<description><![CDATA[Panik atak her yaşta görülebiliyor. Ama panik atak hastalarının çoğu kadın. Neden mi? Panik ataklar fobik bozukluklar, tiroid, kalp kapakçığı, diyabet, epilepsi ve astım ile beraber görülüyor.. Çok sık duymaya başlanan bir hastalık oldu panik bozukluklar. Sinemaya, tiyatroya gidemeyen, trene binemeyen, uçak yolculukları kabusa dönen bu hastalar, asansöre binemiyor ve tünellerden geçemiyor. Sürekli atak geçireceği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Panik atak her yaşta görülebiliyor. Ama panik atak hastalarının çoğu kadın. Neden mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Panik ataklar fobik bozukluklar, tiroid, kalp kapakçığı, diyabet, epilepsi ve astım ile beraber görülüyor..</p>
<p style="text-align: justify;">Çok sık duymaya başlanan bir hastalık oldu panik bozukluklar. Sinemaya, tiyatroya gidemeyen, trene binemeyen, uçak yolculukları kabusa dönen bu hastalar, asansöre binemiyor ve tünellerden geçemiyor. Sürekli atak geçireceği korkusuyla evden çıkmayan, hastane yakınına taşınan kişiler bunlar. Alkol ve esrar gibi maddelerin de tetikliği panik bozukluğu kişiye pek çok fiziksel belirtilerle geliyor. Kişiyi korkutan, ürküten, ölecekmiş, delirecekmiş hissi yaşatan bu hastalığın ne olduğunu, belirtilerini, seyrini ve nasıl tedavi edildiğini NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi&#8217;nden Psikiyatri Uzmanı Dr. Hüseyin Bulut&#8217;a sorduk.</p>
<p style="text-align: justify;">-Panik atağın tanımı nedir?<br />
Panik atağı, çarpıntı, terleme, titreme, boğulma ya da nefes alamama hissi, göğüste ağrı ve sıkışma, bulantı, baş dönmesi, dengesizlik gibi duyumların olağan dışı şiddette hissedildiği, beraberinde kontrolünü kaybetme, delirme ya da ölüm korkusu ile karakterize bir süreçtir.</p>
<p style="text-align: justify;">-Peki panik atağın özellikleri nelerdir? Nasıl başlar ne kadar sürer?<br />
Panik atak ani başlangıçlıdır. Genellikle hızlı şekilde birkaç dakika içerisinde şiddet olarak en üst düzeyine ulaşır. Genellikle kısa sürer. Bazen sadece 1-2 dakika sürer, nadiren de birkaç saat süren ataklar da olabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">-Panik atakları, panik bozukluğu dışında hangi durumlarda görülebilir?<br />
Fobik bozukluklar, tiroid hastalıkları (hipertiroidi gibi), bir kalp kapakçığı bozukluğu olan mitral valv prolapsusu (MVP), diyabet, epilepsi, astım, koroner arter hastalığı, panik atakların görüldüğü durumlar arasındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">-Başka hangi durumlarda görülebilir?<br />
Alkol, esrar, kokain, uyarıcı ilaçlar ve diğer bazı maddelerle ilişkili olarak da panik ataklar gözlenebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">-Panik bozukluğu nedir, kişi bu rahatsızlıkta neler yaşar?<br />
Tekrarlayan, beklenmedik panik atakları olur. Ataklar arasındaki zamanlarda kişi başka panik ataklarının da olacağına ilişkin sürekli bir kaygı duyar.  Kişi, yaşadığı panik ataklar sonrası kalp krizi geçirip öleceğini, kontrolünü yitirip çıldıracağını ya da felç geçireceğini düşünür. Ataklara ve olası kötü sonuçlarına karşı kişi kendince önlem alır.</p>
<p style="text-align: justify;">-Nedir bu önlemler örneğin?<br />
Evden dışarı tek çıkmak istemez mesela. Evde tek kalmak istemez, kapalı alanlarda ya da açık meydanlarda bulunmaktan kaçınır. Yanında uğur getirdiğine inandığı şeyleri taşır. Çantasında su taşıyabilir, bir hastanenin yakınında zaman geçirmek isteyebilir. Tüm bunları acil bir durum yaşadığında yardım alabilmek için yapar.</p>
<p style="text-align: justify;">-Panik bozukluğunun sıklığı, görülme yaşları ve cinsiyet olarak baskınlığı nasıldır?</p>
<p style="text-align: justify;">Toplum içinde görülme sıklığı %1.5-3.5 arasındadır. Panik bozukluğu hastalarının % 80&#8242;e yakını kadındır. Hastalığın başlangıç yaşı çok değişkenlik gösterse de ergenliğin son dönemleri ve otuzlu yaşlar sıklık gösterdiği yaşlardır. Çok küçük yaşlarda da ortaya çıkabilir, ileri yaşlarda da kendisini gösterebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">-Panik bozukluğunun sebepleri nelerdir?<br />
Hem biyolojik hem de psikolojik sebepler üzerinde durulmaktadır. Biyolojik olarak daha çok beyindeki nörokimyasal maddeler üzerinde araştırma yapılmaktadır. Tedavi için verilen ilçlar da bu maddeler üzerinden etkili olarak tedavideki başarıyı sağlamaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">-Panik bozukluğunda agorafobi kavramı sıkça geçmektedir. Bunu açıklayabilir misiniz?<br />
Panik atak gelince kaçmanın ve yardım sağlamanın zor olacağı yerlerde bulunmaktan korkmaya agorafobi denir. Agorafobik hastalar panik gelince doktora ulaşamam korkusu ile sinema, tren ve uçak yolculuğu, kırlarda, kalabalık cadde ve dükkanlarda dolaşma, asansör, tünel gibi yerlerde bulunma şeklindeki etkinliklerden kaçınırlar ya da zorunlu hallerde çok sıkıntı çekerek bu durumlara katlanırlar. Ağır olgular hiç evden çıkmayabilirler.</p>
<p style="text-align: justify;">- Beraber ve ayrı ayrı görülebiliyor mu?<br />
Evet. Agorafobinin bulunduğu panik bozukluğuna &#8220;Agorafobi ile Birlikte Panik Bozukluğu&#8221;, bulunmadığı durumlara ise &#8220;Agorafobi Olmadan Panik Bozukluğu&#8221; adı verilmektedir. Hiç panik atak geçirilmemiş olmasına karşın agorafobi bulunması ise &#8220;Panik Bozukluğu Olmadan Agorafobi&#8221; olarak nitelendirilir. Bazı araştırıcılar panik bozukluğunda, agorafobinin panik ataklara mutlaka eşlik ettiğini ileri sürmekle birlikte, bugün kabul edilen agorafobi olmadan da panik atakların bulunabileceğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">-Panik bozukluğu ailesel bir hastalık mıdır? Burası çok edilir?<br />
Panik Bozukluğu&#8217;nun ailevi bir hastalık olup olmadığı konusunda yapılan bilimsel araştırmalar, bu hastalığın ailevi niteliğine ilişkin güçlü kanıtlar vermiştir. Panik Bozukluğu tanılı hastaların birinci derece yakınlarında panik bozukluğu oranı belirgin olarak yüksektir. Yine panik bozukluğu olan hastaların birinci derece yakınlarında anksiyete dediğimiz kaygı duyarlılığı, normal popülasyona göre yüksek bulunmuştur.  Aynı şekilde ikizler üzerinde yapılan araştırmalar da benzer sonuçlar vermiştir. Bu araştırmalar, hastalığın ailevi geçişinde kalıtımsal etkenlerin önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Ancak bunun kalıtımsal özelliğin doğası henüz tam olarak çözümlenememiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">-Panik ataklar yaşanırken eşlik eden bedensel duyumlar ve fiziksel belirtiler nelerdir?<br />
Tanımı sırasında sorunuzu cevaplarken de belirttiğim gibi, nefes daralması, boğulma hissi, göz kararması, sendeleme, titreme, terleme, vücudun soğuması ya da ateş basması, çarpıntı, tansiyon yükselmesi, bulantı, karında rahatsızlık hissi, kişinin adeta kendisine yabancılaşması gözlenen bazı belirtilerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">-Panik bozukluğunda hissedilen psikolojik duygular nasıldır?<br />
Panik atağında şiddetli korku ön plandadır ve kişi bu korkunun şiddetini anlatacak kelime bulamaz. Daha önceden deneyimlemediği bir korkudur bu adeta. Kalp krizi geçirdiğini, ya da beyin kanaması geçirip felç olduğunu, az sonra öleceğini düşünür. Atağın şiddetiyle alakalı olarak kişi çoğu zaman da delireceğini ve aklını ve kontrolünü tamamen kaybedeceğini düşünür.</p>
<p style="text-align: justify;">-Bu hastalar hastanelerde hangi bölümlere başvururlar ya da direkt olarak psikiyatri bölümüne mi gelirler?<br />
Hastaların çok az kısmı, ilk başvurularında psikiyatriye gelirler. Çok büyük bir kısmı farklı kliniklere giderler ve tetkikler yaptırmak isterler. Büyük çoğunluk genelde kardiyoloji kliniğine gider. Çarpıntıları nedeniyle ve tansiyondaki yükselme nedeni ile kalp krizi geçiren hastalar gibi tetkikler yaptırmak isterler. EKG çektirmekten tutun da, en uç kardiyolojik tetkiklere kadar her şeyi yaptırma arzusu içindedirler. Bazı hastalar nöroloji, göğüs hastalıkları bölümlerine de giderler. Bu bölümlerde de her türlü tetkikleri yaptırmak isterler. Beyin MR&#8217;larını çektirmek isterler. Yapılan muayenelerde ve yapılan tetkikler neticesinde kendilerine herhangi bir hastalıkları olmadığı belirtilince genelde inanmak istemezler.</p>
<p style="text-align: justify;">-Neden inanmak istemezler?<br />
Rahatsızlıklarının ciddi olduğunu, doktorların önemli bir şeyi gözden kaçırdıklarını düşünürler. Bu tetkik merakı bazen günlerce ya da aylarca sürer ve kişi hastanenin uzağına bile gitmek istemez.  Çoğu zaman son çare olarak ya da doktorların tavsiyesi üzerine hasta psikiyatri kliniğine gelir ve hastalığını öğrenir.</p>
<p style="text-align: justify;">-Panik bozukluğunda tedavi nasıldır?<br />
Panik bozukluğu tedavi ile düzelebilen bir hastalıktır. Hastaların büyük bir kısmı tama yakın düzelir. Tedavide hedef, panik atakların sıklığını ve şiddetini azaltarak atakları ortadan kaldırmaktır. Biyolojik tedaviler açısından en sıklıkla kullanılan ilaçlar anksiyete (sıkıntı) giderici ilaçlar ve bazı antidepresan ilaçlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">- Bu ilaçlar panik tedavisinde de kullanılıyor yani…<br />
Evet. Bu ilaçlar antidepresan ilaçlar olarak adlandırılıyorlarsa da, kişide eşzamanlı olarak depresyon olsun ya da olmasın, kişinin kaygısını ve panik ataklarını azaltmada son derecede etkilidirler.</p>
<p style="text-align: justify;">-Tedavisinde terapi desteği de alınıyor mu?<br />
Panik bozukluğunun psikolojik tedavisinde bilişsel davranışçı tedavinin (BDT) etkili olduğu gösterilmiştir. Bu tedavi genellikle hastanın kliniğinin şiddetinin ortaya koyduğu duruma göre ortalama 10-15 seans kadar sürer.</p>
<p style="text-align: justify;">-Buradaki yaklaşım nedir? Hastaya neler verilir?<br />
Panik ataklarının ve panik bozukluğunun doğası hakkında bilgilendirme, tedavinin belirli bir aşamasıdır. Bilişsel yeniden yapılandırma aşamasında kişinin hastalıkla ilgili yanlış düşünceleri yerine daha gerçekçi düşüncelerin egemen kılınmasına çalışılır. Kişi atak sırasında zihninde adeta felaket senaryosu çizer. Bilişsel yaklaşım ile bu yanlış düşüncelerin önüne geçilir. Kişi atak sırasında &#8221; yaşadığım durum bir panik atak süreci, kısa süre sonra geçecek, ben bunu biliyorum. Bu atakta ölmeyeceğim, delirmeyeceğim, çıldırmayacağım, kontrolümü kaybetmeyeceğim&#8221; şeklinde düşünmeyi öğrenir.</p>
<p style="text-align: justify;">-Bu bilişsel yaklaşım&#8230; Panik tedavisinde davranışçı tedavilerden de yararlanıyor musunuz?<br />
Tabii. Davranışçı yaklaşım ile de korkulan durumlarla yüzleşme hedeflenir ve gevşeme egzersizleri öğretilir. Gevşeme egzersizi sırasında soluk alıp verme eğitimi de verilir.Hızlı soluk alıp verme panik belirtilerini tetikleyebilir. Buna hiperventilasyon adı verilir. Soluk alıp vermenin yavaşlatılması yoluyla, panik atakları sırasında hızlı soluk alıp verme yüzünden daha da kötüleşen belirtilerin azaltılmasına çalışılır. Panik bozukluğu hastalarında tercih edilen tedavi yöntemi, ilaç tedavisi ile birlikte bilişsel davranışçı terapinin uygulandığı yöntemdir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/panik-hastalarin-cogu-kadin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İthal damar sayesinde yürüyecek!</title>
		<link>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/ithal-damar-sayesinde-yuruyecek.html</link>
		<comments>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/ithal-damar-sayesinde-yuruyecek.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Nov 2008 15:05:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[atar damar]]></category>
		<category><![CDATA[bacak]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ithal]]></category>
		<category><![CDATA[suni damar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/?p=44</guid>
		<description><![CDATA[Şanlıurfa&#8217;da sol bacağında ağrı hisseden ve yürüme güçlüğü çeken hasta, ABD&#8217;den ithal edilen sığır damarının ameliyatla bacağına yerleştirilmesiyle sağlığına kavuştu. Serbest çalıştığı öğrenilen evli ve 3 çocuk babası 41 yaşındaki Aziz Mermerkaya, 16 yıl önce sol bacağının damarlarındaki tıkanma nedeniyle ameliyat edildi. Bacağına suni damar takıldıktan birkaç yıl sonra varis ameliyatı da olan Mermerkaya&#8217;nın bacağında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Şanlıurfa&#8217;da sol bacağında ağrı hisseden ve yürüme güçlüğü çeken hasta, ABD&#8217;den ithal edilen sığır damarının ameliyatla bacağına yerleştirilmesiyle sağlığına kavuştu.</p>
<p style="text-align: justify;">Serbest çalıştığı öğrenilen evli ve 3 çocuk babası 41 yaşındaki Aziz Mermerkaya, 16 yıl önce sol bacağının damarlarındaki tıkanma nedeniyle ameliyat edildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bacağına suni damar takıldıktan birkaç yıl sonra varis ameliyatı da olan Mermerkaya&#8217;nın bacağında geçen yıldan bu yana oluşan ağrılar, hastanın yürüme güçlüğü çekmesine neden oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir süre ilaç tedavisi gören ancak bacağındaki ağrılar zaman zaman nükseden Mermerkaya, birkaç gün önce Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü&#8217;ne müracaat etti.</p>
<p style="text-align: justify;">Tetkiklerin ardından anjiyo yapılan Mermerkaya&#8217;nın suni damarlarının işlev görmediğini belirlendi.Vücuttaki toplardamarların varis ameliyatında alındığını fark eden doktorlar, yeniden suni damar nakletmenin hastanın aynı sıkıntıları yaşamasına yol açabileceğini belirledi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilimsel araştırmalarda insan vücuduna çabuk uyum sağladığı belirlenen, yurt dışında sıkça kullanılan “sığırın meme atar damarı”nın hastanın bacağındaki suni damarla değiştirilmesine karar verildi.</p>
<p style="text-align: justify;">SIĞIR DAMARI İÇİN İHALE</p>
<p style="text-align: justify;">Durumu hastane başhekimi Opr. Dr. İdris Ahmet Çakır&#8217;a anlatan kalp ve damar cerrahisi bölümünde görevli doktorlar Fahri Hayri Atlı ile Mustafa Kemal Avşar, ameliyat için yurt dışında bazı sağlık merkezlerince bu tarz durumlar için hazırlanan sığır damarı ithal edilmesi gerektiğini bildirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun üzerine ihale açan hastane yönetimi, bir şirket aracılığıyla ABD&#8217;den 10 günde, bir solüsyon içinde, istenilen damarı getirtti.<br />
40 santimetre uzunluğundaki damar, yaklaşık 2,5 saat süren ameliyatla hastanın kasığıyla dizi arasındaki bölüme yerleştirildi.</p>
<p style="text-align: justify;">“ŞANLIURFA&#8217;DA HER TÜRLÜ AMELİYAT YAPILABİLİYOR”</p>
<p style="text-align: justify;">Ameliyatı gerçekleştiren doktorlardan Fahri Hayri Atlı, hastanın ithal sığır damarını kendi damarı gibi uzun süre kullanabileceğini, bu damarın vücutta tıkanmaya neden olmayacağını söyledi.</p>
<p style="text-align: justify;">Mermerkaya&#8217;nın daha önceki ameliyatlarında vücudundaki yedek damarların kullanıldığını ifade eden Atlı, yeniden suni damar yerleştirmenin bazı sıkıntılara yol açabileceği endişesiyle böyle bir karar aldıklarını kaydetti.</p>
<p style="text-align: justify;">Hastanın genel sağlık durumunun iyi olduğunu ve damarın vücuda uyum sağladığını bildiren Atlı, “Hastamız birkaç günde taburcu edilebilecek duruma gelir” dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Dr. Mustafa Kemal Avşar da zor bir ameliyat gerçekleştirdiklerini belirterek, “Urfa&#8217;da her türlü ameliyatın yapılabildiğini herkesin bilmesini istiyoruz” diye konuştu.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz Mermerkaya ise son dönemlerde ayağındaki ağrıların iyice arttığını, adım atmakta zorlandığını ifade ederek, ameliyatın ardından kendini çok iyi hissettiğini söyledi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/ithal-damar-sayesinde-yuruyecek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

