Lida Yosun Jeli Lida Meizi Çay

 
Ara
29

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Aralık-29-2008

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Tevfik Özlü, kış aylarında salgınlar yapan soğuk algınlığı, grip gibi viral solunum sistemi enfeksiyonlarının, bronşitli hastalarda normal kişilere göre daha ağır geçtiğini ve astım, KOAH ve bronşektazi hastalarında ataklara neden olabildiğini söyledi.

Özlü, kış mevsiminin kendini hissettirdiğini, birçok ilde kar, don ve fırtınanın hayatı zorlaştırdığını belirtti.

Kış koşullarında ulaşım, barınma, ısınmanın güçleşmesinin yanı sıra mevsime özgü çeşitli hastalıklar ve salgınların başladığını ifade eden Özlü, “Ama özellikle yaşlılar ve süreğen hastalığı olanların işi daha zor. Bu riskli grupların başında astım, bronşektazi (bronş genişlemesi) ve Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) gibi müzmin bronş hastalıklarına yakalanmış kişiler geliyor. Çünkü yağışlı, sisli, soğuk havalar, bu hastalarda şikayetleri artırmaktadır” dedi.

Özlü, kışın soba ve kaloriferlerin yanmasıyla bacalardan ortama dağılan dumana bağlı hava kirliliğinin, bronşitli hastalarda krizlere neden olabildiğine dikkati çekerek, özellikle hava kirliliğinin yaşandığı dönemlerde bronşit hastalarının hekim ve acil servis başvurularının arttığının bilindiğini söyledi.

Soğuk, yağış nedeniyle ev içi, iş yeri gibi kapalı mekanlarda daha çok zaman geçirildiğini, buna bağlı olarak kapalı alanlarda içilen sigara ve ısınma amaçlı yakıtların neden olduğu oda havası kirliliğinin, hastalığın kontrolünü zorlaştırdığına işaret eden Özlü, oda havası kirleticilerinin, astım ve KOAH hastalarında krizleri tetikleyen önemli faktörler arasında olduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Özlü, soğuk havalarda sıklığı artan nezle, sinüzit gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarından ötürü burun tıkanıklığı oluştuğunu belirterek, şunları söyledi:

“Bu hastaların, burun yerine ağızdan nefes alıp vermek zorunda kalmaları ise, hava yollarının ısı ve nemini düşürmekte ve özellikle geceleri tıkanmalar, nefes darlığı ve astım nöbetleri ortaya çıkmaktadır. Yine, soba veya kalorifer nedeniyle ev içi ortamın nem oranının çok düşmesi, özellikle uyurken ağızdan nefes alıp veren hastalarda hava yollarını kurutmakta ve gece öksürük, nefes darlığı gibi yakınmalara neden olmaktadır. Solunan havadaki ısı ve nemin düşük olması, astımlı hastaların hava yollarını tahriş ederek, krizleri başlatabilmektedir.”
Kış aylarında salgınlar yapan soğuk algınlığı, grip gibi viral solunum sistemi enfeksiyonlarının, bronşitli hastalarda normal kişilere göre daha ağır geçtiğini ve astım, KOAH ve bronşektazi hastalarında ataklara neden olabildiğini ifade eden Özlü, “Tüm bu faktörlerin bir araya gelmesiyle kış aylarında bronşitli hastaların çoğunun sorunları artmakta ve almakta oldukları tedavi yetersiz kalabilmektedir. Bu nedenle bronşitli hastaların bahsi geçen olumsuz koşullardan mümkün olduğunca kendilerini korumaları gerekmektedir” diye konuştu.
Özlü, kapalı ortamlarda sigara içilmemesi, odaların sık sık havalandırılması, soba kullanılıyorsa boru ve bacaların temizlenip iyi drenaj sağlanması, gece oda havasının nemlendirilmesi gerektiğini belirterek, grip salgınlarında olabildiğince kalabalıklarla temastan kaçınılması ve kirli havalarda zorunlu olmadıkça dışarıya çıkılmaması gerektiğini vurguladı.

Özlü, bu tedbirlere rağmen durumlarında her zamankinden farklı olarak kötüleşme hisseden hastaların hekimlerine başvurmaları ve tedavilerinin güncelleştirilmesi gerektiğini söyledi.


 
Ara
27

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Aralık-27-2008

Astım, akciğerlere hava taşıyan hava yollarının yani bronşların aşırı duyarlı olması ve çevresel bir takım etkenlerle daralması şeklinde tanımlanabilecek, genellikle alerjik olan kronik bir hastalıktır.

Bu hastalığın en önemli özelliği hastanın nefes alıp verirken zorlanmasıdır.

Astımın sebepleri nelerdir? Astımın ortaya çıkmasında hem kalıtsal hem de çevresel etkenlerin rolü vardır. Burada kişinin genetik olarak allerjiye yatkınlığı söz konusudur. Çevresel etkenler hastalığı ortaya çıkarmakta ve astım krizlerini başlatmaktadır. Bu etkenlere “tetiği çeken faktörler” denilmektedir. Bunlar arasında en önemlileri, bazı tüylü hayvanlar, solunum yolu enfeksiyonları, sigara dumanı, sisli-kirli hava, stres, ağır kokular, temizlik malzemeleri, stres ve soğuk-kuru havadır.

Astımın belirtileri nelerdir? Öksürük, hırıltı, göğüste sıkışma hissi gibi şikayetler, haftada bir kereden daha sık tekrarlıyorsa,  şikayetler, haftada bir kereden daha sık ortaya çıkıyorsa, şikayetler gece uykudan uyandırıyorsa, konuşmakta zorluk varsa, dudak ve tırnaklarda morarma varsa, yürümede zorluk varsa, kalpte çarpıntı, nabızda hızlanma varsa, soğuk algınlığı ile ortaya çıkan öksürükler kriz halinde, kuru öksürükler olarak 10 günden fazla sürüyor ve her üşütme göğse iniyorsa bunların dışında; nefes darlığı, göğüste tıkanıklık hissi ve hırıltı, nefes alıp verirken bir ıslık sesi hissedilmesi gibi belirtiler ortaya çıkmaktadır.

Astım tanısı nasıl konur? Astım tanısı açısından en önemlisi, hastanın şikayetleri ve muayene bulgusunun dikkatli değerlendirilmesidir. Tanıda en önemli testler; solunum fonksiyon testleri ve allerjinin tespiti açısından alerji testleridir. Erken tanı önemlidir. Çünkü allerjik hastalar gerekli önlemler alınmadıkça ve gereken tedavi yapılmadıkça artış gösterebilir.

Astımın tedavisi nedir? Alerjik hastalıklar ve astımın mucizevi bir tedavi yöntemi yoktur. Çünkü bu hastalıklar genetik geçişlidir. Ancak erken tanı ve iyi bir tedavi ile tamamen kontrol altına alınabilen hastalıklardır. Tedavide en önemli olan, hasta-hekim ilişkisi ve hastanın, hastalığı hakkında bilgi sahibi olmasıdır. Tedavinin amacı, hastaya, şikayetlerinin olmadığı veya en az düzeyde olduğu bir yaşam sağlamaktır. Tedavi uzun sürelidir. Tedavide birinci basamak kişinin duyarlı olduğu allerjilerden uzaklaşması ve sakınmasıdır. Tedavinin ikinci basamağı ilaçlardır. Öncelikle solunum yolu ile alınan, sprey ve ya toz şeklindeki ilaçlar tercih edilmelidir.


 
Ara
05

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Aralık-5-2008

Sezaryenle doğan bebeklerin astıma yakalanma riskinin normal doğanlardan daha fazla olabileceği bildirildi.

Hollanda’daki Sağlık ve Çevre Enstitüsünden Dr. Caroline Roduit ve ekibi, 8 yıl boyunca Hollanda’da Mayıs 1996 ile Aralık 1997′de dünyaya gelen, 247′si (yüzde 8,5) sezaryenle doğmuş 2 bin 917 çocuğun sağlık durumunu araştırdı.

Bu çocuklardan yüzde 12,4′ünün 8 yaşından itibaren astıma yakalandığını gören bilim adamları, sezaryenle doğan çocukların astıma yakalanma riskinin daha fazla olduğu sonucuna vardı.

Araştırmacılar, anne ya da babası alerjik bünyeye sahip çocukların astım riskinin iki kat, bu riskin anne ve babası da alerjik olanlarda üç kat arttığına dikkati çekiler.

Thorax adlı dergide yayımlanan araştırmanın, çocuğun astıma yakalanmasında kalıtsal ve çevresel etkenlerin birleşmesinin önemini gösterdiğini belirten bilim adamları, sezaryen oranının artmasının tıbbı gereklilik olmadan, kısmen annelerin talebinden kaynaklandığını ifade ettiler.

Son yıllarda özellikle gelişmiş ülkelerde astıma yakalanan çocukların sayısı arttı. Sezaryenle doğum oranı da gelişmiş ülkelerin çoğunda artış gösterdi. Sezaryenle doğum oranı 1970′lerde yüzde 5 iken bazı yerlerde 2000′de yüzde 30′un üzerine çıktı.


 
Kas
27

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Kasım-27-2008

Panik atak her yaşta görülebiliyor. Ama panik atak hastalarının çoğu kadın. Neden mi?

Panik ataklar fobik bozukluklar, tiroid, kalp kapakçığı, diyabet, epilepsi ve astım ile beraber görülüyor..

Çok sık duymaya başlanan bir hastalık oldu panik bozukluklar. Sinemaya, tiyatroya gidemeyen, trene binemeyen, uçak yolculukları kabusa dönen bu hastalar, asansöre binemiyor ve tünellerden geçemiyor. Sürekli atak geçireceği korkusuyla evden çıkmayan, hastane yakınına taşınan kişiler bunlar. Alkol ve esrar gibi maddelerin de tetikliği panik bozukluğu kişiye pek çok fiziksel belirtilerle geliyor. Kişiyi korkutan, ürküten, ölecekmiş, delirecekmiş hissi yaşatan bu hastalığın ne olduğunu, belirtilerini, seyrini ve nasıl tedavi edildiğini NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi’nden Psikiyatri Uzmanı Dr. Hüseyin Bulut’a sorduk.

-Panik atağın tanımı nedir?
Panik atağı, çarpıntı, terleme, titreme, boğulma ya da nefes alamama hissi, göğüste ağrı ve sıkışma, bulantı, baş dönmesi, dengesizlik gibi duyumların olağan dışı şiddette hissedildiği, beraberinde kontrolünü kaybetme, delirme ya da ölüm korkusu ile karakterize bir süreçtir.

-Peki panik atağın özellikleri nelerdir? Nasıl başlar ne kadar sürer?
Panik atak ani başlangıçlıdır. Genellikle hızlı şekilde birkaç dakika içerisinde şiddet olarak en üst düzeyine ulaşır. Genellikle kısa sürer. Bazen sadece 1-2 dakika sürer, nadiren de birkaç saat süren ataklar da olabilir.

-Panik atakları, panik bozukluğu dışında hangi durumlarda görülebilir?
Fobik bozukluklar, tiroid hastalıkları (hipertiroidi gibi), bir kalp kapakçığı bozukluğu olan mitral valv prolapsusu (MVP), diyabet, epilepsi, astım, koroner arter hastalığı, panik atakların görüldüğü durumlar arasındadır.

-Başka hangi durumlarda görülebilir?
Alkol, esrar, kokain, uyarıcı ilaçlar ve diğer bazı maddelerle ilişkili olarak da panik ataklar gözlenebilir.

-Panik bozukluğu nedir, kişi bu rahatsızlıkta neler yaşar?
Tekrarlayan, beklenmedik panik atakları olur. Ataklar arasındaki zamanlarda kişi başka panik ataklarının da olacağına ilişkin sürekli bir kaygı duyar.  Kişi, yaşadığı panik ataklar sonrası kalp krizi geçirip öleceğini, kontrolünü yitirip çıldıracağını ya da felç geçireceğini düşünür. Ataklara ve olası kötü sonuçlarına karşı kişi kendince önlem alır.

-Nedir bu önlemler örneğin?
Evden dışarı tek çıkmak istemez mesela. Evde tek kalmak istemez, kapalı alanlarda ya da açık meydanlarda bulunmaktan kaçınır. Yanında uğur getirdiğine inandığı şeyleri taşır. Çantasında su taşıyabilir, bir hastanenin yakınında zaman geçirmek isteyebilir. Tüm bunları acil bir durum yaşadığında yardım alabilmek için yapar.

-Panik bozukluğunun sıklığı, görülme yaşları ve cinsiyet olarak baskınlığı nasıldır?

Toplum içinde görülme sıklığı %1.5-3.5 arasındadır. Panik bozukluğu hastalarının % 80′e yakını kadındır. Hastalığın başlangıç yaşı çok değişkenlik gösterse de ergenliğin son dönemleri ve otuzlu yaşlar sıklık gösterdiği yaşlardır. Çok küçük yaşlarda da ortaya çıkabilir, ileri yaşlarda da kendisini gösterebilir.

-Panik bozukluğunun sebepleri nelerdir?
Hem biyolojik hem de psikolojik sebepler üzerinde durulmaktadır. Biyolojik olarak daha çok beyindeki nörokimyasal maddeler üzerinde araştırma yapılmaktadır. Tedavi için verilen ilçlar da bu maddeler üzerinden etkili olarak tedavideki başarıyı sağlamaktadırlar.

-Panik bozukluğunda agorafobi kavramı sıkça geçmektedir. Bunu açıklayabilir misiniz?
Panik atak gelince kaçmanın ve yardım sağlamanın zor olacağı yerlerde bulunmaktan korkmaya agorafobi denir. Agorafobik hastalar panik gelince doktora ulaşamam korkusu ile sinema, tren ve uçak yolculuğu, kırlarda, kalabalık cadde ve dükkanlarda dolaşma, asansör, tünel gibi yerlerde bulunma şeklindeki etkinliklerden kaçınırlar ya da zorunlu hallerde çok sıkıntı çekerek bu durumlara katlanırlar. Ağır olgular hiç evden çıkmayabilirler.

- Beraber ve ayrı ayrı görülebiliyor mu?
Evet. Agorafobinin bulunduğu panik bozukluğuna “Agorafobi ile Birlikte Panik Bozukluğu”, bulunmadığı durumlara ise “Agorafobi Olmadan Panik Bozukluğu” adı verilmektedir. Hiç panik atak geçirilmemiş olmasına karşın agorafobi bulunması ise “Panik Bozukluğu Olmadan Agorafobi” olarak nitelendirilir. Bazı araştırıcılar panik bozukluğunda, agorafobinin panik ataklara mutlaka eşlik ettiğini ileri sürmekle birlikte, bugün kabul edilen agorafobi olmadan da panik atakların bulunabileceğidir.

-Panik bozukluğu ailesel bir hastalık mıdır? Burası çok edilir?
Panik Bozukluğu’nun ailevi bir hastalık olup olmadığı konusunda yapılan bilimsel araştırmalar, bu hastalığın ailevi niteliğine ilişkin güçlü kanıtlar vermiştir. Panik Bozukluğu tanılı hastaların birinci derece yakınlarında panik bozukluğu oranı belirgin olarak yüksektir. Yine panik bozukluğu olan hastaların birinci derece yakınlarında anksiyete dediğimiz kaygı duyarlılığı, normal popülasyona göre yüksek bulunmuştur.  Aynı şekilde ikizler üzerinde yapılan araştırmalar da benzer sonuçlar vermiştir. Bu araştırmalar, hastalığın ailevi geçişinde kalıtımsal etkenlerin önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Ancak bunun kalıtımsal özelliğin doğası henüz tam olarak çözümlenememiştir.

-Panik ataklar yaşanırken eşlik eden bedensel duyumlar ve fiziksel belirtiler nelerdir?
Tanımı sırasında sorunuzu cevaplarken de belirttiğim gibi, nefes daralması, boğulma hissi, göz kararması, sendeleme, titreme, terleme, vücudun soğuması ya da ateş basması, çarpıntı, tansiyon yükselmesi, bulantı, karında rahatsızlık hissi, kişinin adeta kendisine yabancılaşması gözlenen bazı belirtilerdir.

-Panik bozukluğunda hissedilen psikolojik duygular nasıldır?
Panik atağında şiddetli korku ön plandadır ve kişi bu korkunun şiddetini anlatacak kelime bulamaz. Daha önceden deneyimlemediği bir korkudur bu adeta. Kalp krizi geçirdiğini, ya da beyin kanaması geçirip felç olduğunu, az sonra öleceğini düşünür. Atağın şiddetiyle alakalı olarak kişi çoğu zaman da delireceğini ve aklını ve kontrolünü tamamen kaybedeceğini düşünür.

-Bu hastalar hastanelerde hangi bölümlere başvururlar ya da direkt olarak psikiyatri bölümüne mi gelirler?
Hastaların çok az kısmı, ilk başvurularında psikiyatriye gelirler. Çok büyük bir kısmı farklı kliniklere giderler ve tetkikler yaptırmak isterler. Büyük çoğunluk genelde kardiyoloji kliniğine gider. Çarpıntıları nedeniyle ve tansiyondaki yükselme nedeni ile kalp krizi geçiren hastalar gibi tetkikler yaptırmak isterler. EKG çektirmekten tutun da, en uç kardiyolojik tetkiklere kadar her şeyi yaptırma arzusu içindedirler. Bazı hastalar nöroloji, göğüs hastalıkları bölümlerine de giderler. Bu bölümlerde de her türlü tetkikleri yaptırmak isterler. Beyin MR’larını çektirmek isterler. Yapılan muayenelerde ve yapılan tetkikler neticesinde kendilerine herhangi bir hastalıkları olmadığı belirtilince genelde inanmak istemezler.

-Neden inanmak istemezler?
Rahatsızlıklarının ciddi olduğunu, doktorların önemli bir şeyi gözden kaçırdıklarını düşünürler. Bu tetkik merakı bazen günlerce ya da aylarca sürer ve kişi hastanenin uzağına bile gitmek istemez.  Çoğu zaman son çare olarak ya da doktorların tavsiyesi üzerine hasta psikiyatri kliniğine gelir ve hastalığını öğrenir.

-Panik bozukluğunda tedavi nasıldır?
Panik bozukluğu tedavi ile düzelebilen bir hastalıktır. Hastaların büyük bir kısmı tama yakın düzelir. Tedavide hedef, panik atakların sıklığını ve şiddetini azaltarak atakları ortadan kaldırmaktır. Biyolojik tedaviler açısından en sıklıkla kullanılan ilaçlar anksiyete (sıkıntı) giderici ilaçlar ve bazı antidepresan ilaçlardır.

- Bu ilaçlar panik tedavisinde de kullanılıyor yani…
Evet. Bu ilaçlar antidepresan ilaçlar olarak adlandırılıyorlarsa da, kişide eşzamanlı olarak depresyon olsun ya da olmasın, kişinin kaygısını ve panik ataklarını azaltmada son derecede etkilidirler.

-Tedavisinde terapi desteği de alınıyor mu?
Panik bozukluğunun psikolojik tedavisinde bilişsel davranışçı tedavinin (BDT) etkili olduğu gösterilmiştir. Bu tedavi genellikle hastanın kliniğinin şiddetinin ortaya koyduğu duruma göre ortalama 10-15 seans kadar sürer.

-Buradaki yaklaşım nedir? Hastaya neler verilir?
Panik ataklarının ve panik bozukluğunun doğası hakkında bilgilendirme, tedavinin belirli bir aşamasıdır. Bilişsel yeniden yapılandırma aşamasında kişinin hastalıkla ilgili yanlış düşünceleri yerine daha gerçekçi düşüncelerin egemen kılınmasına çalışılır. Kişi atak sırasında zihninde adeta felaket senaryosu çizer. Bilişsel yaklaşım ile bu yanlış düşüncelerin önüne geçilir. Kişi atak sırasında ” yaşadığım durum bir panik atak süreci, kısa süre sonra geçecek, ben bunu biliyorum. Bu atakta ölmeyeceğim, delirmeyeceğim, çıldırmayacağım, kontrolümü kaybetmeyeceğim” şeklinde düşünmeyi öğrenir.

-Bu bilişsel yaklaşım… Panik tedavisinde davranışçı tedavilerden de yararlanıyor musunuz?
Tabii. Davranışçı yaklaşım ile de korkulan durumlarla yüzleşme hedeflenir ve gevşeme egzersizleri öğretilir. Gevşeme egzersizi sırasında soluk alıp verme eğitimi de verilir.Hızlı soluk alıp verme panik belirtilerini tetikleyebilir. Buna hiperventilasyon adı verilir. Soluk alıp vermenin yavaşlatılması yoluyla, panik atakları sırasında hızlı soluk alıp verme yüzünden daha da kötüleşen belirtilerin azaltılmasına çalışılır. Panik bozukluğu hastalarında tercih edilen tedavi yöntemi, ilaç tedavisi ile birlikte bilişsel davranışçı terapinin uygulandığı yöntemdir.


 
Kas
24

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Kasım-24-2008

Astım, akciğerlere hava taşıyan hava yollarının yani bronşların aşırı duyarlı olması ve çevresel bir takım etkenlerle daralması şeklinde tanımlanabilecek, genellikle alerjik olan kronik bir hastalıktır.

Bu hastalığın en önemli özelliği hastanın nefes alıp verirken zorlanmasıdır.

Astımın sebepleri nelerdir? Astımın ortaya çıkmasında hem kalıtsal hem de çevresel etkenlerin rolü vardır. Burada kişinin genetik olarak allerjiye yatkınlığı söz konusudur. Çevresel etkenler hastalığı ortaya çıkarmakta ve astım krizlerini başlatmaktadır. Bu etkenlere “tetiği çeken faktörler” denilmektedir. Bunlar arasında en önemlileri, bazı tüylü hayvanlar, solunum yolu enfeksiyonları, sigara dumanı, sisli-kirli hava, stres, ağır kokular, temizlik malzemeleri, stres ve soğuk-kuru havadır.

Astımın belirtileri nelerdir? Öksürük, hırıltı, göğüste sıkışma hissi gibi şikayetler, haftada bir kereden daha sık tekrarlıyorsa,  şikayetler, haftada bir kereden daha sık ortaya çıkıyorsa, şikayetler gece uykudan uyandırıyorsa, konuşmakta zorluk varsa, dudak ve tırnaklarda morarma varsa, yürümede zorluk varsa, kalpte çarpıntı, nabızda hızlanma varsa, soğuk algınlığı ile ortaya çıkan öksürükler kriz halinde, kuru öksürükler olarak 10 günden fazla sürüyor ve her üşütme göğse iniyorsa bunların dışında; nefes darlığı, göğüste tıkanıklık hissi ve hırıltı, nefes alıp verirken bir ıslık sesi hissedilmesi gibi belirtiler ortaya çıkmaktadır.

Astım tanısı nasıl konur? Astım tanısı açısından en önemlisi, hastanın şikayetleri ve muayene bulgusunun dikkatli değerlendirilmesidir. Tanıda en önemli testler; solunum fonksiyon testleri ve allerjinin tespiti açısından alerji testleridir. Erken tanı önemlidir. Çünkü allerjik hastalar gerekli önlemler alınmadıkça ve gereken tedavi yapılmadıkça artış gösterebilir.

Astımın tedavisi nedir? Alerjik hastalıklar ve astımın mucizevi bir tedavi yöntemi yoktur. Çünkü bu hastalıklar genetik geçişlidir. Ancak erken tanı ve iyi bir tedavi ile tamamen kontrol altına alınabilen hastalıklardır. Tedavide en önemli olan, hasta-hekim ilişkisi ve hastanın, hastalığı hakkında bilgi sahibi olmasıdır. Tedavinin amacı, hastaya, şikayetlerinin olmadığı veya en az düzeyde olduğu bir yaşam sağlamaktır. Tedavi uzun sürelidir. Tedavide birinci basamak kişinin duyarlı olduğu allerjilerden uzaklaşması ve sakınmasıdır. Tedavinin ikinci basamağı ilaçlardır. Öncelikle solunum yolu ile alınan, sprey ve ya toz şeklindeki ilaçlar tercih edilmelidir.



Çin konuşlu fabrikasında Lida turunç filizleri ile üretilmektedir.