Lida Yosun Jeli Lida Meizi Çay

 
Oca
05

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-5-2009

Sağlık Bakanlığı, doğum sonrası anne ölümlerini en aza indirmek için loğusa takibi yapacak. Bu çerçevede her loğusa, Doğum Sonu Bakım Yönetim Rehberi Doğrultusunda izlenecek.

Sağlık Bakanlığı Müsteşar Vekili Prof. Dr. Nihat Tosun, valiliklere birer genelge göndererek, anne ve bebek ölümlerini önlemek üzere belirlenen stratejileri bildirdi.

Tosun, anne ve bebek ölümlerini önlemek üzere standartları belirlenen doğum öncesi bakım, doğum ve doğum sonu bakım hizmetlerine erişilebilirlik, sağlık hizmetlerinden faydalanma, sağlık hizmetlerinin kalitesi ve hizmet sunan sağlık kurumları arasında koordinasyon sağlanarak işleyen bir sevk sisteminin öneminin tartışılmaz olduğuna işaret etti.

2005 Ulusal Anne Ölümleri Çalışmasına göre, anne ölümlerinin yüzde 37′sinin gebelik, yüzde 9′unun doğum, yüzde 54′ünün ise doğum sonrası dönemde meydana geldiğine dikkati çeken Tosun, bu ölümlerin yüzde 20.9′unun doğum sonrası ilk günde, yüzde 14.8′inin doğum sonrası 2-7. günler arasında, yüzde 18.5′inin de doğum sonrası birinci haftadan sonra görüldüğünü kaydetti.

Anne ölümlerinin önemli bir kısmına doğum sonu kanama ve hipertansif hastalıkların neden olduğunu bildiren Tosun, ayrıca, doğum sonrası yaşanan “Puerperal psikoz” nedeniyle intiharların da anne ölüm nedenleri arasında yer aldığını vurguladı.

Annelerin doğumdan sonraki 1-3 gün hastanede yatırılmasının, anne ve bebek sağlığı yönünden büyük önem taşıdığının altını çizen Tosun, genel olarak hastanede kalma süresinin, komplikasyon gelişmediği takdirde normal doğumdan sonra en az 24 saat, sezaryen ile doğumdan sonra ise en az 48 saat olarak kabul edildiğini belirtti.

DOĞUM SONU BAKIM YÖNETİM REHBERİ

Tosun, gebelik, doğum ve doğum sonrası bakım hizmetlerinin ulaşılabilirliği ve kalitesinin artırılmasına yönelik, loğusanın hastanede ve evde doğum sonrası bakım hizmetlerini düzenleyen “Doğum Sonu Bakım Yönetim Rehberi” hazırlandığını bildirdi.

Tosun, buna göre, rehberin, ilk 24 saatte hastanede izlemi içeren “Doğum sonrası hastane takip protokolü” ve sağlık kuruluşunda veya evde, ilk 24 saat sonrasını ve 42. güne kadar izlemi içeren “Doğum sonrası bakım protokolü” olmak üzere, 2 bölümden oluştuğunu kaydetti.

Doğumdan sonraki 42 gün süresince, her loğusa ve yeni doğanın bakımının, başta komplikasyonlara karşı korumak, erken teşhis ve tedaviyi sağlamak, gerektiğinde sevk etmek ve anneyi ilgili konularda bilgilendirmek amacıyla söz konusu rehber doğrultusunda yapılacağını belirten Tosun, anne ve bebek sağlığının korunması ve ölümlerin en aza indirilmesi için şu önlemlerin alınmasını istedi:

-Doğum öncesi bakım yönetim rehberine göre izlenen her gebenin doğumunun hastanede gerçekleşmesi sağlanacak.

-Tıbbi yönden uygun olan her gebeye normal doğum şansı verilecek.

-Doğum yöntemi, Doğum Eylemi Yönetim Rehberi doğrultusunda belirlenecek.

-Doğum sonrası komplikasyon gelişmediği takdirde, loğusa ve yeni doğanın normal doğumdan sonra en az 24 saat, sezaryen ile doğumdan sonra ise en az 48 saat hastanede kalması sağlanacak.

-Her loğusa, Doğum Sonu Bakım Yönetim Rehberi doğrultusunda izlenecek.

-Doğum ve doğum sonu bakım hizmetlerini veren sağlık kuruluşu personeli (kamu, özel, üniversite) Doğum Sonu Bakım Yönetim Rehberi hakkında bilgilendirilerek bu rehberi kullanması sağlanacak.

-Loğusalar hastanede, doğum sonrasındaki ilk 24 saat Doğum Sonu Bakım Yönetim Rehberi doğrultusunda, ilk 24 saatten sonra 42. güne kadar sağlık kuruluşunda veya evde, Doğum Sonu Bakım Yönetim Rehberi doğrultusunda izlenecek.

-İl düzeyinde her loğusanın doğum sonu bakım hizmeti alması, il sağlık müdürlüğünün sorumluluğunda olacak. Bu nedenle il sağlık müdürlüğü tarafından doğum hizmeti veren tüm kuruluşlarda ilgili hizmet için izleme-değerlendirme faaliyeti planlanacak ve yapılacak.


 
Ara
26

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Aralık-26-2008

Dicle Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Yalınkaya, normal doğumdan kaynaklanan rahatsızlıklara harcanan paranın sezaryen doğum için harcanan miktardan çok daha fazla olduğunu söyledi.

Doç. Dr. Ahmet Yalınkaya, tüm dünyada sezaryen doğum oranında artış olduğunu ve bunun en büyük nedenin tıptaki gelişmelerle gelir düzeyindeki artış olduğunu savundu.

Doğum şekli tercihinin hastaya ait olduğu ve bu yönde hastaya dayatma yapılmayacağını ifade eden Doç. Dr. Yalınkaya, sezaryen oranını düşürmenin kolay olmadığını bildirdi.

“SEZARYANIN YÜKSEK OLUŞUNUN ZARARI YOK”

Sadece ABD’de yılda bir milyon 200 bin sezaryen doğumun gerçekleştiğini ve bu ülkedeki bir sezaryen doğumun maliyetinin 5 bin dolar olduğunu ifade eden Doç. Dr. Yalınkaya, normal doğumun sezaryen doğum ile karşılaştırılmaması gerektiğini kaydetti.

Sezaryeni en çok uygulayan kadınların eğitim ve gelir seviyesi yüksek olanların oluşturduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yalınkaya, şöyle konuştu:

“Sezaryen, normal doğuma oranla daha tehlikeli olsa doktor ve sağlık çalışanlarının büyük çoğunluğu sezaryeni tercih etmezdi. Mesela kaç doktor ya da doktorun eşi normal doğum yapmıştır. Bu araştırılmalıdır. Üstelik normal doğumlara hekimler girmez. Ebe ya da asistanlar girer. Oysa sezaryen doğumu uzman hekim gerçekleştiriyor. Türkiye’de yılda yaklaşık 1.5 milyon doğum gerçekleşiyor. Hekimlerin sayısı normal doğumlara girmeye yetmez. Üstelik sezaryen doğum için duyulan ekonomik kaygılar da yersizdir. Çünkü, Türkiye’de oldukça düşük maliyete sezaryen yapılıyor. Türkiye’de sezaryen ABD’deki fiyatın 10′da biri kadardır.

Sezaryene en yoğun talebi üniversite mezunu kadınlar gösteriyor. Eğitim düzeyi düşük kadınlar çok çocuk istiyor. Sezaryen bunu sınırladığı için istenmemektedir. Bunun yanı sıra sezaryen zamanın planlanması, kadının daha az acı hissetmesi, bazı hastaların aile planlaması nedeniyle tüplerini bağlatması, doğum sarkmaların oluşmaması gibi nedenlerden dolayı sezaryen talebi artış göstermektedir.”

“ÖZEL HASTANELERDE SEZARYEN DOĞUM ORANIN YÜKSEK OLMASI”

Doç. Dr. Ahmet Yalınkaya, özel hastanelerde sezaryen doğum oranının yüksek olmasının nedenin hastaların hekim tarafından sezaryene yönlendirilmesi olduğu yönündeki düşüncelerin doğru olmadığını öne sürdü.

Özel hastanelerde sezaryenin daha fazla oluşunun, bu hastanelerin konforunun devlet hastanelerinden daha iyi olmasından kaynaklandığını dile getiren Doç. Dr. Yalınkaya, şöyle konuştu:

“Hastalarımız özel hastanelerdeki odalarda klima, banyo, rahat yatak, televizyon ve çeşitli imkanlar bulunması nedeniyle oralarda sezaryen olduklarını söylüyor. Devlet hastaneleri ile doğum evlerinde bu imkan bulunmadığı için tercih edilmiyor. Eğitimli ve yüksek gelire sahip kişiler buna çok önem veriyor. Özel hastanelerdeki sezaryen oranının yüksekliği bu hastanelerdeki otelcilik hizmetinin ve müşteri memnuniyetinin daha iyi olmasından kaynaklanıyor. Devlet hastanelerinde bu hizmetlerin kalitesinin artması durumunda bu hastanelerdeki sezaryen oranı da yükselecektir. Bu nedenle özel hastanelerde sezaryen oranının yüksek oluşunun zararı yoktur. Ben hekimlerin hastaları sezaryene yönlendirdiğini düşünmüyorum.”

Normal doğumların annede ileride rahim sarkması, idrar torbasının inmesi ve idrar kaçırması gibi çeşitli rahatsızlıklara neden olduğunu ifade eden Doç. Dr. Yalınkaya, “Bu tür rahatsızlıkları gidermek için Türkiye’de her yıl binlerce kadın tıbbi tedavi görüyor veya ameliyat oluyor. Bu tedaviler büyük maliyete heden olmaktadır. Normal doğumdan kaynaklanan rahatsızlıkların tedavisine harcanan para sezaryen doğuma harcanan miktardan çok daha fazladır” diye konuştu.


 
Ara
18

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Aralık-18-2008

Emzirme döneminin daha ikinci aylarında sütlerinin azaldığından yakınan annelerin sayısı ne yazık ki, giderek artmaktadır. İşte Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu’ndan doğal çareler;

Değerli okuyucu, bebeklerini emziren annelerden sık sık aldığım soruların başında, “Bebeğimi daha uzun emzirmek istiyorum, fakat sütüm azalmaya başladı, ne önerirsiniz?” sorusu geliyor. Emzirme döneminin (laktasyon) daha ikinci aylarında sütlerinin azaldığından yakınan annelerin sayısı ne yazık ki, giderek artmaktadır.

Tek bir kür yok

Bu konuda önerdiğim tek bir kür yoktur. Çünkü, emziren bir annenin sütünün erken azalmasının birçok nedeni olabilir. Bu durumu mutlaka öncelikle hekimleriyle görüşmelerini öneririm.

Hamilelerin, bebeklerini emziren annelerin mevsiminin dışında yetişen hormonlu ve ebter tohumlu sebzeleri tüketmemelerini özellikle belirtmek isterim. Ayrıca mevsiminde olsun veya olmasın ebter tohumdan üretilen sebzelerin tüketilmemesini öneririm. Transgen (genleri ile oynanmış) tohumlardan elde edilen ve ülkemizde de görülmeye başlayan bu ürünleri, örneğin mısır, hamilelerin  ve bebeklerini emziren annelerin özellikle tüketmemeleri gerekir.
Önermiş olduğum kürlerin tamamı anne sütünü artırıcı etkiye sahiptir. Özellikle, incir-havuç kürü ve taze beyaz dut oldukça güçlü galactogogue (anne sütünü artırıcı) dır. Bebeklerini emziren annelere öncelikle incir-havuç kürünü uygulamalarını öneririm.

Taze beyaz üzüm
Dereotu
İncir (taze veya kurutulmuş)
İncir-havuç
Taze beyaz dut
Haşlanmış taze beyaz dut kurusu kürleridir.

Yukarıda isimlerini yazmış olduğum kürlerin hazırlanma ve kullanma şekillerini vermiş bulunuyorum. Aynı anda yukarıda belirtmiş olduğum kürleri birden fazla kürün uygulanmaması gerektiğini özellikle belirtmek isterim.
Bunların dışında diğer yardımcı kürler ise,
Anason
Kereviz
Taze kereviz yaprakları
Bal kabağı
Çilek
Kıvırcık salata
Sumak
Rezene çayı
Tere

GÜNÜN KÜRÜ

Kür 1 : Günde iki porsiyon taze beyaz üzüm tüketmek anne sütünü artırıcı etki yapar.
Kür 2 : Sabah akşam yemeklerden önce tüketeceğiniz dereotu sütünüzün artmasını sağlayacaktır.
Kür 3:  Anne sütünü artırmak için haşlanmış kuru incir suyu da içilebilir. Sekiz- dokuz adet kuru inciri yarım litre suda haşlayınız. İkiye böldüğünüz suyu sabah-akşam olmak üzere günde iki kere tüketiniz.

Not: Bu kürler aynı anda uygulanmaz. Uygulama süresi bir haftadır. Bir haftanın sonunda uygulama bırakılır. Bir hafta uyguladığınız herhangi bir kürden sonra tekrarlama ihtiyacı duyarsanız bu defa başka bir kürü uygulamanızda bir sakınca yoktur. Örneğin, bir hafta taze beyaz üzüm kürü uygulayıp bıraktınız. Daha sonraki bir dönemde yine bir hafta olmak üzere dereotu veya kuru incir kürünü uygulayabilirsiniz.

Dikkat: Buradaki bilgilerin herhangi bir hastalığı teşhis amacı kesinlikle yoktur. Bir rahatsızlığınız var ise, mutlaka bir hekime danışınız.


 
Ara
05

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Aralık-5-2008

Sezaryenle doğan bebeklerin astıma yakalanma riskinin normal doğanlardan daha fazla olabileceği bildirildi.

Hollanda’daki Sağlık ve Çevre Enstitüsünden Dr. Caroline Roduit ve ekibi, 8 yıl boyunca Hollanda’da Mayıs 1996 ile Aralık 1997′de dünyaya gelen, 247′si (yüzde 8,5) sezaryenle doğmuş 2 bin 917 çocuğun sağlık durumunu araştırdı.

Bu çocuklardan yüzde 12,4′ünün 8 yaşından itibaren astıma yakalandığını gören bilim adamları, sezaryenle doğan çocukların astıma yakalanma riskinin daha fazla olduğu sonucuna vardı.

Araştırmacılar, anne ya da babası alerjik bünyeye sahip çocukların astım riskinin iki kat, bu riskin anne ve babası da alerjik olanlarda üç kat arttığına dikkati çekiler.

Thorax adlı dergide yayımlanan araştırmanın, çocuğun astıma yakalanmasında kalıtsal ve çevresel etkenlerin birleşmesinin önemini gösterdiğini belirten bilim adamları, sezaryen oranının artmasının tıbbı gereklilik olmadan, kısmen annelerin talebinden kaynaklandığını ifade ettiler.

Son yıllarda özellikle gelişmiş ülkelerde astıma yakalanan çocukların sayısı arttı. Sezaryenle doğum oranı da gelişmiş ülkelerin çoğunda artış gösterdi. Sezaryenle doğum oranı 1970′lerde yüzde 5 iken bazı yerlerde 2000′de yüzde 30′un üzerine çıktı.


 
Kas
26

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Kasım-26-2008

İngiltere’de, gebelikte Down sendromunu saptamak için yapılan testlerin yaygınlaşmasına rağmen, Down’lu çocukların sayısının arttığı bildirildi.

Ülkede, bu alandaki testlerin uygulanmaya başladığı 1989′da 717 Down sendromlu bebek dünyaya gelirken, bu sayı 2006′da 749′a çıktı.
Down Sendromu Derneği, test sonuçlarının pozitif çıkmasına rağmen ailelerin bu bebekleri neden dünyaya getirdiklerini anlamak için 1000 aile arasında araştırma yaptı.

Araştırmaya katılanların beşte biri, Down sendromlu bir tanıdıkları olduğunu belirtirken, üçte biri dini ve kürtaj karşıtı inançlarını öne sürdü, yüzde 30′u da son yıllardaki gelişmelerle Down’lu çocukların hayatlarının artık daha kolaylaştırıldığını söyledi. Hemen her beş kişiden biri de testlerin sonuçlarına inanmadığını belirtti.

Down sendromlu bebekleri tespit etmek için testlerin yaygın olarak uygulanmaya başladığı 1989′da Down’lu bebeklerin sayısı 717′den, 1990′ların başında 594′e düşmüştü. Ancak son on yılda Down sendromlu çocukların sayısı arttı.

Milli Down Sendromu Sitogenetik Kayıtları’nın verilerine göre, 2000 yılından bu yana Down’lu bebeklerin oranı yüzde 15 yükseldi.



Çin konuşlu fabrikasında Lida turunç filizleri ile üretilmektedir.