Lida Yosun Jeli Lida Meizi Çay

 
Oca
31

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-31-2009

KAYSERİ’de cilt denge uzmanı Zeliha Köksal, az su tüketen kadınların ciltlerinin kuruduğunu ve bozulduğunu öne sürdü. Köklas, az su tüketen ve yanlış bakım ürünleri kullanan Türk kadınlarının, önümüzdeki 5 yıl içinde ciddi cilt problemleriyle karşılaşabileceklerini de vurguladı.

Kayseri Park Yaşam ve Alışveriş Merkezi’nde kadınlara cilt sorunlarını anlatan cilt denge uzmanı Zeliha Köksal,
Türkiye’deki kadınlarda en çok kılcal damar probleminin olduğunu söyledi. Almanya’da cilt dengesi konusunda uzman eğitimi aldığını belirten Köksal, şöyle konuştu:

“Yüzü al renginde olan kadınların daha sağlıklı olduğu düşünülürdü. Türk kadınları kuru bir cilde sahip olduğu için sivilce problemi ile uğraşmak zorunda kalıyor. Az su tüketimi ve yanlış bakım ürünleri kullanıyorlar. Az su tüketen insanların ciltleri kuruyor ve pul pul oluyor. Cildin PH dengesi 5.5’dir, sabunun PH değeri 10’dur. Suyun PH değeri ise 7.0’dir. Sabun ve su ile yıkanan cildin PH değeri 7.0’ye yükseliyor. Cildin PH değerinin 5.5’e düşmesi 7- 8 saat sürüyor.”

‘TÜRK HALKI CİLDİNDEN ÖDÜN VERİYOR’

Kendisini ilgiyle izleyen kadınların sorunlarını yanıtlayan Zeliha Köksal, Türk insanının cildinden ödün verdiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Duştan ya da banyodan sonra cildin, nemlendirici krem veya başa cilt bakım ürünleriyle PH değerinin 5.5’e getirilmesi gerekiyor. Eğer, PH değerine Türk insanı dikkat etmezse gelecek 5 yıl içinde daha büyük cilt problemleri ile uğraşır. Kadınlarımızı çok az su tükettiği için cilt problemleri de artıyor. Yapılan araştırmalara göre sebze ağırlıklı beslenen insanların ciltlerinin daha yavaş yaşlandığı kanıtlanmış.”


 
Oca
16

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-16-2009

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Araştırma ve Uygulama Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı uzmanı Opr. Dr. Gülden Avcı, cilt kanserinin, açık tenlilerde, sarışınlarda ve kızıllarda, koyu tenlilere göre daha çok görüldüğünü bildirdi.

Avcı,  cilt kanserlerinin, tüm kanser türleri içinde en sık görülen tür olduğunu belirtti.

“Güneşe fazla maruz kalma, cilt kanserlerinin en önemli sebebidir” diyen Avcı, ancak tek sebebin bu olmadığını, ışın, ısı ve travmaya maruz kalmanın yanı sıra arsenik, katran, kurum, madeni yağlar, parafinle uzun süreli temasların da deri kanserine neden olabildiğini, bu maddelerle çalışan kişilerde hastalığın daha sık görüldüğünü kaydetti.

AÇIK TENLİLERDE DAHA FAZLA GÖRÜLÜYOR

Avcı, cilt kanserinin, açık tenlilerde, sarışınlarda ve kızıllarda, koyu tenlilere oranla daha çok görüldüğünü söyledi.

Vücutta uzun süredir var olan benlerde büyüme, kanama, kaşıntı, kabuklanma gibi değişikliklerin cilt kanserinin nedeni olabileceğini, yaşla birlikte deri kanserinin görülme sıklığının arttığını ifade eden Avcı, “Deri kanserleri gözle görülebilen yer olan ciltte ortaya çıktığından genellikle erken evrede tanı konabilmekte. Bu nedenle de bu kanser türlerinde tedavide başarı oranı yüksektir” dedi.

Avcı, şöyle devam etti:

“Özellikle güneş gören yerler olan yüzde, ellerde ya da vücudun herhangi bir yerinde uzun süredir iyileşmeyen, kapanmayan yara olduğunda mutlaka doktora başvurulması gerekmektedir. Cilt kanserleri en çok baş, boyun bölgesinde görülür. Ancak vücudun herhangi bir yerinde de cilt kanseri gelişebileceği unutulmamalıdır. Cilt kanserinden şüphelenildiğinde tanı için şüphelenilen yaranın hepsi veya bir kısmı alınarak patoloji tarafından incelenir. Böylece tanı konur. Bu incelemeyle cilt kanseri olup olmadığı ve eğer cilt kanseri ise hangi tip cilt kanseri olduğu öğrenilir. Bu patoloji bilgilerine dayanılarak hastanın tedavi ve takibi planlanır.”

Deri kanserlerinin sık görüldüğü bir diğer bölgenin de alt dudak olduğunu ve özellikle erkeklerde daha sık görüldüğünü belirten Avcı, zaman kaybedildiğinde yaranın genişleyerek tüm dudağı kapladığını, kanserin buradan boyun bezelerine (lenf bezi) ve diğer organlara (akciğer, kemik) yayılabilme özelliğinin olduğunu belirtti.

EN SIK GÖRÜLEN TÜRLER

Avcı, en sık görülen cilt kanseri tipinin “ebasal hücreli kanser” olduğunu ve bu tip kanser hücrelerinin çok yavaş ilerleme gösterdiğini söyledi.

Diğer bir cilt kanser tipinin ise “yassı hücreli kanser” olduğunu belirten Avcı, “Yassı hücreli cilt kanseri daha hızlı ilerler ve uzak dokulara atlayabilme yani ‘metastaz’ yapabilme riski vardır” dedi.

“Malign melanom” denilen cilt kanseri tipinin ise en saldırgan tür olduğuna dikkati çeken Avcı, şöyle devam etti:

“Genellikle benlerden kaynaklanır. Doğuştan var olan veya sonradan çıkan benlerin büyümesi, kabuklanması, kaşıntı yapması, kanaması, renk değiştirmesi, kenarlarının düzensizleşmesi, çevresinde yeni benler çıkması malign melanom belirtileri olabilir. Cilt kanserleri genellikle ülkemiz gibi güneş ışınlarının vücuda dik geldiği bölgelerde ve güneş ışınına uzun süre ve sürekli maruz kalanlarda daha çok görülür ve bu etki yıllar içinde birikim gösterir ve cilt kanseri olma olasılığı giderek artar.”

Avcı, ozon tabakasının koruyuculuğunun azalması sebebiyle güneş ışınlarının zararlı etkisinin giderek arttığını vurgulayarak, güneşin etkisini hissettirdiği saatlerde güneşe çıkılmaması, koruyucu kremler kullanılması ve geniş kenarlı şapkalar kullanılması önerisinde bulundu.

TEDAVİ

Erken devrede tanı konduğunda hastalığın tamamen tedavisinin mümkün olduğunu, cilt kanserlerinde asıl tedavinin cerrahi tedavi olduğunu anlatan Avcı, plastik cerrahlar tarafından kanserli dokunun çıkarıldığını, oluşan doku eksikliğinin hastanın başka bölgesinden alınan dokuyla onarıldığını belirtti.

Kanser cerrahisinde birinci amacın tüm kanserli kısımların çıkarılması olduğunu, ancak cilt kanserlerinin daha çok baş ve boyun bölgelerinde ortaya çıkması nedeniyle ameliyat sonrası oluşacak görüntünün estetik açıdan da kabul edilebilir olmasının önemini ifade eden

Avcı, şöyle dedi:

“Eğer cerrahi olarak çıkarılabilmesi mümkün olmayacak kadar genişlemiş ya da kontrol edilemeyecek şekilde diğer bölgelere ya da organlara yayılım olmuşsa, radyoterapi (ışın tedavisi) ve kemoterapi (ilaç tedavisi) gibi diğer yöntemlere başvurulur.”


 
Oca
13

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-13-2009

Ciltteki akne izlerinin, yaşa bağlı ince çizgiler ile lekelerin azaltılması ve daha canlı bir görünüm elde edilmesi amacıyla yapılan peelingin (cilt soyma), ciltte kalıcı lekelere, tahrişe ve alerjiye neden olmaması için kış aylarında yapılmasının uygun olduğu belirtildi. Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rana Anadolu, “cilt soyma”nın, derinin yapısını düzelten, değiştiren, canlandıran, gençleştiren, gözenekleri tıkanmış deriyi canlandırarak sağlıklı hale getiren bir işlem olduğunu söyledi. Cilt soyma işleminin, kimyasal peeling (yüzeysel-orta derin), mekanik peeling (yüzeysel-orta-derin) lazer peeling (orta -derin) ve plasma peeling (geç yüzeysel-orta derin) şeklinde yapıldığını anlatan Anadolu, “Bu yöntemlerle, derinin yüzeysel olarak soyulması ya da derinin en üst tabakasındaki hücrelerin soyulmaya yönlendirilmesi sağlanmaktadır” dedi. Anadolu, cilt soyma işlemleriyle güneş ışınları ve yaşlanma gibi faktörlerin deride oluşturduğu kırışıkların, güneşe ve yaşa bağlı lekelerin, kanser eğilimi potansiyeli taşıyan yüzeysel kızarıklıkların, koyu lekelerin, melazma denilen hormonal veya gebelik lekelerinin azaltılabildiğini kaydetti. Düzenli olarak yapılan yüzeysel ve hafif peeling işleminin, akne tedavisini desteklediğini, akne izlerinin oluşmasını ve derinleşmesini engellediğini belirten Anadolu, uygulamanın derin izlerden ziyade küçük ve yüzeysel izlerde etkili olabileceğine dikkati çekti. “İŞLEM SONRASINDA CİLT GÜNEŞTEN KORUNMALI” Anadolu, işleminin hastanın cilt yapısına uygun asit solüsyonu seçilerek yapıldığını ifade ederek, “Deri, yağlarından arındırıldıktan sonra tedavi bölgesine uygulama yapılır. İşlem sırasında 5-10 dakika kadar hafif yanma ve batma hissi, kızarıklık görülebilir. Sonrasında, güneşten korunmak koşulu ile normal günlük yaşama dönülebilir” diye konuştu. Uygulamanın ardından ciltte bir reaksiyon olmaması için cildin mutlaka güneşten korunması gerektiğini vurgulayan Anadolu, “İşlem sırasında ve sonrasında, kesinlikle güneşten uzak durulmalı ve solaryuma girilmemeli. Hafif peelingde birkaç hafta, orta ve derin peelingde ise birkaç aydan bir yıla kadar değişebilen sürede güneşten korunmalı” dedi. Anadolu, cilt soymanın güneş ışınlarının etkisinin daha az olduğu kış aylarında yapılmasının uygun olduğu belirterek, “Kış ayları, güneşten korunmak daha kolay olacağı için peeling için en uygun mevsimdir. Çünkü, soyma işlemleri kimyasal, mekanik ya da lazerle olsun, deride mutlak tahriş meydana getirecektir. Bu işlemlerin sonrasında da bölgenin güneş görmesi lekelenmelere yol açacaktır” uyarısında bulundu. “MUTLAKA UZMAN HEKİM TARAFINDAN YAPILMALI” Cilde yönelik yapılacak işlemlerin mutlaka alanında uzman olan bir hekim tarafından yapılması gerektiğini vurgulayan Anadolu, “Ancak dermatoloji uzmanı, doğru yönlendirme, tanı ve tedaviyi yapabilir” dedi. Anadolu, ciltle ilgili her türlü problemin hekime sorulması gerektiğini, hastalık dışında cilt bakımına ilişkin yöntemler hakkında da dermatoloji uzmanının bilgisinden yararlanılmasının uygun olduğunu kaydetti.


 
Oca
06

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-6-2009

Cilt yaşlanmasının hızını sadece genetik mirasınız belirlemez. Cildinizin nasıl yaşlanacağına yalnızca genleriniz karar vermez. Dış etkenler yani çevresel yaşlanmanın etkileri çok daha önemlidir.

Cilt yaşlanması diğer organlardan farklıdır.  Cilt sadece içten değil, dıştan da yaşlanır.  Vücudunuzun en büyük organını, cildinizi diğer organlardan ayıran başlıca fark onun dış etkilere de açık olmasıdır. Kalbiniz, karaciğer veya akciğeriniz dış ortamın ısısından ya da nem değişikliklerinden habersizdir. İç organlar havanın yağmurlu, karlı, rüzgarlı, kuru veya rutubetli olmasından etkilenmezken, cildiniz bütün bu değişimlerin tam ortasında kalır. Hem içten hem dıştan yaşlanır. İç dünyanızın dışında hava kirliliği, fabrika dumanları, endüstriyel buharlar, sigara, egzoz gazları da cildinizi etkiler.

Araştırmalar, yaşlanmaya bağlı cilt sorunlarının %80-90′ının çevresel zararlardan meydana geldiğini gösteriyor.  Genetik faktörler ve diğer içsel etkenlerde önemli ama onların gücü %20′yi geçmiyor.  Eğer etkin bir “yaşlanma yavaşlatıcı program” uygulamak istiyorsanız çevresel yaşlanmayı öğrenmeli ve önlemeyi iyi bilmek zorundasınız.  Çevresel faktörlerin oluşturduğu cilt yaşlanmasını nasıl önleyeceğiz sorusu yanıtlanması gereken en önemli problemdir.  Bu sorunun alt başlıklarına güneşten koruyucu önlemleri, sigara içmeyi ve vücudunuzun antioksidan kapasitesini yükseltmeyi eklemeniz gerekiyor.

Güneş ışınlarından korunmak, riskli saatlerde güneşlenmemek, koruyucu giyecekler, aksesuarlar (güneş gözlüğü, şapka, güneş şemsiyeleri…)  kullanmak ve gün ışığı olan her saatte, cildin görünen kısımların yüksek koruma faktörlü ürünler ile korumak bu mücadelenin ayrılmaz parçalarıdır.  Özellikle en az 10-15 koruma faktörlü cilt ürünleriyle cildinizi yaz-kış korumayı unutmamanız gerekiyor. Özellikle güneşe çok fazla maruz kaldığınız dönemlerde (güneşlenirken, kayarken, açık havada yürürken…) cildinize yüksek koruma faktörlü ürünlerle yardımcı olmalısınız.  Cilt ürünlerini seçerken “koruma faktörlü olanları” tercih etmeli, cildinizi antioksidan kremlerle desteklemelisiniz.

ÇEVRESEL YAŞLANMAYI NASIL YAVAŞLATABİLİRİZ?
GÜNEŞ: En etkili yaşlandırıcı ve birinci suçludur

Özellikle güneş cildi yaşlandıran “dış zararlılar”ın başında yer alır. Dünyamızın en önemli ısı ve ışık kaynağı olan güneş ışığındaki ultraviyole (UV)  ışınları cilt hücrelerinin en önemli düşmanıdır. Etkiledikleri her cilt hücresinin duvarında, organcıklarında ve özellikle DNA’sında çok ciddi zararlar oluşturur.  Öyle ki bu zararlar fark edilmediği takdirde solar keratoz adı verilen lezyonlara ve hatta cilt kanserine bile yol açabilir. Kontrolsüz, uzun süreli, yoğun ve korunmasız güneşe maruz kalmak cildin en etkili yaşlandırıcısıdır.

UYARI !
” Çocukluk döneminde ciltte su toplamalara yol açabilecek kadar güneş yanıklarına maruz kalan kişilerde ilerde cilt kanseri riski daha fazladır.
” 16 yaşın altındaki çocukların cildi daha ince ve hassas olduğundan güneşten korunmalarına özellikle önem vermelidir.
” Solaryum ve bronzlaştırıcı kremlerden sakının.

ÖNLEM :

” Güneş ışınlarının dik geldiği saatler olan 11:00-15:00 arasında dışarıda uzun süre kalınmamalı
” Güneş koruyucu bir ürün güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmeli ve her iki saatte bir tekrarlanmalı
” Şapka, koruyucu giysiler ve UV korumalı gözlük kullanılmalı
” Her mevsimde UV ışınlarına karşı önlem alınmalı
” Kış aylarında en az 15 SPF, yaz aylarında cilt tipine göre 30-50 SPF içeren bir ürün kullanılmalı
” Antioksidan içeren meyve ve sebzeler tüketilmeli
” Günde en az 8 bardak su içilmeli
” Antioksidan içeren nemlendiriciler kullanılmalı
” Antioksidan, vitamin ve mineraller içeren besin destekleri kullanmalı

BEBEKLERİN CİLDİ MÜKEMMELDİR

Bebeklerin ciltleri mükemmeldir.  Yumuşak, kıvamlı, sıkı, nemli ve pürüzsüzdür.  Bebeklerle çocukların “cilt yaşı ortaklığı” on beş, on altı yaşına kadar devam eder. Bunun nedeni çevresel yaşlanmanın cildi henüz etkilememiş olmasıdır.  On beş on altı yaşlara doğru gençlerin yolları yavaş yavaş ayrılmaya başlar.   Ergenlik sivilceleri ile yapılan mücadelelerin başarısı cilt yaşlanmasını belirleyen etkenlerin başında gelir.  Yirmili yaşlara gelindiğinde yol ayrımı iyice belirginleşmiştir.  Sigara kullanıp kullanmamak, yoğun ve uzun süreli olarak güneş ışınlarına maruz kalıp kalmamak, güneşten koruyucu ürünlerden yararlanma becerisi, “solaryum zararlısı”na maruz kalıp kalmamak ve az da olsa cilt bakımında dikkatli davranmak yol ayrımının önemli belirleyicileridir.

CİLT YAŞINIZI BİLİYOR MUSUNUZ?

Farklar otuz-otuz beşli yaşlar dönülünce ortaya çıkacaktır.  Onuncu mezuniyet yılı balosunda bazı arkadaşların daha genç kaldığı, bazılarının beklenenden daha hızlı yaşlandığı mutlaka konuşulacaktır!  Cilt yaşlanması ile ilgili köklü farkların ve dedikoduların başladığı yıllar ellili yaşlar yani yirmi beş-otuzuncu mezuniyet yılı toplantılarıdır.  Bu yaşlarda cilt yaşlanması yönünden yollar çoktan ayrılmış, bir kısım arkadaşlar hala genç kalırken diğerleri fazlaca yaşlanmıştır.   Bu farkın nereden kaynaklandığını öğrenmek istiyorsanız bu kitabın size yardımcı olabileceği umudunu taşıyoruz.

BİR ÖNERİ
GÜNE GÜNEŞ KORUYUCU ÜRÜNÜNÜZÜ SÜREREK BAŞLAYIN!
Yaşlanma etkilerini azaltmak istiyorsanız her yeni güne başlarken güneş koruyucu sürmeyi ihmal etmeyin. Unutmayınız ki en değerli giysiniz cildinizdir.  Eviniz güneş alıyorsa, evdeyseniz bile, güneşten korunun. Pencere camını UV korumalı filtre içeren camlarla değiştirilebilirsiniz. Güneşten gelen zararlı ışınları süzme görevini yerine getiremeyen ozon tabakasındaki delinme nedeniyle güneş artık daha zararlı olmaya başladı.

SPF (Sun protection factor =güneş koruma faktörü) arttıkça ürünün cildi güneşten koruma etkisi de artar. Cildiniz normalde 20 dakikada yanıyorsa SPF 15 ile 300 dk (5 saat) da yanarsınız.

ULTRAVİYOLE NEDİR?

Güneşten gelen ışınlardan 400nm altındaki dalga boyunda olanlara ultraviyole ışınları denir.
UV ışınlarının bizi ilgilendiren iki tipi vardır. UVA ve  UVB . Uzun dalga boyunda olan UVA ( 320-400nm ) derinlere nüfus ederek cildin esnekliği üzerinde kalıcı zararlara yol açar. Kısa dalga boyunda olan UVB( 290-320nm)  ise cildin dış tabakalarında yanmaya yol açar, cildi yaşlandırır ve cilt kanseri gelişiminde rol oynar. Güneş koruyucu ürünler, UVA ve UVB ışınlarının her ikisine de koruyucu etki sağlamalıdır. Atmosferimize güneşten gelen ışınların süzülerek gelmesini sağlayan ozon tabakası son yüzyılda gelişen teknolojilerle beraber oluşan gazlardan dolayı darbe almış ve artık eskisi kadar görevini yapmaktadır. Bundan dolayı daha fazla korunmaya özen göstermek zorundayız.

Güneş cilde ne yapıyor?

Yaşam kaynağımız olan güneş olumlu etkileri yanı sıra olumsuz etkiler de taşır. Güneş kendimizi mutlu hissetmemizi sağlar, güneş sayesinde derimizden D vitamini sentez ederiz, bronzlaşınca kendimizi daha güzel hissederiz. Ancak bronzlaşmanın bedelini yıllar geçtikçe ağır bir şekilde ödemek zorunda kalabiliriz.

Güneş yanığı, cildin yaşlanması ve kanser başta olmak üzere ciltte gördüğümüz değişikliklerin en birinci nedeni UV ışınlarının ciltteki melanin, hemoglobin ve DNA gibi kromoforlar tarafından emilmesi (özellikle DNA nın UVB yi emmesi) ve sonuçta bu kromoforların hasar görmesidir.  UVB üst derideki melanin  ve DNA  tarafından emilir ve güneş yanığına yol açar. UVA ise alt derideki damarlardaki hemoglobine bağlanır. Burada oluşan kimyasal maddeler kollagen ve elastik liflere zarar vererek cildin yaşlanmasını hızlandırırlar.
Su toplamaların ve soyulmaların görüldüğü güneş yanıklarında hasar daha fazla oluşur. DNA’nın gördüğü hasar büyük oranda tamir edilir ama bazı kalıcı bozukluklar yaşanabilir. Bu bozukluklar zamanla birikir ve yavaş yavaş cildin yaşlanmasına veya kontrollü büyümeyi etkileyen bir bozukluksa cilt kanserine yol açabilir. UV ışınları en çok açık tenlileri, çilli ve kızıl saçlıları etkiler.

Güneşe bağlı yaşlanma belirtileri
” Kuru ve mat bir cilt
” Derin kırışıklıklar
” Elastikiyet kaybı
” Gözeneklerde açıklık
” Düzensiz kahverengi lekeler
” Kılcal damarlarda artış
” Ciltte incelme
” Morarmalar
” Üzerinde pütürler olan kızarıklıklar ( aktinik keratozlar)
” Deri kanserleri

BİR ARAŞTIRMA:

New York’tan plastik cerrah Darrick Antell, tek yumurta ikizleri üzerinde yaptığı araştırmasında güneş ışığının rolünün kalıtımdan daha önemli olduğunu bulmuştur. İkizlerden güneşe çok az çıkan kardeşler, çok fazla güneş altında kalan ikizlerine göre daha az kırışıklığa ve daha genç görünüme sahip bulunmuşlardır.

BİR BİLGİ:

Soler Keratozlardan Cilt kanseri Gelişebilir !

Soler keratozlar  ciltte güneş hasarının bir göstergesidir. 40 yaş üzerindeki kişilerde özellikle güneşe açık bölgelerde , kızarık veya kahverengi renkte, üzerinde pütürler veya kabuklanmalar olan , kabukları kaldırınca kanayabilen lekeler şeklinde görülürler. Genelde burun üzerinde ,alında , yanaklarda , dudaklarda , ellerde ve erkeklerde saçsız olan baş bölgelerinde görülürler. Zamanla bunların bazılarından cilt kanseri olan epidermoid karsinom gelişebilir. Bu nedenle bu tip bir cilt sorunu fark edildiğinde  dermatoloji uzmanına muayene olunması gerekmektedir. Soler keratoz tedavisinde bazı kremler ,  kriyoterapi ve laser yöntemleri  etkili olmaktadır. Ayrıca güneşten koruyucu önlemler de çok önemlidir. Gereken tedavi uygulandığında ve önlem alındığında cilt kanseri gelişimi önlenebilir.

BİR TEST:  BİLEĞİNİZE BAKIN!

Eğer dış etkenlerin ne kadar önemli olduğunu öğrenmek istiyor,”çevresel yaşlanma”nın ne kadar önemli olduğunu gözlerinizle de teyit etmeyi arzuluyorsanız,  “bilek testi”ni deneyin!  Bunun için bilek bölgesindeki cildinizin dışı ve içine bakmanız yeter.  Bileğinizin dışında gördüğünüz manzara derinizin dış etkenlere bağlı yaşlanmasıdır.  Bileğinizin iç kısmı ise sadece içsel yaşlanmanın sonucudur.  Aradaki farkın ne kadar ürkütücü olduğunun farkında mısınız?  Cilt yaşlanması ile mücadelede çevresel yaşlanmanın ne kadar önemli bir faktör olduğunu bu küçük test size yeteri kadar anlatmış olmalı!

Eğer cilt yaşlanması ile etkili bir şekilde mücadele etmeyi düşünüyorsanız çevresel yaşlanmayı yavaşlatmak zorundasınız.  Bunun için işe güneş ışınlarından korunmak ve sigara dumanından (ister kendiniz için ister duman altı olun) uzak kalarak başlamalısınız.  Mümkün olduğu kadar temiz bir çevrede yaşamaya çalışmalı, hava kirliliğinden, egzoz dumanından cildinizi uzak tutmalısınız.  Bu koruma çemberinin içine mümkünse ısı ve nem değişikliklerinden korunmayı da almaya çalışmalısınız.  Eğer çevresel etkilere fazlaca maruz kalan biriyseniz cildinizi çevresel yaşlanmadan koruyan “ilaç gibi ürünler” ile korumaya almalısınız.

UZAK DURUN!
” Güneş
” Sigara
” Alkol
” Kirli hava
” Egzoz dumanı
” Dengesiz beslenme
” Fast food gıdalar
” Katkı maddesi içeren yiyecek ve içecekler
” Olumsuz düşünceler
” Aşırı kahve, siyah çay ve cola
” Yanlış cilt ürünleri
” Çok mimikli konuşmak
” Üç beyazdan (tuz, şeker ve un ) kaçının.

YAPIN!

” Yaz -kış hergün güneşten koruyucu bir ürünle cildinizi koruyun
” Sigara içmeyin, içilen ortamlarda bulunmayın, içiyorsanız bırakın
” Alkolü alışkanlık haline getirmeyin, 1-2 kadeh şarap içebilirsiniz ama yerine üzüm veya başka meyve suları tercih etmeniz daha sağlıklı
” Kirli havalarda dışarıda dolaşmayın, temiz havada yürüyüş yapın
” Egzoz gazı solumamak için trafikte fazla kalmamaya bakın
” Cildinizi hergün temizleyin, nemlendirin
” Olumlu düşünün, gülümseyin
” İyilik yapın, mutlu olun
” Günde en az 5 saat uyuyun
” Sırtüstü yatın
” Daha çok meyve ve sebze yiyin
” Daha çok balık tüketin
” Sık kilo alıp vermeyin
” Doktorunuzun size önerdiği antioksidan ve besin desteklerini kullanın( kendiliğinizden almayın)
” Yaz-kış güneş gözlüğü kullanın
” Görme kusurunuz varsa gözlük kullanmayı ihmal etmeyin
” Günde 8 bardak su için
” Sosyal ortamlarda bulunun
” Daha çok dost edinin
” Yeşil çay için
” Üzüm ve nar yiyin

İKİNCİ FAKTÖR: İÇTEN GELEN YAŞLANMA…

DOĞAL YAŞLANMAYI EN ÇOK GENETİK MİRAS BELİRLER

Cilt yaşlanmasının bir nedeni de içsel yaşlanmadır.  Siz yaşlandıkça (diğer organlarınız gibi) cildiniz de yaşlanacaktır.  Cilt hücreleriniz eski güç kabiliyetlerini kaybedecektir.  Yaşınız ilerledikçe gençliğinizdeki o sıkı, nemli, gergin, pürüzsüz ve ipeksi cilt görünümünüzü kaybetmeniz doğaldır.  Buna asla üzülmemelisiniz.  Cildinizin sağlam bir örtü, çok güçlü bir koruyucu kılıf olduğunu düşünmemelisiniz.  Cildiniz de kalbiniz, böbreğiniz, beyniniz gibi doğal yaşlanmadan nasibini alacaktır.  Nasıl ki yaşlanan beynin biraz unutması, yaşlı bir kalbin kanı eskisi gibi güçlü pompalamaması normalse yaşlanan cildin de biraz kırışıp kuruması, gevşeyip sarkması olağandır.

Vücut ağırlığınız neredeyse %15′i kadar bir bölümü oluşturan bu kocaman organın müthiş bir damar ve sinir ağı ile desteklendiği yağ bezleri, ter bezleri ve tüy kökleri ile olağan üstü bir organizasyon içinde çalıştığını bilirseniz siz yaşlandıkça onun da yaşlanmasını hoş karşılarsınız.

CİLT YAŞLANMASININ YOL HİKAYESİ…

Cildinizin şanssızlığı fazlaca göz önünde bir organ olmasındadır.  Renginde, kıvamında ve nem oranında oluşan değişikliklere görerek, dokunarak hemen farkına varırsınız.  Eğer yaşınız ilerledikçe cildinizin üst tabakasında yer alan ölü deri hücrelerin daha yavaş atıldığını ve bu nedenle sertleştiğini, ölü tabakanın yaşlandıkça inceldiğini ve su kaybettiğini, yaşlanan, incelen üst tabakanın alt tabakayı koruma görevini aksatır hale geldiğini, yaşlanan derinin bazı bölgeleri daha fazla pigment üretirken diğer bölgelerinin melanin pigmentini üretmekte güçlük çekebildiğini ve bütün bunları yaşlılık lekelerine açık-koyu farklı renkte bölgelere sebep olduğunu bilirseniz, cildinizde içsel yaşlanmaya bağlı değişimleri daha kolay anlarsınız.

BİR BİLGİ

Normalde derinin  kendini yenileme süresi 26-42 gündür. Yaşlandıkça bu süre uzar. Alfa hidroksi asitler, retinol gibi ürünler cildin yenilenme süresini hızlandırarak gençleştirici etki sağlamaktadırlar.

DAHASI VAR!

İçsel yaşlanmanın cildinizde yaptığı değişimler yukarıda anlatılanlarla sınırlı değildir.  Yaşınız ilerledikçe yaşlanmış, sertleşip daralmış damarlarınız, cildinize daha az besin ve su taşımaya, cildinizi ürettiği atıklardan daha zor kurtarmaya başlar.  Kısacası cildin beslenmesi de temizlenmesi de bozulur. İçsel yaşlanma cildinizin bağışıklık gücünü de zayıflattığından onu enfeksiyonlara ve kanserlere karşı korumasız bir hale getirir.  Ayrıca, yaşlanan cildin su tutma yeteneği de önemli derecede zarar görür.  Cildin dolgusunu oluşturan ve glycosaminoglycanlar (GAG’lar) bilenen ara maddelerin üretiminin azalması cilt yaşlanmasının diğer tetikleyicisidir.  GAG’lara siz su tutan ya da su çeken moleküller de diyebilirsiniz.  Bu “su sever moleküller”in bazıları (hyalüronik asit gibi) kendilerinin bin katı su tutma yeteneğindedir.  Cildin nemi-suyu azaldı mı, cilt yaşlanması birdenbire hızlanır.  Nem cildin her şeyidir.  Kuruyan, nemsiz kalan, susuz kalan her cilt hızla buruşup kırışır.

KOLLAJEN VE ELASTİN DE YAŞLANIYOR

Cilt yaşlandıkça, yalnızca aradaki dolgu malzemesi değil cildi bir arada tutan iskelet sistemi de yaşlanır.  Cildin iskeletini oluşturan lifler kollajen ve elastin isimli moleküllerdir.  Bunlar cildinizi bir ağ gibi sarıp sarmalayan ona sıkılık, esneklik, uyum kabiliyeti ve sağlamlık sağlayan başlıca desteklerdir.  Siz yaşlandıkça kollajeni ve elastini üreten hücreler de yaşlanır.   Cildin iskelet sisteminde önemli değişimler ortaya çıkar. Özellikle elastin lifleri orta yaşlara doğru hızla bozulmakta, kalınlaşıp kıvrılmakta, sertleşip dağınık ve parçalı bir yapıya dönüşmektedir.  Elastin liflerindeki bu doğal yaşlanmayı güneş ışınları daha da hızlandırmaktadır.  Cildinizin güneşe maruz kalan bölümlerinin daha kalın ve bozulmuş bir hale gelmesi bundandır.  Aynı değişimler kollajen liflerinde de görülür.  Siz yaşlandıkça bu lifler de kalınlaşacak, bükülmeler, yığılmalar gibi bozuşmalara uğrayacaktır.  Kısacası içsel yaşlanmanın cildinizin destek dokusu ve iskeletinde yaptığı değişimlerin hikayesi bir hayli uzundur.  Yaşlanma, cildinizi oluşturan karmaşık organizasyonu pek çok yönden bozar.

YAŞLANAN CİLTTE NELER OLUYOR?
Nem oranı azalıyor.
Kollajen lifler kalınlaşıp, kırılganlaşıyor.  Sayısal kayba uğruyor.
Elastin lifleri yapısal olarak değişiyor ve bozuluyor.
Bu iki lifi üreten cilt hücresi fibrobilastların sayısı azalıyor.  Yetenekleri bozuluyor.
Ara madde üretimi ve destek dokusu bozuluyor.
Damarlar zayıflıyor ve görünür hale geliyor.
Bağışıklık hücreleri azalıyor.
Renk üreten hücrelerin dengeleri bozuluyor.
Cilt yüzeyindeki ölü tabaka incelip, güçsüzleşiyor.

CİLDİNİZ YAŞLANDIKÇA…

Kuruyor, pullanıyor, kalınlaşıyor.
Çiller, siyah noktalar, kırmızı lekeler ortaya çıkıyor.
İleri yaşlarda yaşlılık lekeleri beliriyor.
Mimik çizgileri (alında, kaş çatağında, yanaklarda) beliriyor.
İnce çizgiler ve kırışıklıklar meydana çıkıyor.
Göz çevresinde ince çizgiler, kaz ayakları ortaya çıkıyor.
Dudak üzerinde çizgiler, buruşmalar beliriyor.
Ben veya urlar ortaya çıkabiliyor.
Derin çukurlar ve sarkmalar meydana geliyor.
İnce damarsal yapılar ortaya çıkıyor.
Ciltte morarmalar ve kanamalar daha kolay oluşuyor.

ÜÇÜNCÜ NEDEN: RUHSAL YAŞLANMA

RUHUNUZ GENÇSE CİLDİNİZ DE GENÇTİR!

Cildiniz sadece genetik ve çevresel etkenlerle yaşlanmaz.  Cildi yaşlandıran bir diğer faktör de ruhsal yaşlanmadır!  Yani cildi yaşlandıran önemli bir faktör daha var ve ne yazık ki biz onun farkında bile değiliz: Ruhsal yapılanmamız, iç dünyamız!  Ruhsal yaşamınızda olup bitenler cildinizi derinden etkiler.  Cilt yaşlanması ile ilgilenen uzmanların ortak fikri cildi yaşlandıran şeylerin cildinizden çok daha derin bir yerde, beyinde gizlendiğidir.  Gözlemler, stresi düşük, uykusu iyi, olumlu yanı çok, kahkahası bol, korkusu endişesi az, umudu bol bir yaşam sürenlerde cilt yaşlanmasının geciktiğini gösteriyor.  Olumlu ve hoşgörülü insanlarda cilt yaşlanması yavaşlıyor.  Cilt, stresten, hiddet ve öfkeden, mutsuzluktan, hüzünden, korku ya da endişeden hiç ama hiç hoşlanmıyor.  Ruhsal yönden aşırı gelgitler yaşayanlar, kendini ifade etmede zorlananlar, gerginlik ve kasılmalarını fazlaca abartanlar daha hızlı bir cilt yaşlanması ile karşı karşıya kalıyor.


 
Ara
04

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Aralık-4-2008

Vitamin ve cilt bakım mineralleriyle zenginleştirilmiş içeriği sayesinde, BioCharm çikolata banyosu, beta endorfinlerin stres üzerindeki olumlu etkisiyle vücudu stresten doğal yoldan arındırmaya yardımcı olur.

Çikolata terapinin düzenli uygulanması, metabolizmayı daha sağlıklı çalıştırarak doğal incelmeye yardımcı olurken, cildi güçlendirici vitamin ve zengin mineral içeriği ile erken cilt yaşlanmasını önlemeye yardımcı olarak cilde gençlik, güzellik kazandırır.

Vücuda mükemmel sağlık, güzellik veren zengin mineral, vitamin, bitki özleri ile birlikte çikolatanın bir aradaki eşsiz doğal aromasını içeren BioCharm Chocolate SPA banyosuna kendinizi bıraktığınızda; çikolatanın içinde yüzdüğünüzü hissedecek ve inanılmaz bir huzur duyacaksınız.



Çin konuşlu fabrikasında Lida turunç filizleri ile üretilmektedir.