| |
|
|
|
|
|
|
|
Küçük yaşlarda kilo alan çocukların büyüyünce de kilolu olabilecekleri açıklandı.
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Mehmet Emre Atabek, 2-10 yaş arasındaki aşırı kilo alan çocukların, erişkin döneminde de kilo alımının devam edeceği uyarısında bulundu.
Doç. Dr. Atabek, obezite hastalarının çoğunda belirlenmiş bir hastalık nedeninin olmadığını söyledi.
Obezite görülme sıklığının her geçen gün daha da arttığını ifade eden Atabek, “Bu sayı çocuklarda da çok fazla. Bazı obez çocuklarda insülin hormonunda yükseklik, kan basıncı yüksekliği, kan yağlarında bozulma, bel kalça oranının artması gibi belirgin metabolik bozukluklar bulunabilmektedir” dedi.
Küçük çocuklarda kilo artışına bağlı olarak uykuda solunum problemleri, diz ağrısı ve bacaklarda eğilmeye giden rahatsızlıklar görülebildiğini belirten Atabek, bazı obez çocuklarda ergenlik öncesi dönemde bile şeker metabolizması bozuklukları, kan basıncı yüksekliği, kan yağları yüksekliği, şeker hastalığı ve hatta damar sertliği belirtilerinin ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu.
ÇOCUKLARIN KİLO ALIMINA DİKKAT
Yapılan çalışmalarda 3-8 yaş arası obez çocuklarda bile erken damar bozukluklarının ortaya çıktığını ve damar sertliğinin çocuklukta başladığının gözlendiğini vurgulayan Atabek, “Özellikle 2-10 yaş arasında aşırı kilo alan çocuklar, erişkin döneminde de kilo alabiliyor. Obez çocuk ve ergenler üzerinde yaptığımız bir çalışmada da ultrason ile atardamarların duvar kalınlıklarının normal çocuklara göre artmış olduğunu tespit ettik. Uluslararası literatürde yayınlanan bu çalışmadan da anlaşılacağı gibi obezlerde damar ve kalp problemlerinin temeli çocukluk çağında atılmaktadır” diye konuştu.
Bu nedenle erken yaşlarda korunma ve tedavi girişimlerinin, ergenlik ve erişkin döneme göre daha etkin ve başarılı olacağını belirten Atabek, şunları kaydetti:
“Çocuğa iştah ile açlığın farkı kavratılmalı, çocuğun dikkatinin beslenme dışındaki konulara çekilmesi gerekir. Bu konularda yaptığımız çok sayıda bilimsel çalışmamız var. Bilimsel faaliyetlerimiz arasında ulusal ve uluslararası saygın tıp dergilerinde çocukluk çağı obezitesi konusunda çalışmalarımız yayınlandı.
|
|
|
|
| |
|
|
|
|
|
|
|
DENİZLİ Devlet Hastanesi Başhekimi ve Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Ramazan Canural, çocuklarda ishal vakalarının mevsimsel olarak arttığını, iki yaş altı çocuklarda bu rahatsızlığın daha sık görüldüğünü belirterek, ishalin ölüme varan sonuçları olabileceğini söyledi.
Canural, yiyecek ve içeceklerin tam emilmeden sulu bir şekilde dışarı atılmasına ishal denildiğini hatırlatarak, ishal vakalarında gaytanın kıvamının önemli olduğunu vurguladı. Her yıl dünyada 1 milyar, Türkiye’de ise 1-1.5 milyon çocukta gastroenterit (ishal-kusma) görüldüğünü, bunların yüzde 80’inin 2 yaş altı grupta ortaya çıktığını kaydeden Canural, şunları söyledi:
“Sosyoekonomik durumu bozuk olan ailelerin çocuklarında, çevre koşulları iyi olmayan yerlerde oturanlarda ve kreş, okul, bakımevi gibi toplu yaşam yerlerinde bulunanlarda, ishal daha sık görülmektedir. Dünyada her yıl 1.2 milyon çocuk ishalden ölmektedir ki, bu da ortalama dakikada 1 çocuğun öldüğünü gösterir. Bulantı, kusma, iştahsızlık, karın ağrısı, bazen ateş, karın şişkinliği, susama hissi ishal-kusma vakalarında görülen şikayetlerdir. İshal-kusma vakaları, mikrobik, virütik, paraziter ve mantarlara bağlı olabilir.”
Gıda ve yiyeceklerin iyi temizlenmemesi, iyi hazırlanmaması, iyi muhafaza edilmemesi veya çocukların kirli ellerini ağızlarına götürmeleriyle mikropların vücuda alındığını ifade eden Canural, şöyle konuştu:
“Ağız yoluyla alınan mikroplar, bağırsak duvarına yapışarak veya salgıladıkları toksinlerle ishal ve kusmaya sebep olurlar. İshal ve kusması olan bir çocukta, gözler çökük, ağzı-dili-damağı kuru, küçük bebekse fontaneli (bıngıldak) çökük, karın çökük, cilt tonu bozuk olur. Hastalarda genel bir düşkünlük, su kaybı derecesine bağlı olarak şok ve koma gelişebilir. Normal şartlarda basit bir ishal 3-5 günde bol sıvı ve perhizle düzelebilir. Ancak su kaybına giren kişiye daha yakından takip gerekir. İshalli çocuklar, yüksek ateş, gaytada kan ve su kaybı yoksa evde takip edilebilir. Tuz-şeker karışımı sıvı yanında bol sulu gıdalar, yoğurt, pirinç lapası, patates püresi, elma, muz, şeftali, yağsız ve şekersiz gıdalar verilir. Eğer su kaybı gelişirse, bu arada hastada yüksek ateş, kusma ve ishal ev şartlarında devam ederse, doktora müracaat edip, hastaneye yatırılarak serum takılmalıdır. Eller sık sık yemek öncesi ve sonrası mutlaka yıkanmalıdır. Tüm yiyecekler temiz, iyi hazırlanmış veya kaynatılmış, içinde katkı maddesi bulunmayacak şekilde hazırlanmalı ve uygun şartlarda muhafaza edilmelidir. Tuz-şeker karışımı sıvılar ve perhizle ishal ve kusma düzelmiyorsa doktora başvurulmalıdır.”
|
|
|
|
| |
|
|
|
|
|
|
|
Bekar ve geç yaşta anne olan kadınlar, evli ve erken yaşta çocuk sahibi olanlardan daha sağlıklı kadınların çocuk ve aile tercihleri, ilerideki sağlık durumlarını etkiliyor. İngiliz araştırmacılar yaptıkları çeşitli çalışmalar sonucunda bekar kadınların evlilerden, geç yaşta anne olanların erken yaşta anne olanlardan daha sağlıklı olduğunu ortaya çıkardı.
Araştırmayı yürüten ekibin başındaki uzman Prof. Emily Grundy, ‘İlişki ve ebeveynlik tarihlerimizin, yaşamımızın daha sonraki safhalarında sağlığımız üzerinde önemli etkisi olduğunu saptadık’ açıklamasını yaptı.
HAZIR HİSSETMEDEN ANNE OLMAYIN
İngiltere’de yapılan araştırma 1911 ve sonrasında doğmuş kadınlar üzerinde yapıldı. Araştırma, ileri yaşlarda sağlık durumunun zayıflığının, çok genç yaşlarda yapılan doğumlar, 5-6 çocuktan oluşan büyük bir aileye sahip olmak ve 18 aydan daha az ara verilerek yapılan doğumlarla yakından bağlantısı olduğunu gösterdi.
Bu yaş grubundaki kadınlarla yapılan araştırmada geç yaşlarda anne olanların ileri yaşlarındaki sağlıklarının daha iyi olduğu saptandı. Grundy, bunun sebebini, ‘muhtemelen bu insanların hazır olduklarını hissetmeden ve sağlıklarının çocuk bakmaya uygun olduğundan emin olmadan bebek yapmaya karar vermemelerine’ bağladı ve hazır hissetmeden anne olmanın kadınlar üzerinde büyük bir stres kaynağı olabileceğini söyleyerek uyarıda bulundu.
KISA ARALIKLARLA DOĞUM YAPMAK DOĞRU DEĞİL
Kısa aralıklarla çocuk sahibi olmasının olumsuz etkisinin ise bunun yarattığı psikolojik stres kaynaklı olabileceği belirtildi. Grundy, bu bulgunun kendileri için özellikle önem taşıdığını çünkü kısa aralıklarla doğumun ileride sağlığa etkisinin gelişmiş bir ülkede ilk kez araştırıldığını ve araştırmanın sonuçları açısından son derece önemli olduğunu söyledi.
EVLİLER DAHA ÇOK ŞİKAYET EDİYOR
Aynı araştırmada, kadınlardan sağlık durumlarını değerlendirmeleri de istendi. Anket yolu ile yapılan çalışmada evli kadınların bekarlara oranla sağlıklarından daha çok şikayet ettikleri ortaya çıktı. Ayrıca evli kadınların sağlıklarını bekar olanlara göre daha çok ihmal ettiği, aile bireylerinin sağlık sorunlarını daha ön planda tuttuğu da belirlendi. Bekarların ise spordan, beslenme alışkanlıklarına kadar her konuda evlilere göre daha dikkatli ve ilgili oldukları da belirlendi.
|
|
|
|
| |
|
|
|
|
|
|
|
ADANA’daki Özel Ortopedia Hastanesi’nin Yönetim Kurulu üyesi ortopedi uzmanı Prof.Dr. Mahir Gülşen, kemiğin kalitesini yükseltmek için erken yaşlarda kalsiyum yüklemesi yapılması gerektiğini söyledi.
Prof.Dr. Mahir Gülşen, kemiklere en önemli gücü veren kalsiyumun büyüme çağının sonlarına doğru alındığını kaydetti. Bunun için 26 yaşına kadar süt, yoğurt, peynir gibi kalsiyum içeren ürünler düzenli ve sağlıklı tüketilmesi gerektiğini kaydeden Prof.Dr. Gülşen, “Çünkü 26 yaşa kadar alınan kalsiyum kemiği daha güçlü kılıyor. O nedenle gençler kemiklerin korunması için önlem almalı. Düzenli beslenmeli, kalsiyumdan zengin gıdalarla beslenmeli. Sigara, alkol ve kahveden uzak durmalı” dedi.
Prof.Dr. Mahir Gülşen, yetişkinlerin ve çocukların sütlü kahve içmelerinin de doğru olmadığını belirterek, şöyle konuştu:
“Ayrıca, çocuğunuza süt veriyorsunuz, tadını beğenmiyor. Süte kahve karıştırıp içiriyorsunuz. Kahvedeki kafein kemiğin kalsiyumu emmesini engelliyor. Bu büyükler için de geçerli. Kahveyle birlikte içtiğiniz sütün bir yararı olmaz. Ayrıca çocuğa tek başına süt içirmenin yanında bir de hareket etmesini, spor yapmasını sağlayın. Kemikler ancak hareketle sağlamlaşır. Kemiklerin görevi vücudu taşımak. Sürekli yatarsanız, oturursanız, beyin kemiğin kalsiyuma ihtiyaç duyduğunu fark etmez. Sürekli hareket ederseniz beyin kalsiyum ihtiyacı olduğu sinyalini verir. Kemikleri kuvvetli hale getirmek için hareket etmeli spor yapmalıyız.”
|
|
|
|
| |
|
|
|
|
|
|
|
Sezaryenle doğan bebeklerin astıma yakalanma riskinin normal doğanlardan daha fazla olabileceği bildirildi.
Hollanda’daki Sağlık ve Çevre Enstitüsünden Dr. Caroline Roduit ve ekibi, 8 yıl boyunca Hollanda’da Mayıs 1996 ile Aralık 1997′de dünyaya gelen, 247′si (yüzde 8,5) sezaryenle doğmuş 2 bin 917 çocuğun sağlık durumunu araştırdı.
Bu çocuklardan yüzde 12,4′ünün 8 yaşından itibaren astıma yakalandığını gören bilim adamları, sezaryenle doğan çocukların astıma yakalanma riskinin daha fazla olduğu sonucuna vardı.
Araştırmacılar, anne ya da babası alerjik bünyeye sahip çocukların astım riskinin iki kat, bu riskin anne ve babası da alerjik olanlarda üç kat arttığına dikkati çekiler.
Thorax adlı dergide yayımlanan araştırmanın, çocuğun astıma yakalanmasında kalıtsal ve çevresel etkenlerin birleşmesinin önemini gösterdiğini belirten bilim adamları, sezaryen oranının artmasının tıbbı gereklilik olmadan, kısmen annelerin talebinden kaynaklandığını ifade ettiler.
Son yıllarda özellikle gelişmiş ülkelerde astıma yakalanan çocukların sayısı arttı. Sezaryenle doğum oranı da gelişmiş ülkelerin çoğunda artış gösterdi. Sezaryenle doğum oranı 1970′lerde yüzde 5 iken bazı yerlerde 2000′de yüzde 30′un üzerine çıktı.
|
|
|
|
|
|