Lida Yosun Jeli Lida Meizi Çay

 
Oca
21

    
Posted (Eril) in Genel Beslenme, Sağlıklı Yaşam, Sağlıklı Zayıflama on Ocak-21-2011

Depresyonun tek bir nedeni yoktur. En sık rastlanan tetikleyici etkenler arasında mutsuz geçen ya da istismarın yaşandığı çocukluk dönemi, zor bir aile ortamında yetişmiş olmak, evsizlik, yoksulluk, işini kaybetme, mali sıkıntılar, boşanma, yas tutma ya da kronik hastalık, hormonal değişiklikler, alkol veya ilaç bağımlılığı ya da ilaçların yan etkileri yer alır.Bunların yanında aşırı kilolar da sizi depresyona sürükleyen nedenlerden birisi olabilir.Vermekde zorlandığınız kilolar sürekli canınızı sıkar özelliklede birkaç defa deneyip başarılı olamadıysanız. Aslında bu liste sonsuza dek uzayıp gider. Ancak bazen de görünürde hiçbir neden yoktur; öylesine ortaya çıkıverir. Görünürde üzülmesi için hiçbir neden olmayan insanlar depresyona girebilirler; hatta bu depresyon tablosu bazen çok ağır olabilir.Depresyonda ailevi yatkınlık söz konusu olabilir. Yaygın olarak kabul gören varsayım bu durumun genetik olduğudur. Acıklı gerçek şu ki pek çok çocuk, depresyondaki ebeveynlerinden olumsuz düşünme konusundaki ilk derslerini alır. Beyindeki kimsayal dengesizlikler düşünme süreçlerini ve nasıl hissettiğimizi etkiler; hem serotonin hem de norad-renalin düzeylerindeki düşmeler depresyona yol açabilir.

Ancak bu “yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan?” misali yoğun bir tartışma konusudur. Bazı kişilerde, görünüşe göre yaşamda olup bitenler beyin kimyasını değiştirmektedir; oysa başkalarında, göründüğü kadarıyla yaşamdaki değişikliği başlatan beyin kimyasındaki değişikliktir. Yine de pek çok kişide hangi değişikliğin (yaşam baskısı mı, yoksa beyin kimyası mı?) daha önce ortaya çıktığı çok belirsizdir.Nedeni ne olursa olsun, depresyonda olmak utanılacak bir durum değildir. Depresyon tiroit sorunları ya da pelvis ağrısı kadar gerçek bir hastalıktır. Kendiliğinden ortaya çıkıverir ve depresyonda olmak yetersiz olduğunuz ya da delirdiğiniz anlamına gelmez.


 
Tem
06

    
Posted (Eril) in Sağlıklı Yaşam, Sağlıklı Zayıflama on Temmuz-6-2010

Dr. Baschetti, 2 gram saf, glisirhizinik asitten arındırılmamış (non-deglycyrrhinized) meyan kökünün yarım litre soğuk, düşük-yağlı ya da kaymağı alınmış sütte eritilmesini tavsiye ediyor. İnce-öğütülmüş meyan kökü kullanınız ve erimesine yardımcı olmak için onu on-iki saat kadar az miktarda suda bekletiniz.

Bu içeceği her sabah içiniz. Eğer birkaç saat içinde bir iyileşme görmezseniz, meyan kökünün dozunu yavaş yavaş ve ihtiyatlı bir biçimde 5 grama kadar çıkarınız (yine, yarım litre sütte).

Meyan kökü, ancak, eğer kronik yorgunluk hastasının lenf bezleri şişmiş ve ağrılıysa, işe yarayacaktır,” diyor Dr. Baschetti. “Eğer sizde bunlar yoksa, sizde gerçekten kronik yorgunluk sendromu yoktur.” O ayrıca, eğer tansiyonunuz genellikle yüksekse, kronik yorgunluk sendromunuzun olmadığını belirtiyor, ve bu durumda sodyum tutulmasına neden olacağı ve tansiyonu daha da, belki tehlikeli biçimde yükselteceği için, meyan kökünü kesinlikle almamanızda ısrar ediyor. En önemlisi de, meyan kökü sadece, eğer kandaki hidrokortizon düzeyleriniz düşükse işe yarıyor.

Depresyonu olanların (yanlışlıkla KYS tanısı konulmuş olanların) da meyan kökü almamaları gerekiyor, çünkü yeni incelemeler böyle depresyonlu kişilerin kanlarında yüksek düzeylerde steroid hidrokortizon bulunduğunu gösteriyor. Böyle durumlarda, meyan kökü hidrokortizon düzeylerini daha da yükselterek depresyonu ağırlaştıracaktır.


 
Oca
28

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-28-2009

Hamilelik sırasında ortaya çıkan uyku bozukluklarını, kendine bakamamayı, intihar fikirlerini, anksiyete ve depresif durumları ciddiye almak gerekir.

Hamilelik dönemi aileler için önemli bir dönem. Bu sırada evlerde bazı olağanüstülüklere tanık olunur. Heyecanla birlikte giden telaş ve bazı kaygılara da rastlanır. Zihinlerde cevabını arayan onlarca soru uçuşup durur. Bu soruları Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi’nden Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi Uzmanı Prof. Dr. Kemal Arıkan’a sorduk.

-Hamilelik sorunları ne zaman başlar?
Hamilelik süreci üçer aylık periyotlar halinde ele alınıyor. Bunlar “trimester” olarak isimlendiriliyor. Hamilelikle ilgili sorunlar, tıbbi anlamda ilk trimesterda başlıyor. Psikiyatrik bulgular da aynı döneme denk düşüyor.

-Hamilelik öncesinde yaşanan sorunların nedenleri nelerdir?
İlk çocuk için ve diğer çocuklar için genelde farklı sorunlar yaşanıyor. İlk çocuk söz konusu ise çocuğum olacak mı? sorusu problematik görünüyor. İkincisinde ise, eğer ilk çocuk kız ise, bu kez de kız mı olacak? Erkek mi? sorusunun sosyo-kültürel düzeyi düşük kesimde önemli bir mesele olduğunu görüyoruz.

- Hamilelik sorunlarının yaşanması bakımından erken gebelik ile geç yaşta oluşan hamilelik arasında ne gibi farklar vardır?
Erken gebelikte psikiyatrik sorunlara daha sık rastlanıyor. Özellikle de depresyona. Geç gebelik de ise obsesif nitelikte çocuğun sağlığı ile ilgili kaygılar ön plana çıkıyor.

- Uzun süre gebe kalamamış anne adaylarının hamilelikleri daha sorunlu oluyor mu?
O tür hamilelerde de obsesif özelliklere daha sık rastlıyoruz. Tabi, hamilelik için bir takım travmitize edici tıbbi girişimlere maruz kalmışlarsa post travmatik stres bozuklukları da ortaya çıkabiliyor.

- Hamilelik sırasında en çok nelere dikkat edilmeli?
Uyku bozuklukları, kendine bakamamak, intihar fikirleri gibi depresif bulguların ortaya çıkması halinde derhal psikiyatrik desteğe başvurmaları gerekir.  Stresten mümkün olduğu kadar uzak durmak gerekir.

- Hamilelik sırasında duygulanımda ne gibi değişiklikler olmaktadır?
Genelde depresif yönde değişmektedir.

- Hamilelik dönemindeki kişilerin daha hassas ve kırılgan olmalarının temel sebebi nedir?
Fetusun korunması için aşırı bir uyanıklık hali vardır. Bu durum tabi ki yorucu bir şeydir. Diğer yandan hormonal denge bozulmuş, ciddi fizyolojik zaaflar ortaya çıkmıştır. Hamile kadın kendine olan güvenini kolay yitirmektedir. Tüm bunlardan dolayı bir miktar paranoid hal ortaya çıkabilir.

- Hamilelik döneminde çevresinden özellikle de eşinden daha fazla anlayış ve destek görme isteğinin altında hangi duygular yatmaktadır?
Hamile kadın derinlemesine incelendiğinde bebeğin korunmasına programlanmıştır. Eşinden de öncelikle koruma görevinde kendisine yardımcı olmasını beklemektedir. Bu süreçte depresif eğilimlerinden de korunmak istemektedir. Zira, depresyonun bebeğe zarar verdiği yönünde içgüdüsel bir farkındalığa sahiptir.  Dolayısıyla, eşlerinden duygu durumlarını yüksek tutmaları için özel bir görev üstlenmelerini beklemektedirler.  Yani naz yapmamaktadırlar!

- Daha önceden devam eden psikiyatrik tedavileri olan hamilelerin durumu nedir?
Daha önce geçirilmiş depresif vb psikiyatrik epizotlar hamilelik sırasında tekrar alevlenebilmektedir.

- Antidepresan kullanan anne adayları neler yapmalıdır?
Derhal psikiyatristle temas kurmaları gerekir. Zira, özellikle de ilk üç ayda organların oluşumu sürecinde kullanılan antidepresanlar kalp vb organlarda teratojenik etkiye sahiptir. Örneğin kalpte delikler ortaya çıkabilmektedir.

- Hangi psikiyatrik hastalıklar size göre hamileliğe engel teşkil eder?
Psikoz ciddi ve tartışmalı bir sorundur.

- Hamilelik döneminde yaşanan bazı sorunlar anne karnındaki çocuğu nasıl etkilemektedir?
Doğrudan etkilemektedir. Özellikle de stres hormonları, başta kortizol olmak üzere fetusun gelişimini derinden etkilemektedir. Erken doğum, gelişme geriliği, bir takım ciddi hastalıklara yatkınlık, istenmeyen kötü sonuçlardandır.

- Hamilelik sırasında grup terapileri çalışmalarının ne gibi yararları olduğunu düşünürsünüz?
Hamilelik sırasında ilaç tedavisi bir takım riskleri içermektedir. O nedenle psikoterapilere daha fazla önem verilmektedir. Bunlardan birisi de grup terapileridir. Özellikle eğitsel amaçlı grup terapileri hamilelikle ilgili bir takım önyargılara bağlı depresyonları ve anksiyete bozukluklarını engellemek açısından yararlıdır.

- Doğum sonlarında yaşanan ‘annelik hüznü’ nedir?
Normal sayılan bir depresif periyottur.

-Doğum sonrası depresyon her annede yaşanır mı?
Annelik hüznü dediğiniz tablonun dışına taşan ciddi major depresyon noktasına ulaşan olguların yüzdesi 15′lere ulaşmaktadır.

- Kendiliğinden geçen bir durum mu, yoksa tedavi gerektiriyor mu?
Pot partum depresyon tedaviyi gerektiren ciddi bir hastalıktır

- Bu tedavi sırasında süt verdiği için ilaç tedavisi nasıl olmaktadır?
İlaç tedavisinin bir hekim denetiminde uygulanması gerekir. Mümkünse ilaç yerine EKT veya TMU düşünülebilir.

-Terapi desteği de önemli değil mi burada?
Büyük önemi var. Özellikle de bireysel psikoterapinin yararlarını ortaya koyan çok sayıda araştırma vardır.


 
Oca
16

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-16-2009

Uyku sorunları yaşayanlar, öfkeli, sinirli ve sabırsız olduklarından depresyona en yatkın kişiler oluyorlar.

Uyku sorunları çocukluk yaşlarından yetişkinliğe uzanan bir çizgide her zaman yaşanabilmektedir. İleri yaş uykusuzlukları da bilinmektedir. Yaşam kalitesini bozan uyku sorunları kişinin iş başarısını düşürdüğü gibi insanı asabileştirebilmekte ve çevresi tarafından kaçınılan insan durumuna sokabilmektedir. Uykunun kaliteli olması yaşamında kaliteli olmasında önemli bir etken. İş ve hayat başarısı isteyen kişiler uyku hijyeni ve kalitesine önem verilmelidir. Uyku sorunları ne zaman başlar, nasıl gelişir, ne gibi fiziksel ve psikolojik sorunlara sebebiyet verir sorusu herkesin aklında artık. Trafik kazalarının sık yaşanıyor olması uykusuzluğa bağlı gelişen dikkat eksikliğinin bir sonucu değil mi? İhmal edilen ama bedeli yüksek olabilen istenmeyen sonuçlar doğurabilen bu konuyu Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi konsültasyon liyezon psikiyatrisi uzmanı Prof. Dr. Kemal Arıkan açıkladı.

-Uyku bozukluğu tanısı nasıl konuluyor?

Klinik bulgular ve polisomnografi yoluyla koyulmaktadır.

-Burada EEG’nin yeri nedir?

EEG uyku sürecini analiz etmek için elimizdeki hemen hemen tek olanaktır.

-Peki uyku EEG’si burada farklı veriler mi sunar?

Evet. Her uyku bozukluğu için uykunun bir aşamasında patoloji vardır.

-Uyku laboratuarı uyku bozuklu tedavisinde önemsenmeli midir?

Elbette. Uyku bozukluklarının tanısında uyku laboratuarı kaçınılmaz bir öneme sahiptir.

-Kişinin kendisinin de durumunu görmesi açısından uygulanan testler var mıdır?

Evet. Uyku laboratuarında elde edilen veriler hipnogram adı altında bir çıktı sağlar. Buna bakan kişi kendi uyku düzeni hakkında bilgiye kavuşur. Ve tedaviyle ortaya çıkan değişimi izleyebilir hale gelir.

-Uyku sorunu yaşayan kişinin bu durumu ne zaman uyku bozukluğu noktasına gelir?

Klinik olarak hemen her uyku bozukluğunun özgün semptomları vardır. Bunlar genel olarak; aşırı uyku hali, uykusuzluk ya da patolojik uyku şeklinde tezahür eder. Söz konusu bulgular kişinin yaşamını etkiler hale geldiğinde artık olay bozukluk noktasındadır.

-Liyezon psikiyatrisinde uyku bozukluğunun yeri nedir?

Büyük öneme sahiptir. Zira hemen her psikiyatrik bozukluk bir şekilde uyku kalitesini bozmaktadır. O noktada ayırıcı tanı için nöroloji, göğüs hastalıları ve KBB başta olmak üzere diğer tıp disiplinleri ile psikiyatrinin işbirliğine girmesi gerekir ki orada karşımıza konsültasyon-liyezon psikiyatrisi çıkmaktadır.

-Hocam uyku sorunları tedavisinde pek çok insanın kafası karışık durumda. Uyku bozukluğu yaşayan kişiler göğüs hastalıkları uzmanına mı, nörologa mı, psikiyatri uzmanına mı müracaat etmelidir?

Tüm o branş hekimlerinin işbirliği yapması gerekir. Hastalar ise işe psikiyatriden başlayabilir.

-Terapistinde tedaviye katılmasını gerekli görür müsünüz?

Elbette. Uyku bozukluklarının altında çoğu zaman özgün psikiyatrik bir sendrom vardır. Öyle bir durumda terapistin devreye girmesi psikiyatrik tabloya dair kişide iç görü kazanmaya hatta bazen terapötik etkiye yol açmaktadır.

-Uyku bozukluğunda yaş faktörü var mıdır?

Vardır. Belirli uyku bozuklukları belirli yaşlarda daha sık ortaya çıkmaktadır.

-Yaşlılıkta yaşanan uykusuzluğu da uyku bozukluğu spektrumunda mı değerlendiriyorsunuz?

Eğer kişinin yaşam kalitesini bozuyorsa evet.

-Uyku bozukluğunun tetiklediği hastalıklar nelerdir ?

Birçok psikiyatrik hastalık sayılabilir. Bunlardan en sık karşımıza çıkanı depresyondur.

-Peki hangi bozukluklar daha çok uyku bozukluğuna sebep olmaktadır?

Yukarda da ifade ettiğim gibi hemen tüm psikiyatrik hastalılar uyku bozukluğu ile birlikte gitmektedir. Hatta depresyona özgü hipnogram depresyonun bilinen en ünlü biyolojik işareti olarak kabul edilir.

-Uyku bozukluğunun hayat kalitesini olumsuz etkilediği, çalışma performansını düşürdüğünü söyleyebilir miyiz?

Kesinlikle…

-Hocam uykusuzluk en çok kişinin asabi davranışlarıyla ortaya çıkıyor sanırım günlük hayatta?

Doğrudur. İnsomnianın en önemli klinik bulgularından birisi sinirliliktir. Kişiyi sabırsız ve impülsif yapmaktadır.

-Yaşanan trafik kazalarında uyku sorunlarının yeri önemli olsa gerek değil mi?

ABD’de yapılan araştırmalar gösteriyor ki, örneğin nakolepsi trafik kazalarının en başta gelen sebepleri arasındadır.

-Uyku ve solunum arasındaki ilişki nedir?

Bunun klinik önemi uyku apnesi denilen tablodur. Bazı insanlar uyku sırasında uzun sürelerle nefes alıp verememektedir. Hayati önem taşıyan bu meselenin ivedilikle çözümlenmesi gerekmektedir.

-Kaygılı bir hayatı olan, iş stresini yoğun yaşanların uykuları nasıl etkilenir?

Bu gibi durumlar genelde uyku hijyenini bozmaktadır. Uykuya dalma güçlüğü, geceleri sık uyanma vb uyku bozukluklarına yol açmaktadır. Kişi normal uykuya geçiş için gereken minimum relaksasyonun sağlayamamaktadır. Aklında sürekli olarak işleri ardır.

-Uykusuzluk mu depresyon nedenidir yoksa depresyon mu kişi uykusuz yapar?

İkisi de doğrudur. Depresyon-uyku ilişkisi karşılıklıdır.

-Çok uyumak bir sorun herhalde ama uyuyamamakta aynı şekilde?

Elbette. Hatta, az uyumak dediğimiz insomnia tablosu çok uyumak denilen hipersomniadan daha fazla rastlanan bir uyku bozukluğudur.

-Uykunun kaliteli olması kişiye neler kazandırır?

Uyku kalitesinin iyi olması genel olarak yaşam kalitesini yükseltir. Kişi hayatı daha fazla sever, bağlanır. Performansı yükselir.

-Uyku süresinin standart bir saati var mıdır? Bu kişin ihtiyacına göre mi şekillenir?

Kişiye göre değişmekle beraber ortala 6-8 saat sürmesi gerekir.

-Coğrafyanın uykuya etkisinden bahsedebilir miyiz?

Gün ışığı ritmi uyku ritmini etkiler. Dolayısıyla coğrafya ile uyku düzeni arasında belirli bir ilişki olması beklenir.

-Uyku teröründen bahsedebilir miyiz?

Evet uyku terörü denilen tablo uykunun belirli bir aşamasında ortaya çıkan kabuslarla giden bir uyku bozukluğudur. Kişiyi şaşkına çevirir ve yaşam kalitesini ileri derecede bozar.

-TV ve bilgisayarın uykuya etkisi nedir?

Uyku hijyenini bozabilirler.

-Doğru ve hijyenik bir uyku için neler önerirsiniz?

Belirli bir saatte yatmayı, belirli bir saatte kalkmayı, oda ısısını hafif serin tutmayı, uykuya dalmadan önce 1-2 saat öncesinde herhangi bir çay kahve vb stimulan almamayı öneririm.

-Uykusu kaçan kişiler ne yapmalıdır?

Yatağı sadece uyku için kullanmayı öneririm! Yani uykumuz gelsin diye saatlerce yatakta beklemek yararsızdır. En iyisi kalkıp hafif bir kitap okumak, ya da bir bardak ılık süt içmek sonra tekrar uyumaya çalışmak ilk aklıma gelen öneriler.


 
Oca
16

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-16-2009

Alınan kilolar depresyona neden oluyor ve hayatı çekilmez hale getirebiliyor.

Nöroloji uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, alınan kiloların depresyon sebebi olduğunu önemle vurgulayarak ve şu açıklamaları yaptı:

“Beslenmedeki yanlış alışkanlıklar, yaşanan iş stresi ve benzer birçok problem ile kilo alımı hızlı olarak gerçekleşebilir. Alınan kilolar ise fiziki ve ruhsal birçok probleme yol açabiliyor. “Ben kendimle barışığım” diyenlerin çoğu gerçeği yansıtmıyor. Aslında kilo, başlı başına yoğun bir anksiyete nedenidir. Kilo almak depresyona neden olabileceği gibi depresyonda olmak da kilo almayı beraberinde getirebilir. Kilo almak muhtemelen artan stres veya duygusal bir aksaklık sonucu ortaya çıkar.

Kilo almaya başlayan kadın kendini sorgulamalı…

Yemek yemek birçok kadın için hem rahatlama hem de kızgınlık kaynağı olabilir. Spor yapmaktan kaçan ve kilo almaya başlayan bir kadının mutlaka kendini sorgulaması gerekir. Böyle bir tedavinin sonucu yine kilo almak olabilir, bu antidepresanlardan kaçmak için bir neden değildir fakat fazla kilolarla baş etmek için kullanılacak bir yöntem de değildir. Depresyon nedeniyle ilaç kullanan kişilerin kilolarını sık sık takip etmeleri, eğer kontrolsüz bir kilo alma söz konusu ise derhal hekimleri ile görüşmeleri gerekir.”

Dr. Yavuz, kilo vermek için ya da almamak için dikkat edilmesi gereken hususları şöyle sıralıyor:

- Sabah kahvaltısı yapın. Öğün sayısını azaltmadan 3 öğün yemek yiyin, hatta ara öğünlerle günlük öğün sayınızı arttırın.

- Sebze ve meyve tüketimini artırın.

- Alkol tüketiminizi azaltın veya tamamen bırakın. Alkol, yüksek kalorisi nedeniyle gün boyu tatlı isteğinizi de artıracaktır.

- Çikolata, bisküvi gibi besin değeri düşük ama kalorisi yüksek besinler yerine taze veya kurutulmuş meyve yiyin.

- Yemeğinizi yavaş yavaş yiyin. Hızlı yemek yediğinizde, doyduğunuzu anladığınız zaman zaten gerektiğinde fazla yemişsinizdir.

- Hayvansal yağlardan kaçının. Tavukların derilerini, etlerin yağlı kısımlarını ayırın.
Katı yağlar yerine, zeytinyağı, ayçiçek yağı ve mısırözü yağı gibi bitkisel yağlar kullanın.

- Bol bol su için.

- Mümkünse her gün aynı saatte kalkın.
- Yemeklerden sonra dişlerinizi fırçalayın. Diş fırçaladıktan sonra muhtemelen canınız bir şey yemek istemeyecektir.

- Tatlı yemekten kaçının. Daha az tatlı tüketin.

- Tuz ve şeker kullanımınızı azaltın.



Çin konuşlu fabrikasında Lida turunç filizleri ile üretilmektedir.