| |
|
|
|
|
|
|
|
Ülkemizde zor bulunmakla birlikte kurusunun kullanımı yaygındır. Yetiştirmek de çok basittir; saksıda bile yetişir. Tozu yemeklere katılır, kökü çay olarak tüketilir. Kuvvetlendirmek için, sindirimimizin zayıf, fizyolojimizin durgunluk içinde olduğu bir dönemde 1 hafta 10 gün kadar süreyle zencefil kürü yapmak faydalıdır.
Zerdeçal tat olarak buruk ve kekremsidir. İleri derecede büzücü, burucu, boşaltıcı etkisi vardır. Vata’yı artırır. Pıtta ve Kapha’lar için yararlıdır. Tipik curry (köri) rengini veren ısıtıcı bir baharattır. Enerji veren ve temizleyici, yenileyici etkisi Ayurveda’da önemlidir. Modern farmakoloji, yaptığı araştırmalarda, zerdeçalın içindeki maddelerin karaciğeri arındırdığını görmüştür. Alerji, alerjik astım, deride kaşıntı, ve hemoroit gibi rahatsızlıklarda kullanılır.
Zerdeçal bedendeki zehiri nötralize eder; parazit, bağırsak florası bozukluğu gibi rahatsızlıkların tedavisinde önemli bir bitkidir. Ayrıca kolestrolü düşürücü etkisi vardır. Kemik ve kıkırdak dokusuna yumuşaklık verir. Süt veya yağla birlikte alındığında etkisi daha yumuşak ve düzenleyici olur. Antiseptik ve onarıcı özelliğinden dolayı, yaralanmalarda ve vücut rahatsızlıklarında, bedene dışarıdan da uygulanabilir. Vücuttaki pullanmayı önler, vücut temizliğinde kullanılan bazı karışımların içerisinde bulunur. Kanı temizleyici ve karaciğeri güçlendirici etkisinden dolayı akne tedavilerinde ve Pitta’ya bağlı tüm vücut hastalıklarında kullanılır.
Isıtıcı, gaz söktürücü özelliğinden dolayı Vata’yı dengeler. Ayrıca hafif buruk ve kekremsi olduğu içinde Pıtta ve Kapha’lar içinde uygundur. Bağırsakları regüle edici ve ama atıcı özelliği çok etkindir. Ayurvedik baharat kombinasyonlarından Vata Çurna karışımının en temel baharatıdır.
|
|
|
|
| |
|
|
|
|
|
|
|
Uykuyla ilgili önemli bir kural vardır. Kişi eğer uyandığında kendini zinde ve iyi hissediyorsa uyku zamanı bünyeye göre iyi ayarlanmış demektir. Kişi uyandığında kendini bitkin ve halsiz hissediyorsa muhtemelen çok uyumuştur. Kişi uyandığında kendini dinç ve canlı hissedecek döngüyü bulana kadar on beşer dakikalik sürelerle uykusunu kısaltmalıdır. Gündüz uykusu gaz, safra kesesi, lenf ve kan dolaşımına iyi gelmez. Ayrıca nefes almada zorluk, göğüs kafesinde rahatsızlık, kafada ağırlık ve daha pek çok rahatsızlığa yol açar. Gündüzleri uyuyup geceleri çalışmak ise çok zararlı bir alışkanlıktır. Bununla birlikte geceleri çalışmak zorunda olanlar (caz müzisyenleri gibi) bu düzene alışıktırlar.
Gündüz uykusu uzun saatler boyunca bedensel olarak çalışmış sağlıklı kişiler, acı ya da ağrı çeken hastalar, nefes bozukluğu ve mide bulantısı olanlara iyi gelebilir. Midevi hastalıkları olanlar, alkol nedeniyle sarhoş olanlar ve yemek orucu dolayısıyla uykuya ihtiyaç duyanlar kısa bir gündüz uykusuna (şekerleme) yatabilirler. Şekerleme çok sıcak iklimlerde günün en sıcak zamanında yapılınca iyi gelir ancak uyumak için serin ve gölgeli bir yer seçilmelidir. Bununla birlikte yoga öğretilerinde hastalık dışında gündüz uykusu yasaklanmıştır.
Uyku için en iyi zaman güneş batımından üç saat sonra ile güneş doğmadan doksan dakika önce arasındaki saatlerdir. Uykuya dolu mideyle dalmak kötü rüyalar görmenin yanısıra enerjinin yolunu saptırarak bünyede tamas’ın artmasına yol açar.
|
|
|
|
| |
|
|
|
|
|
|
|
Günümüzün yaşam koşullarında böylesine bir konu, çok önemsiz bir detay olarak görünebilir. Ancak, beslenmeye farklı bir açıdan yaklaşan Ayurveda, alacağınız gıdaların niceliği ve niteliğinin de önemli olduğunu söylemektedir.
Sağlıklı bir yemek için, yemeğin bizim önümüze geldiği zamana kadar geçirdiği hazırlanış aşamalarının, hatta yemeği pişiren aşçının, mutluluğunun, kendisinin sağlık düzeyinin, yemeği isteyerek mi, istemeyerek mi pişirdiğinin ve nasıl bir ortamda pişirdiğinin de önemi büyüktür. Diğer bir önemli konu da yemeğin yendiği ortam veya yemeğin genel atmosferidir. Örneğin, herkes, sofraya asık suratlı, son derece mutsuz, isteksiz, iştahsız olarak oturmuşsa, yani yemek gergin bir ortamda yeniyorsa, bu yemeğin çok sağlıklı bir yemek olması söz konusu değildir. Yemek mutlaka mutlu ve huzurlu bir şekilde, isteyerek, keyifli bir ortamda, tek kişi değil, beraberce yenmelidir.
Yemeği, Ayurveda kurallarına göre pişiren Frank, aşçı için iki kuralın olduğunu söylüyordu: Birincisi; “Yemeği pişiren kişi, herkes yemeğini yiyip, karnını doyurduktan sonra kendi yemeğini yemelidir” diyordu. Frank da böyle yaparak, hepimizle ilgileniyor, yemeği beğenip beğenmediğimizi, bir eksiği olup olmadığını soruyordu. İkincisi de; mutlaka, yemeği bir kişi için değil, birden fazla kişi için pişirmenin daha iyi olduğuydu.
Bir başka önemli konu, bu gıdayı satın almak için veya elde edebilmek için paranın nasıl kazanıldığıdır. Tüm toplum ve dinlerde olduğu gibi, bizim toplumumuzda ve dinimizde de benzer bir ahlakî kabul vardır: parayı dürüst yolla kazanmak, haram yememek. Gerçekten bu, Veda biliminde de vurgulanır.
|
|
|
|
| |
|
|
|
|
|
|
|
Bu hastama acil olarak Pitta dengesizliğini düzenleyen önerilerde bulundum. Hızla ağrıları azaldı, yürümeye başladı. Durumu bir sene çok iyi gitti, fakat kötü bir çevrede bulunduğundan eski beslenme ve yaşam tarzına geri döndü. Dengesi gene bozuldu, tekrar tedaviye geldi. Problemleri aynıydı. Bu kez, çok ciddî bir şekilde yaşam tarzını değiştirmesi gerektiğini anladı. İkinci kez yaptığım tedaviye çok çabuk cevap verdi. Zaman zaman kontrole gelerek şimdi sağlıklı ve mutlu bir şekilde yaşıyor.
Bir kişinin iyileşmesi için onun, yaşamının hangi zamanında, döneminde olduğu da çok önemlidir; bunu hastalarımda görüyorum. Hastanın iyileşme zamanı geldiyse, doğru hekimi, doğru ilacı ve doğru yöntemi bulması gerçekleşebiliyor. Eğer kişinin mutlu, huzurlu ve sağlıklı olma zamanı gelmediyse, bunun arayışı içinde olması, bunları elde etmek için gerekenleri yapmaya hazır olması, bu doğrularla buluşması gerçekleşmeyebiliyor.
Tabii ki burada, kişinin kaderci bir yaklaşım da sergilememesi gerekir. İnsanın yaşamında iyiliklerin ve pozitif olguların ağır bastığı bazı dönemler vardır. O zaman, hayat her yönüyle daha kolaydır. Bunun tersine, bazı dönemlerdeyse olumsuzluklar ağır basar. Tıpkı akıntıyla aynı yönde hareket eden bir geminin rahatça yol alması veya akıntıya ters yönde hareket eden geminin belki de daha az bir mesafeyi katetmesi için çok daha fazla güce gereksinimi olması gibi. Fakat biz, bize emanet olarak verilen bedene iyi bakmakla yükümlüyüz.
|
|
|
|
| |
|
|
|
|
|
|
|
Vücutta fazla miktarda bulunduğu zaman veya fazla ama kanalları tıkayınca çeşitli nedenlere bağlı olarak shrota’lar tıkanır ve gene çok çeşitli sendromlarla kendini belli eden fizyolojik durumlar oluşur. Örneğin kıl kökü iltihabı veya safra kanalının tıkanması, safra taşı, böbrek taşı, kistler gibi.
Tarlalardan alınıp, kamyona yüklenip bir mezbahaya götürülürler. Hayvanlar tüm hayatları boyunca yaşadıkları ortamdan çıkarılarak, karanlık ve sıkışık bir yere tıkılıp, saatler sürecek sarsıntılı, sıcak, son derece sıkıntılı bir kamyon ya da tren yolculuğu yaşarlar. Vardıkları yerde onları ellerinde elektrikli aletler bulunan insanlar karşılar, hayvanlar şaşkınlık içinde bulundukları araçtan rampalarla indirilerek sulardan ve kimyasal banyolardan geçerler. Nihayet, kan kokusuyla dolu ve korku içindeki yüzlerce hayvanın sesiyle yankılanan kesimhaneye varırlar. Hayvan sahiplerinin de bildiği gibi hayvanlar duyguları olan varlıklardır, nakledilme ve kesilme süreçleri onlara korku ve panik yaşatır. Sizce bu duygular ne gibi fizyolojik sonuçlar doğurur?
Korku bir organizmanın, onu tehdit eden durumlara karşı gösterdiği fizyopsikolojik tepkidir. Panik, korkunun daha da ileri aşamasıdır. Şiddetli bir korku, fizyolojik olarak, beyinde başlayan ve tüm hücrelere yayılan karmaşık bir olaylar zincirini başlatır. Bir tehdit algılandığında beyindeki hipotalamusun verdiği emirler, omurilik kanalıyla bedendeki tüm sinir merkezlerine ulaştırılır. Boğazdan büyük miktar topik hormonu, böbreklerden ise adrenocorticotropic hormonu salgılanır. Bunlar da bedende bir dizi tepkiler başlatır. Derideki ve sindirim sistemindeki büzüşmüş damarlardan çekilen kanlar yüz ve beden kaslarına hücum eder.
|
|
|
|
|
|