Lida Yosun Jeli Lida Meizi Çay

 
Oca
13

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-13-2009

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Meftun Ünsal, “Tüberküloz tedavisinde ilaçların doz ve süre olarak düzenli kullanılmaması kanserden daha ağır sonuçlara yol açıyor” dedi.

Prof. Dr. Ünsal, birçok gelişmiş ülkede ortadan kalkmasına rağmen, tüberkülozun Türkiye’de hala bir halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi.

Tüberkülozun 15 günü geçen kronik öksürük, gece terlemesi, halsizlik gibi belirtileri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ünsal, hastalığın tedavisinde ilaçların belirlenen dozda ve düzenli kullanımının son derece önemli olduğunu vurguladı.

Tüberküloz tedavisinde ilaçların düzensiz kullanımı halinde hastada tedavi için uygulanan ilaçlara karşı direnç geliştiğini bildiren Prof. Dr. Ünsal, şu bilgileri verdi:

“Tüberküloz tedavisinde ilaçların doz ve süre olarak düzenli kullanılmaması daha ağır sonuçlara yol açıyor. İlaçlarını düzensiz kullandığı için bu ilaçlara karşı direnç geliştiren tüberkülozlu hastalar mikrop yaymaya devam ediyor. Sağlıklı kişiler bu mikrobu aldıklarında onlar da direnç geliştirilmiş verem hastası oluyorlar. Bu hastalar da dirençli tüberküloz için kullanılan, yan etkisi daha fazla olan ilaçlarla tedavi edilmek zorundalar.”

Yeni tanı konan hastalarda kullanılan 5 çeşit ilaç olduğunu belirten Prof. Dr. Ünsal, şunları kaydetti:

“Bu ilaçlara direnç geliştirenlerde vakanın durumu ağırlaşıyor, tedavi için ilk kullanılan ilaçlara göre daha pahalı ve daha fazla yan etkisi olan ilaçların kullanılması gerekiyor. Bu ilaçlarla tedavi süresi uzuyor. İlaçlara karşı direnç geliştiren tüberküloz hastalarının birçoğunda iyileşme oranı daha az. Vakaların etkin biçimde yani yeterli ilaç sayısı, ilaçların düzenli kullanımı ile tüberkülozun yayılımında ülke genelinde daha fazla oranda düşme görüleceği kesindir.”

Bu nedenle tüberküloz tanısı konulan hastaların ilaçlarını titizlikle aksatmadan kullanmaları gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Ünsal, hekimlerin de ilacın doz ve süre ayarlarını çok iyi yapmaları gerektiğini bildirdi.


 
Oca
12

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-12-2009

Artan hava kirliliğinin özellikle yaşlılarda kalp ve akciğer hastalıklarına bağlı ölümleri arttırdığı bildirildi.

Artan hava kirliliğinin özellikle yaşlılarda kalp ve akciğer hastalıklarına bağlı ölümleri arttırdığı bildirildi.

Sağlık Araştırmaları Sitesi’nde yer alan Tayvan’da yürütülen bir araştırma ile, kış sezonunda görülen hava kirliliğinin özellikle yaşlı nüfusta kalp ve akciğer hastalıklarına bağlı ölümleri arttırdığı sonucuna ulaşıldı.

Araştırmada kış döneminde atmosferdeki kirleticilerden kükürtdioksit, karbonmonoksit ve nitrikdioksit düzeyinin artmasının, tüm yaşlarda kalp ve akciğer hastalıklarına bağlı ölümleri anlamlı düzeyde arttırdığı görüldü.

Kış sezonundaki partiküler madde miktarındaki artışın ise sadece 65 yaş üzeri grupta kalp ve akciğer hastalıklarına bağlı ölümleri arttırdığı sonucuna ulaşıldı.


 
Oca
06

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-6-2009

Öğretmenlik karşılığını düşünmeden çok fazla çaba ve emek sarf edilen kutsal mesleklerden. Bu koşulsuz ve sınır tanımaz çaba beraberinde vücutta olumsuz yansımaları da getirebiliyor.

Acıbadem Bursa Hastanesi uzmanları öğretmenlerin meslek hayatları boyunca varis, ses, göğüs ve ortopedik rahatsızlıklarla karşı karşıya kaldıklarını belirterek, bu hastalıklara karşı çeşitli önerilerde bulundu.

MENTOLLÜ NEFES AÇICILAR SES TELLERİNDE KURUMA YAPIYOR
Acıbadem Bursa Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölüm Sorumlusı Prof. Dr. Levent Erişen, meslek gereği sesini yoğun olarak kullanan öğretmenlerde sıklıkla ses kısıklığı, ses tellerinde ödem, nodül ve polip gibi hastalıklara rastlandığını söyledi. Bu hastalıkların önüne geçmek için ilk adım olarak sigaranın bırakılması ve pasif içicilik söz konusu olduğundan sigara içilen yerlerde bulunmaktan da kaçınılmasını  gerektiğini vurgulayan Prof. Erişen, diğer önerilerini de şöyle sıraladı : ” Sık sık boğaz temizleme alışkanlığı varsa bu alışkanlıktan vazgeçilmeli; bu gereksinim hissedildiğinde bunun yerine birkaç yudum su içilmeli. Günlük su tüketimi en az iki buçuk litre ( on su bardağı ) olmalı. Ses tellerinde kurumaya yol açabilen mentollü nefes açıcı, şeker ve pastillerden; kurumayla birlikte ses tellerinde salgı artışına da neden olan kafeinli, baharatlı ve asitli yiyecek ve içeceklerden uzak durulmalı. Ayrıca bazı ilaçlar ses telleriyle beraber boğazda da kurumaya neden olduğundan, ilaç kullanımından önce uzman hekime danışılmalı. Ses tellerinde kurumaya neden olabilen bir diğer tehdit unsuru olan kuru ortamlarda bulunmamaya özen gösterilmeli; bu ortamlar nemlendirilmeli. Bunlara ilave olarak kişi  gün içinde zorunlu olarak uzun süre konuşarak sesini yorduysa mutlaka bir süre konuşmayarak sesini dinlendirmelidir”

UZUN SÜRE AYAKTA DURMAK TEHLİKELİ
Toplumda öğretmen hastalığı olarak da anılan varis ile ilgili bilgi veren Acıbadem Bursa Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Bölüm Sorumlusu Prof. Dr. Hayati Özkan da, öğretmenleri devamlı ayakta durmamaları veya hareketsiz oturmamaları yönünde uyardı.  Devamlı ayakta duran veya hareketsiz olarak oturan ve bunun önüne geçemeyenlerin ise ayaklarını müzikle ritm tutar gibi hareket ettirmesini önererek bu hareketlerin hem varisi hem de toplardamarlarda pıhtı oluşumunu engellemekte etkili olduğunu belirtti. Fırsat bulunduğunda bacakları baştan yukarı olacak şekilde kaldırıp dinlendirmek de Prof. Özkan’ın bir başka önerisi.

TOPUKLU YERİNE YUMUŞAK TABANLI AYAKKABI
Öğretmenleri uzun süre ayakta kalmamaları konusunda uyaran bir diğer isim Acıbadem Bursa Hastanesi Ortopedi Bölüm Sorumlusu Doç. Dr. Nadir Şener de, uzun süre ayakta durmanın bel ağrısı ve ayak ağrılarını da beraberinde getireceğini ifade etti. Doç. Dr. Şener öğretmenlerin ayrıca uygun ayakkabı seçimine de dikkat etmeleri gerektiğini kaydederek; ” Öğretmenlerimiz topuklu ayakkabıdan kaçınmalı, ön kısmı geniş yumuşak tabanlı ayakkabıları tercih etmeliler”dedi.

TAHTA KULLANIMINA DİKKAT
Öğretmenlerde diğer sık görülen bir sorun da omuz ağrıları. Tahtaya uzun süre yazı yazanlarda omuz çevresinde adale sıkışmasının görülebildiğini bildiren Doç. Şener, omuz ağrısının önüne geçmek için olabildiğince baş üstü seviyesinde yazı yazmamayı, tahtanın silinmesinde öğrencilerden yardım almayı ve ağır taşımamayı çözüm olarak gösterdi.

HAVALANDIRILMAYAN SINIFLAR HASTALIKLARA DAVETİYE ÇIKARIYOR
Hastanenin Göğüs Hastalıkları Bölüm Sorumlusu Prof. Dr. Mehmet Karadağ ise; öğretmenlerin sık yaşabileceği sorunlardan solunum yollarında gelişen enfeksiyonlar ve alerjiye dikkat çekti. Prof. Karadağ : “Kış aylarında kapalı ortamlarda toplu yaşam, solunum sistemi hastalıkları açısından önemli bir risk. Ortamda bulaşıcı bir hastalığı olan kişinin varlığı, o havayı soluyan herkesi hastalık açısından riskli konuma getiriyor. Vücut direnci düşük olanlar ya da alerjik bünyesi olanlar  çok çabuk etkilenebiliyor. Özellikle kış aylarında okullarda teneffüslerde öğrencilerin üşümemesi için sınıfların havalandırılmaması durumunda, kirli hava büyük bir tehdit unsuru olarak karşımıza çıkıyor.

Ayrıca kapalı ortamlardaki tebeşir tozu, kokulu kalemler, yapıştırıcılardan çıkan kimyasal kokular da alerjik bünyeli kişilerde ve astım hastalarında nefes darlığı ve öksürük yakınmalarının başlamasına neden olabiliyor. Tüm bu nedenlerle; kapalı ortamların sık havalandırılması riskleri en az seviyeye indirmek açısından önemli ve gerekli” diye konuştu.


 
Ara
27

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Aralık-27-2008

Astım, akciğerlere hava taşıyan hava yollarının yani bronşların aşırı duyarlı olması ve çevresel bir takım etkenlerle daralması şeklinde tanımlanabilecek, genellikle alerjik olan kronik bir hastalıktır.

Bu hastalığın en önemli özelliği hastanın nefes alıp verirken zorlanmasıdır.

Astımın sebepleri nelerdir? Astımın ortaya çıkmasında hem kalıtsal hem de çevresel etkenlerin rolü vardır. Burada kişinin genetik olarak allerjiye yatkınlığı söz konusudur. Çevresel etkenler hastalığı ortaya çıkarmakta ve astım krizlerini başlatmaktadır. Bu etkenlere “tetiği çeken faktörler” denilmektedir. Bunlar arasında en önemlileri, bazı tüylü hayvanlar, solunum yolu enfeksiyonları, sigara dumanı, sisli-kirli hava, stres, ağır kokular, temizlik malzemeleri, stres ve soğuk-kuru havadır.

Astımın belirtileri nelerdir? Öksürük, hırıltı, göğüste sıkışma hissi gibi şikayetler, haftada bir kereden daha sık tekrarlıyorsa,  şikayetler, haftada bir kereden daha sık ortaya çıkıyorsa, şikayetler gece uykudan uyandırıyorsa, konuşmakta zorluk varsa, dudak ve tırnaklarda morarma varsa, yürümede zorluk varsa, kalpte çarpıntı, nabızda hızlanma varsa, soğuk algınlığı ile ortaya çıkan öksürükler kriz halinde, kuru öksürükler olarak 10 günden fazla sürüyor ve her üşütme göğse iniyorsa bunların dışında; nefes darlığı, göğüste tıkanıklık hissi ve hırıltı, nefes alıp verirken bir ıslık sesi hissedilmesi gibi belirtiler ortaya çıkmaktadır.

Astım tanısı nasıl konur? Astım tanısı açısından en önemlisi, hastanın şikayetleri ve muayene bulgusunun dikkatli değerlendirilmesidir. Tanıda en önemli testler; solunum fonksiyon testleri ve allerjinin tespiti açısından alerji testleridir. Erken tanı önemlidir. Çünkü allerjik hastalar gerekli önlemler alınmadıkça ve gereken tedavi yapılmadıkça artış gösterebilir.

Astımın tedavisi nedir? Alerjik hastalıklar ve astımın mucizevi bir tedavi yöntemi yoktur. Çünkü bu hastalıklar genetik geçişlidir. Ancak erken tanı ve iyi bir tedavi ile tamamen kontrol altına alınabilen hastalıklardır. Tedavide en önemli olan, hasta-hekim ilişkisi ve hastanın, hastalığı hakkında bilgi sahibi olmasıdır. Tedavinin amacı, hastaya, şikayetlerinin olmadığı veya en az düzeyde olduğu bir yaşam sağlamaktır. Tedavi uzun sürelidir. Tedavide birinci basamak kişinin duyarlı olduğu allerjilerden uzaklaşması ve sakınmasıdır. Tedavinin ikinci basamağı ilaçlardır. Öncelikle solunum yolu ile alınan, sprey ve ya toz şeklindeki ilaçlar tercih edilmelidir.


 
Ara
27

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Aralık-27-2008

Osteoporoz Hasta Derneği Başkanı Prof. Dr. Ülkü Akarırmak, kalsiyum açısından çok zengin olan pekmezin, osteoporoz (kemik erimesi) riskini azaltmakta yararlı bir gıda olduğunu söyledi.

Akarırmak, “kemik erimesi” ya da “kemik zayıflaması” olarak da bilinen osteoporozun, kemik miktarındaki azalma ve kemik kalitesindeki bozulma nedeniyle kemiklerin zayıflaması ve kırılmaya çok yatkın bir hale gelmesiyle oluşan bir hastalık olduğunu belirtti.

Osteoporozun dünyada en yaygın görülen bir iskelet sistemi hastalığı olduğuna, bu hastalığa bağlı kemik kırıklarının giderek önemli bir halk sağlığı soruna haline geldiğine dikkati çeken Akarırmak, “kemiklerin gelişmesinde ve korunmasında beslenmenin çok önemli rolü var. Uygun beslenilerek osteoporozdan korunulabilir” dedi.

Kalsiyum bakımından zengin beslenmenin osteoporozdan korunma açısından çok önemli olduğunu ifade eden Akarırmak, şöyle konuştu:
“Kalsiyum bakımından zengin beslenme yanında elbette dikkat edilmesi gereken başka faktörler de var. Yetersiz D vitamini alımı, proteinin ve sodyumun fazla miktarda alınması, yetersiz çinko, florid alınması, B, C ve K vitamini yetersizliği, aşırı alkol ve kahve tüketimi bu faktörlere örnek verilebilir.

Bunlar içinde kalsiyum bakımından zengin beslenme çok önemli. Kalsiyum ihtiyacı yaşam süreci içinde değişkenlik gösterir. İskeletin hızla büyümekte olduğu çocukluk ve ergenlik döneminde, gebelik ve emzirme sırasında vücudun kalsiyum ihtiyacı daha fazla. Menopoz sonrası dönemdeki kadınların ve yaşlı erkeklerin daha fazla kalsiyuma ihtiyaçları var. Eğer yeterli kalsiyum alınmazsa vücudumuz bu ihtiyacını en büyük kalsiyum deposu olan kemiklerden karşılar. Bu da osteoporoza neden olur.”

KALSİYUM DEPOSU PEKMEZ

Prof. Dr Akarırmak, pekmezin yanı sıra süt, yoğurt, peynir, dondurma gibi yağ oranı düşük süt ürünlerinin, brokoli, pazı ve ıspanak gibi koyu yeşil yapraklı sebzelerin, baklagillerin, fındığın, deniz ürünleri ile badem, portakal suyu, tahıllar ve tam ekmeğin zengin kalsiyum kaynakları olduğunu kaydetti.

Bu ürünler arasında yer alan pekmezin “kalsiyum deposu” olarak da adlandırılabileceğini ifade eden Akarırmak, “dünyada giderek daha önemli bir halk sağlığı problemine dönüşen osteoporoza bağlı kemik kırılmalarının önüne geçilmesi için pekmez tüketim alışkanlığının yaygınlaştırılmasında fayda var” diye konuştu.

Akarırmak, Türkiye’de yoğun olarak üretimi yapılan üzüm, incir ve dutun ezilerek ve kaynatılarak hazırlanan bir gıda olan pekmezin zengin bir kalsiyum kaynağı olması yanında ucuz sayılabilecek bir ürün olduğunu ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biz özellikle kırsal yerleşim yerlerinde yaşayanların beslenmesinde pekmezin hala var olduğunu biliyoruz. Ama pekmez nerede yaşarsa yaşasın ve hangi yaş grubundan olursa olsun herkesin tüketmesi gereken sağlıklı bir ürün. Ebeveynler pekmezle değişik tatlar hazırlayarak çocuklarına pekmezi sevdirebilirler, kendileri de kalsiyum gereksinimlerini pekmezle karşılayabilirler. Örneğin pekmez yoğurda katılarak keyifle tüketilebilir. Peynirin üzerine konularak tüketilebilir. Pekmez şerbet yapılarak da alınabilir.

Ayrıca geleneksel tahin pekmez olarak, şeker yerine konmak üzere pasta gibi ürünler için de pekmez düşünülebilir. Ancak kilo sorunu ve şeker hastası olanları kalori ve şeker alımı yönünden de uyarmak gereklidir. Şüphesiz pekmez tek kalsiyum kaynağı değil ama pekmezin çok önemli bir kalsiyum kaynağı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Çünkü, 100 gram pekmezde 400 miligram kalsiyum var, bu oldukça yüksek bir miktar. Kalsiyum bakımından zengin olduğu bilinen yağsız sütün bir bardağında 245, 100 gram yoğurtta 350 miligram kalsiyum var.”

“KADINLAR DAHA DİKKATLİ OLMALI”

Akarırmak, insanların günlük kalsiyum gereksiniminin yaş grubuna cinsiyete göre farklılık gösterdiğini belirtti.

Günlük alınması gereken kalsiyum miktarının 1-3 yaş grubundakiler için 500 miligram olduğunu kaydeden Akarırmak, bu miktarın 4-8 yaş grubundakiler için 800, 9-18 yaş grubundakiler için 1.300, 19-50 yaş grubundakiler için 1.000, 50 ve üstü yaş grubundakiler için ise 1.200 miligram olduğunu bildirdi. Akarırmak, gebe ya da emziren kadınların günlük alması gereken kalsiyum miktarının ise 1.200 – 1.500 miligram olduğunu bildirdi.

Akarırmak, osteoporozdan korunmak için yeterli kalsiyum alınmasının yanı sıra şu önerilerde bulundu:
“Düzenli hekime gidilmeli, çünkü hastalığın erken teşhisi çok önemli. Kişi kemik yoğunluğunu hekimin uygun göreceği sıklıkta ölçtürmeli. Kalsiyum yanında yeterince magnezyum ve C vitamini alınmasına dikkat edilmeli. Tuz alımı azaltılmalı, lifli besinler tercih edilmeli. Tedavide önemli başarılar elde ediliyor olsa bile asıl hedef osteoporozdan korunmak olmalı.

Kadınlar osteoporoz konusunda erkeklere oranla daha dikkatli olmalılar. Çünkü, kadınlarda kemik yapısının zayıflaması daha hızlı. Kadınlarda, özellikle menopozdan sonra görülen hızlı kemik kaybı, kemik yapısının zayıflamasına ve osteoporozun ortaya çıkmasına neden olabilir. Osteoporoz kadınlarda erkeklerden daha sıktır, çünkü, kadınlar erkeklere göre daha az kemik kütlesine sahiptir.”



Çin konuşlu fabrikasında Lida turunç filizleri ile üretilmektedir.