Lida Yosun Jeli Lida Meizi Çay

 
Oca
21

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-21-2009

İlk kez kalp krizi sırasında kalbin durumu görüntülendi. Üstteki fotoğrafta kırmızı renk kanamalı bölgeyi gösteriyor.

KALP krizi anında ilk kez kalbin içinde neler olduğunu gösteren fotoğraf çekildi. En kritik anda çekilen fotoğraf, iç kanamanın boyutunu izleyebilen doktorların hastanın ihtiyaçlarına göre müdahale edebilmesine yarayacak. Tıp biliminin daha gelişmiş tedavi ve teşhis yöntemlerini bulmasını sağlayacak.

Hasarı görüyoruz

Londra Imperial College Üniversitesi Tıp Araştırmaları Konseyi’nin Klinik Bilimler Merkezi’nde yapılan araştırmaya katılan Dr. Stuart Cook, “Kalp krizi anında ve sonrasında neler olduğunu ne kadar anlarsak, kalp krizinin neden olduğu hasara karşı mücadele edecek yeni yollar bulma şansımız o kadar artar” dedi. Araştırmacılar, üniversitenin hastanesinde tedavi gören kalp krizi geçirmiş 15 hastanın organlarının içindeki kanama görüntülerini çekmek için MRI (Manyetik Rezonans Görüntüleme) cihazlarını kullandılar.

MRI filmleri çekildikten sonra görüntüler bilgisayarda analiz edilerek kalp krizi sırasında iç kanama miktarının, kalbe verilen hasarın miktarıyla doğrudan bağlantılı olduğu bulundu.

Araştırmanın lideri Dr. Declan O’Regan, “Çalışmamız kalp krizlerinin neden olabileceği hasar hakkında bize yeni bilgiler veriyor” dedi.


 
Oca
15

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-15-2009

Hipertansiyon, ciddi bir hastalıktır. Hipertansiyon sinsi sinsi geliştiği için organlarda önemli hasarlar oluşturarak yaşamı tehdit edebiliyor.

Hipertansiyonun tedavisi için onu oluşturan sebepleri de bilmek gerekiyor. Alman Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Soylu, kişiyi adım adım hipertansiyon hastalığının pençesine düşüren sebepler hakkında şu bilgileri verdi:

“Kan basıncı yükseliyor”

“Hipertansiyonu basit bir şekilde ‘yüksek kan basıncı’  olarak adlandırabiliriz. Kanı kalpten dokulara taşıyan damarların kan basıncı, hastaya ait özellikler (yaş, cinsiyet, ırk gibi) ve fiziksel durumdan (istirahat, efor gibi) etkilenen bir parametredir. Normal bir yetişkinde olması gereken kan basıncı değeri istirahat halinde 120/80 mmHg’dir. (milimetre civa) Herhangi bir kişide kan basıncı uyku sırasında düşük, sinirli ya da heyecanlıyken de yüksektir. Genellikle de normalin üst sınırı olarak kabul edilen değer 140/90 mmHg`dır. Kanı kalpten dokulara taşıyan damar kan basıncı devamlı olarak 140/90 mmHg üzerinde seyrediyorsa burada hipertansiyondan bahsedilir.

“Sonuçları öldürücü olabilir”

Hipertansiyon, kalp hastalıkları için ana bir risk faktörüdür. Eğer tedavi edilmezse beyin dolaşımı, kalp, damar ve böbrek hastalıkları için ciddi hastalık ve ölüm oranlarında artışa sebep olur. Teşhis yapılıp tedavi başlanırsa artan kan basıncı düşürülebilir, kalp ve kalp dolaşım sistemindeki hastalık riski azaltılabilir. Hipertansiyon ciddi bir durumdur. Kendi başına öldürücü değildir, fakat tedavi edilmediğinde hipertansiyonun sonuçları öldürücü olabilir. Hipertansiyon kalbi zorlayarak kalp yetmezliğine neden olabilir.
Hipertansiyonlu hastalar kanama ve beyindeki kan damarlarının trombozuna (pıhtılaşma/inme) diğerlerinden daha kolay yakalanırlar. Hipertansiyon ayrıca koroner arter hastalığına da büyük katkıda bulunur.

“Erişkinlerde sebep bilinmiyor”

Erişkin yaştaki hipertansiyonların yüzde 90’ında sebep tam bilinemez. Bu tip hipertansiyona tıpta esansiyel veya primer hipertansiyon denir. Halk arasında “asabi tansiyon” da denilmektedir. Genellikle hayat boyu devam eden bir durumdur. Hipertansiyon oluşmasında başka bir hastalık veya sebep söz konusu ise buna sekonder hipertansiyon denir. Erişkinlerde yüzde 6-8 sıklıkta rastlanır. Burada bu tip hipertansiyonla ilgili bilgiler verilmeyecektir. Esansiyel hipertansiyonun nasıl oluştuğunun mekanizmaları, günümüzde oldukça ortaya konmuştur. Bu tip yüksek tansiyonun gelişmesini kolaylaştıran bazı önemli faktörler vardır. İşte kişileri hipertansiyona adım adım götüren bu sebepler:

İşte tansiyona götüren sebepler…

*Kalıtım: Hipertansiyonun bazı ailelerde daha sık görüldüğü bilinmektedir. Anne, baba veya yakın kanbağı olan akrabalarınızda hipertansiyon varsa, sizde de oluşma ihtimali fazladır. Aile fertleri arasında erken yaşta kalp krizi veya felç geçirenler bulunuyorsa, diğer aile üyelerinin belirli aralıklarla tansiyonlarını ölçtürmeleri erken tanı için önemlidir. Kalıtımsal (genetik) özelliklerin hipertansiyona katkısı, %30-60 gibi önemli bir orandır.

*Cinsiyet: Erkeklerde kadınlara göre daha fazla sıklıkta hipertansiyon görülür. Menopoza girildikten sonra kadınlarda da görülme sıklığı artar.

*Yaş: Hipertansiyon genellikle 35 yaşın üzerinde ortaya çıkar ve yaş ilerledikçe daha sık görülür. 15-20 yaş civarındaki hipertansiyon vakalarının da yüzde 20-25’i esansiyel tiptir.

*Irk: Siyah ırkta beyazlara göre daha sık hipertansiyona rastlanır ve daha şiddetli seyreder.

*Şişmanlık: Yapılan taramalarda ideal ağırlıklarının yüzde 20’sinden fazla şişman olan kimselerde, hipertansiyon gelişme şansının yüksek olduğu anlaşılmıştır. Ancak şişmanlık her zaman hipertansiyona neden olmamaktadır.

*Yemeklerde fazla tuz kullanılması: Yemeklik tuzda sodyum ve klor bulunur. Sodyum sağlık için gereklidir ve yeterli, normal miktarda yenirse vücuttaki sıvı dengesinin düzenler. Yüksek tansiyonlu kişilerin bazıları aşırı tuzlu yiyen kişilerdir. Fazla atılan tuz böbreklerden atılır ama bazı kişilerde bu mekanizma az çalıştığından, tuzla birlikte vücutta su da tutularak hipertansiyon gelişebilir. Hipertansiyonlu hastaların büyük kısmında tuz alımı azaltılırsa tedavide yararlı olur.

*Alkol: Fazla miktarda düzenli alkol içilmesi kan basıcını yükseltebilir.

*Sigara: Fazla sigara içilmesi de kan basıcını etkilemektedir.

*Sedanter ( hareketsiz ) yaşam şekli: Bu şekilde yaşayanlar genellikle şişmandırlar ve bu da hipertansiyona zemin hazırlar. Hareketli yaşam,düzenli yürüyüşler hem kilo alınmasını önler, hem de sıkıntı ve endişe gibi hislerin giderilmesini sağlar.

*Stres: İşinde veya evinde sıkıntı ve gerginlik içinde yaşayanlarda kan basıncı geçici olarak yükselebilir. Bu stresler şiddetli ve uzun süreli olursa devamlı hipertansiyona yol açabilir.


 
Oca
15

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-15-2009

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) İç Hastalıkları ve Medikal Onkoloji Uzmanı ve Kanser Epidemiyolojisi Bilim Uzmanı Prof. Dr. İsmail Çelik, soyanın içindeki östrojen hormonuna benzer etkideki maddelerin, östrojene bağlı gelişebilen meme ve endometrium kanserlerine yol açabileceği uyarısında bulundu.

Çelik, yazılı ve görsel basında kanserden korunmaya yönelik çok fazla haber yer aldığını, ancak çoğunun bilimsellikten uzak ve yanlış olduğunu söyledi.

Hacettepe Üniversitesinde görev yapan onkoloji hekimleri tarafından Kasım 2007-2008 dönemlerinde 6 büyük ulusal gazetenin internet sitelerinde “kanserden korunma hakkında” çıkan haberleri taradıklarını ve doğruluklarını araştırdıklarını anlatan Çelik, bu tarihler arasında ilgili başlıkta toplam 235 haber tespit ettiklerini, ancak bunların 23′ünün doğru bilgiler içerdiğini kaydetti.

“VİTAMİN KAPSÜLLERİ KULLANMAYIN”

Çelik, bitkilerin, meyve ve sebzelerin bilinçsiz tüketilmesinin yarardan çok zarar verebileceğini, çeşitli organlarda hasara yol açabileceğini ya da kanser dışında başka hastalıklarının oluşmasına zemin hazırlayabileceğini belirterek, hekim tarafından tavsiye edilmediği sürece gıda takviyesinde bulunulmasının ya da beslenme şeklinin değiştirilmesinin kesinlikle uygun olmadığını bildirdi.

Kanserden korunmaya karşı ya da vücut direncini artırmak için çeşitli vitamin kapsülleri kullanılmasının ya da soya fasulyesi, havuç, gibi gıdaların çok tüketilmesinin bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek yerine meme, endometrium ve akciğer gibi bazı kanser türlerinin gelişmesine de neden olabileceğini öne süren Çelik, şunları kaydetti:

“ACS (American Cancer Society)’nin tanımına göre kanserden korunmak için tek ve geçerli beslenme önerisi, günde en az 5 porsiyon meyve ve sebze içeren, yağdan düşük, lifçe yüksek diyet tüketilmesi ve kırmızı etin haftada birden fazla yenmemesi şeklindedir. Bu cümleye bir kelime eklemek ya da çıkarmak bilimsel olarak doğru değildir.”

Ceviz tüketilmesinin kanser ve kalp hastalarına iyi geldiği yönündeki bilgilerin her zaman geçerli olmadığını belirten Çelik, “Şişmanlık kanseri arttıran bir etmendir. Zararsız olduğu, kolesterol içermediği söylenen yağlı gıdaların (zeytinyağı veya kuru yemiş de dahil) çok miktarda alınmasının obeziteye yol açabileceği unutulmamalıdır” dedi.

Çelik, hiçbir bitki karışımı ya da vitamin kapsülü takviyesinin, bilimsel olarak kanserden koruyucu etkisinin saptanmadığını, bunların asla doğal besinlerin yerini tutamayacağını ifade ederek, şu uyarılarda bulundu:

-Kanser hastalarına bolca soya ürünü tüketilmesi yönündeki tavsiyeler doğru değildir. Çünkü, soyanın içindeki östrojen hormonuna benzer etkideki maddeler, yüksek dozda alındığında östrojene bağlı gelişebilen meme ve endometrium (yumurtalık ve rahim) kanserlerine yol açabilir.

-Havucun içinde de bulunan beta-karoten maddesinin fazla alınması, sigara bağımlılarında akciğer kanseri riskini arttırabilmektedir. Yapılan bir araştırmada, sigara içenlere beta-karoten tableti verildiğinde, ölüm oranlarının arttığı tespit edilmiştir. Bu havucun tüketilmemesi anlamı taşımaz. Aksine sigara içenlerin sigarayı bırakmaları daha yaşamsaldır. Havuç günlük gıda alımı içinde taze olarak yenilebilir.

-Antioksidan özelliği olan domates, brokoli ve lahana gibi gıdaların tüketilmesinin kanserden koruduğuna dair veriler yeterli değildir. Domates, brokolinin kanser yapıcı etkileri yok ama kanserden koruyucu etkileri de yok.

-Aspartam ve sakarin gibi yapay tatlandırıcıların kansere neden olduğu bilgisi ispatlanmamıştır.

-Doğum kontrol hapları ve menapoz sonrası hormon replasman tedavisinin, hem kanser hem de kalp rahatsızlıkları açısından önemli yan etkileri vardır. Bu nedenle kesinlikle doktor tavsiyesi ile alınmalıdır.

-ABD, Belçika ve Tayvan’ın belli bölgelerinde yeryüzünün derin katmanlarından içme suyuna karışan arseniğin uzun süre tüketilmesinin kanser yapıcı etkileri tanımlanmıştır. Türkiye’deki içme suyunda arsenik düzeylerine ait bilgiler yetersizdir.

-Genetiği değiştirilmiş gıdaların, kanser riskini artırdığına dair bilimsel bir bulgu yoktur.

-Fazla kırmızı et tüketiminin doğrudan kansere etkisi vardır.

-Kahve tüketiminin kansere neden olduğu ve yeşil çayın kanserden koruduğuna dair bilimsel bir bulgu yoktur.

-Hazır gıdalardaki katkı maddelerinin, uygun oranlarda kaldığı takdirde kanser yapıcı etkisi mevcut değildir.

-Alkol ve tütün kullanımı kanseri tetiklemektedir. Az miktarda bile olsa alkol kanserojen etki gösterir. Özellikle sigara ile birlikte kullanıldığında bu etki daha da artar.

-Düzenli egzersiz hem kalp hastalıklarından hem de kanserden koruyucudur.

-Cep telefonu kullanımına bağlı kanser gelişimi konusunda veriler yetersiz olup kullanımının kısıtlanmasına dair bilimsel bir öneri yoktur.

PESTİSİT KULLANIMI

Çelik, zararlı organizmaları engellemek, kontrol altına almak, ya da zararlarını azaltmak için kullanılan madde ya da maddeleri içeren karışımların (pestisit) kullanımının tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kontrol altında olduğunu belirtti.

Halen Türkiye’de kullanımda olan pestisitlerin kanser yapıcı etkileri açısından kontrol altında olduğuna işaret eden Çelik, şunları kaydetti:
“Tüketilen maddenin üzerindeki pestisit kalıntılarının bertarafı için uygun hijyenik önlemler yeterlidir. En önemli risk pestisiti uygulayan kişinin (ülkemizde çiftçi veya yetiştirici) kendisine ve çevresindeki kişilere olmaktadır. Pestisitlere maruziyetin kanser dışı zehirleyici özellikleri daha önemlidir ve bu etkiler küçük çocuklarda ve bebeklerde daha ağır seyreder, çünkü bu pestisitleri vücuttan atacak enzimler henüz yetersizdir veya oluşmamıştır.”


 
Oca
15

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-15-2009

İtalyan bilim adamlarının Avrupa Moleküler Biyoloji Laboratuvarı ile birlikte yaptığı araştırmalar, kalp krizi konusunda mucize bir buluşla sonuçlandı. Hayvanlar üzerinde başarılı olan yöntem bir süre sonra insanlar üzerinde de denenecek. Bu yönteme göre, kriz geçiren kalp, kendini yenileyebilecek.

İTALYA’nın başkenti Roma’da bulunan ve ülkenin en büyük yüksek öğretim kurumu olan La Sapienza Üniversitesi ile Avrupa Moleküler Biyoloji Laboratuvarı işbirliğiyle yapılan araştırmalar, kardiyoloji alanında mucize denilebilecek bir buluşla sonuçlandı. Buna göre kriz geçiren kalp, kendi kendini tedavi edebilecek.

İtalyan Kardioloji Topluluğu Kongresi’nin Roma’da düzenlediği 69’uncu kongresinde yapılan sunumla ortaya çıkan mucize yöntemin, kök hücre çalışmalarına dayandığı açıklandı.

Buna göre bilim adamları, kriz geçiren kalpte deformasyon oluştuğunu, ancak keşfedilen yöntemle kök hücrelere kalbin onarılması kodlaması yapabildiklerini, böylece başka tedaviye gerek kalmadığını, vücudun kendi tedavisini yaptığını bildirdi. Yöntemle hayvanlar üzerinde başarı sağladıklarını, bir süre sonra insanlar üzerinde de çalışmaların başlayabileceği bildirildi.


 
Oca
14

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-14-2009

Pulmoner kapak, sağ karıncık ile akciğer atardamarı arasındadır. Kalp kasıldıktan sonra açılarak kanın akciğerlere geçişini sağlar.

NEDİR?

Pulmoner stenoz, bu kapağın kendisinde, öncesinde veya sonrasında (akciğer atardamarında) veya her üçünde birden darlık olması durumudur. Kanın dar bölgeden geçişini sağlamak için kalbin sağ karıncığı zorlanır ve sağ karıncıkta basınç yükselir. Darlığın derecesine, kulakçık ve karıncıklar arasında delik bulunup bulunmamasına bağlı olarak hastada belirtiler ortaya çıkar.

BELİRTİLERİ NELERDİR?

Darlık ileri düzeyde ise, bazen yaşamın ilk günlerinde müdahale gerekebilir. Daha az darlıklarda, morarma (siyanoz) vb. şikayetler oluşmayabilir, tek belirti kalbinde üfürüm duyulması olabilir. Sağ karıncıktaki kan basıncı yüksek ve darlık önemli ölçüde ise, hastanın herhangi bir şikayeti olmasa dahi sağ karıncığın zorlanmasını engellemek için tedavi edilmesi gereklidir. Sadece pulmoner kapakta olan darlıklarda, kateter yolu ile uygulanan balonla genişletme yöntemiyle (balon valvüloplasti) darlık giderilebilir.

TEDAVİ

Pulmoner kapakta veya arterdeki darlık ciddi olduğunda açık kalp ameliyatı gerekebilir. Ameliyatla, darlığa neden olan dokuların çıkarılması ve yama ile genişletme gibi yöntemler uygulanır. Ameliyat sonrasında dolaşım normale döner ve sağ karıncık basıncı düşer. Hastaların önemli bir kısmında zaten yapısal olarak bozuk olan pulmoner kapak, ameliyat sırasında yama ile genişletmeye bağlı olarak fonksiyonunu yitirebilir. Bu durum hastanın normal gelişimi için bir sorun oluşturmaz. Nadiren hayatın ileri dönemlerinde müdahale gerektirebilir. Hastalıkla kendini gösteren nefes alma zorluğu kalbi doğrudan etkiler. Oksijen yetmezliği yüzünden hemoglobin artarak kalbin kanı pompalamasını zorlaştırır. Bu nedenler, “kalp yetmezliğine” yol açabilir. Hastalık yerleşmişse tamamen düzeltilmesi olanaksızdır ve tedavinin yararı pek azdır. Bu, önlemin tedaviden daha geçerli olduğu bir hastalık örneğidir. Bu arada sigara içmenin etkisi de göz ardı edilemez

Pulmoner stenozlu çocuklarda ameliyat öncesi ve sonrasında kapakta enfeksiyon (endokardit) gelişme riski bulunmaktadır. Endokardit gelişimini engellemek için ameliyat veya dişlerle ilgili bir girişim yapılmadan önce bir antibiyotik kullanılmalıdır. İyi bir ağız hijyeninin (temizlik, bakım) sağlanması da endokardit riskini azaltmaktadır.



Çin konuşlu fabrikasında Lida turunç filizleri ile üretilmektedir.