Oca
31
    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-31-2009

KONYA’daki Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Selma Çivi, piercing ve dövmede AIDS tehlikesi olduğunu belirtti. Prof.Dr. Çivi, sağlık görevlileri dışında başkası tarafından yapılan piercing ve dövmenin, AIDS ve kanla buluşan birçok hastalığa zemin hazırladığını söyledi.

Kanla bulaşan yaklaşık 40 enfeksiyon hastalığının olduğunu anlatan Prof.Dr. Çivi, AIDS gibi kanla bulaşan hastalıklara karşı insanlar piercing ve dövme yaptırırken çok dikkatli olması gerektiğini söyledi. Prof.Dr. Selma Çivi, “Ehil olmayan kişilerin yaptıkları piercing ve dövme kanla bulaşan birçok hastalığa zemin hazırlar. Bu yöntemleri uygulayan kişiler mutlaka cihazlarını steril bir şekilde tutmaları gerekir” dedi. Prof. Dr. Çivi, piercing ve dövme yapan kişilerin mutlaka sağlık personeli olması gerektiğini bildirirken şöyle devam etti:
“Piercing ve dövme yapan kişiler mutlaka Sağlık Bakanlığı personeli olması lazım. Ancak, bazı insanlar birbirlerinden öğrenerek bu yöntemi uyguluyor. Hatta bazı kuaförler bile bilinçsizce insanlara piercing ve dövme yapıyor. Bunlar tıbbi bilgiden yoksun ve cihazlarını mikroplu bir şekilde kullanıyor. Burada Sağlık Bakanlığı’na büyük iş düşüyor. Sağlık Bakanlığı, insan vücuduna müdahele edilen bütün araştırmalarda ehil insanların bu yöntemleri yapması koşulu getirmesi lazım. Önüne gelen piercing ve dövme yapmamalıdır.”


 
Oca
19
    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-19-2009

Türk Kızılayı’na 2005′te yapılan toplam 305 bin 324 ünite kan bağışı sayısının, aynı yıl başlatılan “Ulusal Güvenli Kan Temini Projesi” kapsamındaki çalışmalarla, 2008 yılında yüzde 114 artarak 654 bin 81 üniteye ulaştı.

AA muhabirinin Türk Kızılayı yetkililerinden aldığı bilgilere göre, Türkiye’nin yıllık 1,5 milyon ünite olan kan ihtiyacının 2008 yılında yaklaşık yarıya yakını, Kızılay’ın kan merkezlerine bağış yapan kişiler tarafından karşılandı.

Türk Kızılayı, 2005 yılında güvenli kan teminine yönelik çalışmaları kapsamında başlattığı “Ulusal Güvenli Kan Temini Projesi” ile gezici ekipler, kan merkezi ile kan toplama ve dağıtım araçlarının sayısını sürekli artırdı. 2005′te 5 bin 187 olan gezici kan alma ekip sayısı, 2008 yılında 16 bin 471′e, 27 olan kan merkezi sayısı 55′e, 104 olan kan toplama ve dağıtım aracı sayısı ise 182′ye çıktı.

Bu çalışmalara paralel olarak Kızılay, kan bağışı sayısını 2005′e oranla yüzde 114 artırdı. Türk Kızılayı’na 2005′te 305 bin 324 ünite bağış yapılırken, bu sayı 2008′de 654 bin 81′e ulaştı. Aynı yıllar arasında üretilen eritrosit süspansiyonu, taze donmuş plazma, trombosit süspansiyonu miktarları da artış göstererek, 438 bin 703 üniteden 1 milyon 118 bin 718′e ulaştı.

KAN BAĞIŞINDA MARMARA BÖLGESİ LİDER

Kan bağışı rakamları bölgelere göre ayrıldığında ise Marmara Bölgesi lider oldu. Bu bölge 216 bin 600 ünite ile birinci olurken, onu 124 bin 218 ünite ile Ege Bölgesi takip etti. Üçüncü sırada da 111 bin 226 ünite ile İç Anadolu Bölgesi yer alıyor.

Askeri birliklerden düzenli olarak kan bağışı kabul eden Kızılay’ın, 2008 yılında sivil bağışında da artış oldu. 2005 yılında 197 bin 815 olan sivil bağışlar, geçen yıl 539 bin 88 üniteye çıkarak toplam bağışın yüzde 82′sini oluşturdu.a


 
Oca
16
    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-16-2009

Türk mucid Hüseyin Cahit Fırat tarafından geliştirilen dış kanamaları saniyeler içinde durduran Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsatlı “ankaferd BLOODSTOPPER (ABS)” isimli ara ürün, Türk Kızılayı tarafından Gazze’ye gönderilen tıbbı malzeme yardımı içinde yer aldı.

Türk Kızılayı Genel Başkanı Tekin Küçükali, İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırıların ardından, kurumlarının hemen harekete geçerek bölgeye gıda ve battaniyenin yanı sıra önemli oranda tıbbı malzeme yardımında bulunduğunu hatırlattı. Küçükali, “Tıbbi yardımlar içerisinde ilk defa, bir Türk tarafından bulunan ve bir yerli firma tarafından üretilen kanamayı saniyeler içerisinde durdurabilen tıbbi ürün ABS’yi Gazze’ye gönderdik” dedi.

Kanamanın durdurulamamasının “ölüm riski” anlamına geldiğini, özellikle savaş bölgelerinde bu durumun yaşamsal önem taşıdığını anlatan Küçükali, ilgili firmayla hemen temas kurduklarını ve firmanın 2 ton bağışta bulunduğunu bildirdi.

Tekin Küçükali, bu ürünün “hem ilk defa Türk Kızılayı’nın ilaç yardımları arasında yer aldığını hem de Gazze’ye bu tür özelliği olan bir ürünün ilk kez girdiğini” vurgulayarak, “Biz de ülkemizden böylesi önemli bir ilacı göndermiş olmanın gururunu yaşıyoruz. Bu ilaç sayesinde, hastaneye yetişene kadar ya da ambülansı bekleyene kadar kanama nedeniyle meydana gelen ölümlerin önüne geçilecek” diye konuştu.

“ÜRÜNÜN İÇERİĞİ 5 BİTKİDEN OLUŞUYOR”

56 yaşında ve iş adamı olan mucid Fırat da tıbbi ürünün içeriğinin 5 bitkiden oluştuğunu belirterek, “İlacımız, folklorik olarak geleneksel Türk hekimliğinde kanamayı durduran ajan olarak kullanılmış bir bitkisel ekstredir. ABS, Thymus vulgaris, Glycyrrhiza glabra, Vitis vinifera, Alpinia offcinarum ve Urtica dioica bitkilerinin standardize karışımından oluşmaktadır” dedi.

Ankaferd BLOODSTOPPER’ın içeriğinin tamamen bitkisel olduğunu vurgulayan Fırat, “Ancak herhangi bir kişinin bu bitkileri karıştırarak ürünün sağladığı etkiyi ortaya çıkarması imkan dahilinde değildir. Yüksek bilimsel teknoloji, sterilite, stabilite, saflık gibi birçok nitelik ve yoğun bilimsel denetimle ortaya çıkmaktadır” şeklinde konuştu.

Ürünün, 2007′de Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki bilim adamları tarafından incelendiğini hatırlatan Fırat, burada yapılan çalışmalar sonucunda ürünün kanı pıhtılaştırdığının tespit edildiğini söyledi.

Fırat, ürünün kullanım alanının çok geniş olduğuna işaret ederek, ambulanslar, acil servisler, ilk yardım merkezleri, hastaneler, diş klinikleri, sağlık birimleri, emniyet güçleri ile silahlı kuvvetler, itfaiye ve arama kurtarma merkezlerinde kullanılabileceğini, ayrıca ilk yardım çantaları, okullar, evler iş yerleri ve tüm taşıma araçlarında bulunmasının da faydalı olacağını kaydetti.

Ürünün, savaş bölgelerinde kullanılmasını, “önlenebilir ölüm” olarak tanımlayan Hüseyin Cahit Fırat, “Gazze’de yaşanan dramı durdurmaya bireysel olarak gücüm yetmese de kanamayı durduran ürünümün, Türk Kızılayı aracılığıyla götürülerek, bölgedeki yaralılara yaşama şansı verecek olması benim için gururdur” diye konuştu.

“ÜRÜNÜN MUADİLİ YOK”

Ankaferd ilaç firması Başkan Yardımcısı Bülent Erdüvenci de tıbbi ürünün “Cumhuriyet tarihinde Sağlık Bakanlığından onay almış ilk patentli yüzde yüz Türk ürünü olduğunu ve ürünün faz çalışmalarının ilk defa yerli bir firma tarafından yürütüldüğünü” söyledi.

Ürünün, “faz-1 çalışmalarının bittiğini, faz-2 çalışmalarının da tamamlanmak üzere olduğunu ve elde edilen sonuçların gayet başarılı” çıktığını anlatan Erdüvenci, ürünle ilgili şu bilgileri verdi:

“Ankaferd BloodStopper, sprey, tampon ve ampul olmak üzere 3 grupta 9 çeşit ürüne sahiptir. Bunlar, 2′si İstanbul 1′i Ankara’da olmak üzere 3 farklı tesiste üretilmektedir.

İlacın kanama durdurmanın yanında Antibakterial mikroorganizmalara yönelik etkisinin de olduğu saptandı. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, tıbbi bitki ekstresinin antifungal etkinliğinin yanısıra ekstrem çevre koşullarında da aktivitesini sürdürmesi nedeniyle, infeksiyon hastalıklarının tedavisinde ve gıda kaynaklı patojenlerden ya da gıda bozulma etkeni bakterilerden gıdaların korunmasında kullanılma potansiyeli taşıdığı belirlenmiştir. Bu ürünün muadili zaten yok. Bir takım benzer ürünler dünya pazarında mevcut. Fiyatlarımız o ürünlere göre dörtte bir oranında daha ucuz.”

Erdüvenci, ürünün şu anda başta Türkiye’de Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri 112 acil Ambulansları, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi, Van 100. Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi, Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Amerikan Hastanesi, Memorial Hastanesi, Acıbadem Hastanesi ve Yeditepe Üniversitesi Hastanesi olmak üzere birçok hastane ve merkezde kullanıldığını söyledi.

Ürünün, “devlet tarafından geri ödendiğini” de belirten Erdüvenci, ürüne yurt dışından da büyük talep geldiğini, başta ABD, İngiltere, Hindistan, Çin olmak üzere pek çok Avrupa Birliği ülkeleriyle ihraç edilmesi için görüşmeler yapıldığını bildirdi.

Bu arada Erdüvenci, Türk Kızılayı’ndan gelen teklif üzerine, “Toplam 650 bin TL değerindeki 4 bin 202 adet kanamayı durduran ürünü bağışladıklarını” belirterek, “Türk Kızılayı ile yaptığımız işbirliği sayesinde Gazze halkının yanında olmaktan dolayı onurluyuz” dedi.

“ÜRÜNÜN, BİLİNEN BİR YAN ETKİSİ YOK”

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hemotoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Haznedaroğlu da ürünün incelenmesinin ardından düzenlediği basın toplantısında, ürünün kullanılabilmesi için kanamanın mutlaka dışarıda olması gerektiğine dikkati çekerek, şunları kaydetmişti:

“Hastanın durumu ne kadar riskli olursa olsun, biz bunun damar içine, atardamar veya toplardamar içerisine verilmesini ürünün şu anki mevcut haliyle önermiyoruz. Ürünün, bilinen bir yan etkisi yok. Önerilen klasik yöntem, tampon ve sprey yöntemidir. Ürünü kullanan kişinin hekim olması gerekmez, herkes uygulayabilir. Fırat, çok önemli bir buluşa imza atmıştır.”


 
Oca
15
    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-15-2009

Hipertansiyon, ciddi bir hastalıktır. Hipertansiyon sinsi sinsi geliştiği için organlarda önemli hasarlar oluşturarak yaşamı tehdit edebiliyor.

Hipertansiyonun tedavisi için onu oluşturan sebepleri de bilmek gerekiyor. Alman Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Soylu, kişiyi adım adım hipertansiyon hastalığının pençesine düşüren sebepler hakkında şu bilgileri verdi:

“Kan basıncı yükseliyor”

“Hipertansiyonu basit bir şekilde ‘yüksek kan basıncı’  olarak adlandırabiliriz. Kanı kalpten dokulara taşıyan damarların kan basıncı, hastaya ait özellikler (yaş, cinsiyet, ırk gibi) ve fiziksel durumdan (istirahat, efor gibi) etkilenen bir parametredir. Normal bir yetişkinde olması gereken kan basıncı değeri istirahat halinde 120/80 mmHg’dir. (milimetre civa) Herhangi bir kişide kan basıncı uyku sırasında düşük, sinirli ya da heyecanlıyken de yüksektir. Genellikle de normalin üst sınırı olarak kabul edilen değer 140/90 mmHg`dır. Kanı kalpten dokulara taşıyan damar kan basıncı devamlı olarak 140/90 mmHg üzerinde seyrediyorsa burada hipertansiyondan bahsedilir.

“Sonuçları öldürücü olabilir”

Hipertansiyon, kalp hastalıkları için ana bir risk faktörüdür. Eğer tedavi edilmezse beyin dolaşımı, kalp, damar ve böbrek hastalıkları için ciddi hastalık ve ölüm oranlarında artışa sebep olur. Teşhis yapılıp tedavi başlanırsa artan kan basıncı düşürülebilir, kalp ve kalp dolaşım sistemindeki hastalık riski azaltılabilir. Hipertansiyon ciddi bir durumdur. Kendi başına öldürücü değildir, fakat tedavi edilmediğinde hipertansiyonun sonuçları öldürücü olabilir. Hipertansiyon kalbi zorlayarak kalp yetmezliğine neden olabilir.
Hipertansiyonlu hastalar kanama ve beyindeki kan damarlarının trombozuna (pıhtılaşma/inme) diğerlerinden daha kolay yakalanırlar. Hipertansiyon ayrıca koroner arter hastalığına da büyük katkıda bulunur.

“Erişkinlerde sebep bilinmiyor”

Erişkin yaştaki hipertansiyonların yüzde 90’ında sebep tam bilinemez. Bu tip hipertansiyona tıpta esansiyel veya primer hipertansiyon denir. Halk arasında “asabi tansiyon” da denilmektedir. Genellikle hayat boyu devam eden bir durumdur. Hipertansiyon oluşmasında başka bir hastalık veya sebep söz konusu ise buna sekonder hipertansiyon denir. Erişkinlerde yüzde 6-8 sıklıkta rastlanır. Burada bu tip hipertansiyonla ilgili bilgiler verilmeyecektir. Esansiyel hipertansiyonun nasıl oluştuğunun mekanizmaları, günümüzde oldukça ortaya konmuştur. Bu tip yüksek tansiyonun gelişmesini kolaylaştıran bazı önemli faktörler vardır. İşte kişileri hipertansiyona adım adım götüren bu sebepler:

İşte tansiyona götüren sebepler…

*Kalıtım: Hipertansiyonun bazı ailelerde daha sık görüldüğü bilinmektedir. Anne, baba veya yakın kanbağı olan akrabalarınızda hipertansiyon varsa, sizde de oluşma ihtimali fazladır. Aile fertleri arasında erken yaşta kalp krizi veya felç geçirenler bulunuyorsa, diğer aile üyelerinin belirli aralıklarla tansiyonlarını ölçtürmeleri erken tanı için önemlidir. Kalıtımsal (genetik) özelliklerin hipertansiyona katkısı, %30-60 gibi önemli bir orandır.

*Cinsiyet: Erkeklerde kadınlara göre daha fazla sıklıkta hipertansiyon görülür. Menopoza girildikten sonra kadınlarda da görülme sıklığı artar.

*Yaş: Hipertansiyon genellikle 35 yaşın üzerinde ortaya çıkar ve yaş ilerledikçe daha sık görülür. 15-20 yaş civarındaki hipertansiyon vakalarının da yüzde 20-25’i esansiyel tiptir.

*Irk: Siyah ırkta beyazlara göre daha sık hipertansiyona rastlanır ve daha şiddetli seyreder.

*Şişmanlık: Yapılan taramalarda ideal ağırlıklarının yüzde 20’sinden fazla şişman olan kimselerde, hipertansiyon gelişme şansının yüksek olduğu anlaşılmıştır. Ancak şişmanlık her zaman hipertansiyona neden olmamaktadır.

*Yemeklerde fazla tuz kullanılması: Yemeklik tuzda sodyum ve klor bulunur. Sodyum sağlık için gereklidir ve yeterli, normal miktarda yenirse vücuttaki sıvı dengesinin düzenler. Yüksek tansiyonlu kişilerin bazıları aşırı tuzlu yiyen kişilerdir. Fazla atılan tuz böbreklerden atılır ama bazı kişilerde bu mekanizma az çalıştığından, tuzla birlikte vücutta su da tutularak hipertansiyon gelişebilir. Hipertansiyonlu hastaların büyük kısmında tuz alımı azaltılırsa tedavide yararlı olur.

*Alkol: Fazla miktarda düzenli alkol içilmesi kan basıcını yükseltebilir.

*Sigara: Fazla sigara içilmesi de kan basıcını etkilemektedir.

*Sedanter ( hareketsiz ) yaşam şekli: Bu şekilde yaşayanlar genellikle şişmandırlar ve bu da hipertansiyona zemin hazırlar. Hareketli yaşam,düzenli yürüyüşler hem kilo alınmasını önler, hem de sıkıntı ve endişe gibi hislerin giderilmesini sağlar.

*Stres: İşinde veya evinde sıkıntı ve gerginlik içinde yaşayanlarda kan basıncı geçici olarak yükselebilir. Bu stresler şiddetli ve uzun süreli olursa devamlı hipertansiyona yol açabilir.


 
Oca
14
    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-14-2009

Pulmoner kapak, sağ karıncık ile akciğer atardamarı arasındadır. Kalp kasıldıktan sonra açılarak kanın akciğerlere geçişini sağlar.

NEDİR?

Pulmoner stenoz, bu kapağın kendisinde, öncesinde veya sonrasında (akciğer atardamarında) veya her üçünde birden darlık olması durumudur. Kanın dar bölgeden geçişini sağlamak için kalbin sağ karıncığı zorlanır ve sağ karıncıkta basınç yükselir. Darlığın derecesine, kulakçık ve karıncıklar arasında delik bulunup bulunmamasına bağlı olarak hastada belirtiler ortaya çıkar.

BELİRTİLERİ NELERDİR?

Darlık ileri düzeyde ise, bazen yaşamın ilk günlerinde müdahale gerekebilir. Daha az darlıklarda, morarma (siyanoz) vb. şikayetler oluşmayabilir, tek belirti kalbinde üfürüm duyulması olabilir. Sağ karıncıktaki kan basıncı yüksek ve darlık önemli ölçüde ise, hastanın herhangi bir şikayeti olmasa dahi sağ karıncığın zorlanmasını engellemek için tedavi edilmesi gereklidir. Sadece pulmoner kapakta olan darlıklarda, kateter yolu ile uygulanan balonla genişletme yöntemiyle (balon valvüloplasti) darlık giderilebilir.

TEDAVİ

Pulmoner kapakta veya arterdeki darlık ciddi olduğunda açık kalp ameliyatı gerekebilir. Ameliyatla, darlığa neden olan dokuların çıkarılması ve yama ile genişletme gibi yöntemler uygulanır. Ameliyat sonrasında dolaşım normale döner ve sağ karıncık basıncı düşer. Hastaların önemli bir kısmında zaten yapısal olarak bozuk olan pulmoner kapak, ameliyat sırasında yama ile genişletmeye bağlı olarak fonksiyonunu yitirebilir. Bu durum hastanın normal gelişimi için bir sorun oluşturmaz. Nadiren hayatın ileri dönemlerinde müdahale gerektirebilir. Hastalıkla kendini gösteren nefes alma zorluğu kalbi doğrudan etkiler. Oksijen yetmezliği yüzünden hemoglobin artarak kalbin kanı pompalamasını zorlaştırır. Bu nedenler, “kalp yetmezliğine” yol açabilir. Hastalık yerleşmişse tamamen düzeltilmesi olanaksızdır ve tedavinin yararı pek azdır. Bu, önlemin tedaviden daha geçerli olduğu bir hastalık örneğidir. Bu arada sigara içmenin etkisi de göz ardı edilemez

Pulmoner stenozlu çocuklarda ameliyat öncesi ve sonrasında kapakta enfeksiyon (endokardit) gelişme riski bulunmaktadır. Endokardit gelişimini engellemek için ameliyat veya dişlerle ilgili bir girişim yapılmadan önce bir antibiyotik kullanılmalıdır. İyi bir ağız hijyeninin (temizlik, bakım) sağlanması da endokardit riskini azaltmaktadır.



Çin konuşlu fabrikasında Lida turunç filizleri ile üretilmektedir.