Lida Yosun Jeli Lida Meizi Çay

 
Oca
15

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-15-2009

Kanserden korunmak için “Ölümsüzlük mantarı, köpek balığı kıkırdağı, onlarca değişik vitamin” ve daha neler neler öneriliyor. Bu yanlış bilgiler fısıltı gazetesiyle daha da yayılıyor, efsaneleşiyor. Aslında hepsi birer hurafe olan bu yanlış bilgiler, sadece birilerinin ceplerini doldurmaya yarıyor. Oysa kanserden korunmanın yolu çok basit. Uzmanlar “Canın ne çekiyorsa onu ye ama onu almaya mutlaka yürüyerek git” diyerek kanserden korunmanın birinci yolunun hareket olduğuna dikkat çekiyor.

Türkiye ve Dünyanın önde gelen doktorları Antalya’daki 2. Prevantif Onkoloji Sempozyumu’nda, kanserden korunmanın yollarını tartıştılar. Kanserden korunma konusunda toplumun pek çok yanlış bilgilendirmeye maruz kaldığını söyleyen Hacettepe Üniversitesi Medikal Onkoloji ABD Öğretim Üyesi ve Prevantif Onkoloji Anabilim Dalı Başkanı Profesör Dr. İsmail Çelik,  kanserden korunmak için geçerli yöntemi, ‘’Günde 5 porsiyon meyve ve sebze yiyin. Haftada 1’den fazla olmayacak şekilde kırmızı et, yağdan fakir,  liften zengin gıdaları tüketin. Her gün fiziksel aktivite yapın’’ diye özetliyor

Çelik, besin maddelerini insanlara ilaç gibi önermenin yanlış olduğunu belirterek, her gün brokoli, böğürtlen veya domates salçası tüketilmesi gibi önerilere de itibar edilmemesi gerektiğine dikkat çekti. Kışın üretilen domatesi, içinde katkı maddesi olan hazır gıdaları veya dondurulmuş gıdaları yememe önerilerine de karşı çıkan Profesör Çelik, ‘’Besini ilaca çevirmeyin. Günlük hayatın içinde canınız ne çekiyorsa yiyin.  Kışın domates yiyin ama onu satın almaya lütfen yürüyerek gidin’’ diye konuştu.

Profesör Dr. İsmail Çelik, kişilerin sigara içmeyerek, doğru beslenip şişmanlıktan kaçınarak kanserden korunabileceğini vurguladı.

Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Prevantif Onkoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doçent Dr. Mutlu Hayran ise kanserden korunma konusunda yanlış bilginin çok olmasının doğru bilgilerin kaybolmasına neden olduğunu kaydederek, ‘’Yatıp kalkıp sigarayı konuşalım.

İçinde 40 kanserojen madde olan sigarayı, dudaklarımızın arasına koyup akciğer gibi dışarıdan oksijen alıp kana veren bir dokuya, üstelik bir de ateşle güçlendirilmiş kanserojenler yolluyoruz’’ dedi.

Sempozyumun konuğu California Üniversitesi Öğretim Görevlisi Profesör Dr. Frank Meyskens, artık bazı kanser türlerinin önlenebilir olduğunu kaydederek, etken maddesi Raloxifene olan bir ilaç ile meme kanserine yakalanma riski yüksek olan kadınlar ile ikinci kez meme kanserine yakalanma riski olan kadınların yüzde 50 oranında korunabildiğini söyledi.

Meyskens, aspirin ve kalsiyumun kalın bağırsak kanserinin tetikleyicisi olan poliplerin oluşmasını engellemede yüzde 25 oranında etkili olduğunun görüldüğünü belirtirken, kadınlarda rahim ağzı kanserinden korunmada HPV aşısının önemine değindi.


 
Oca
15

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-15-2009

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) İç Hastalıkları ve Medikal Onkoloji Uzmanı ve Kanser Epidemiyolojisi Bilim Uzmanı Prof. Dr. İsmail Çelik, soyanın içindeki östrojen hormonuna benzer etkideki maddelerin, östrojene bağlı gelişebilen meme ve endometrium kanserlerine yol açabileceği uyarısında bulundu.

Çelik, yazılı ve görsel basında kanserden korunmaya yönelik çok fazla haber yer aldığını, ancak çoğunun bilimsellikten uzak ve yanlış olduğunu söyledi.

Hacettepe Üniversitesinde görev yapan onkoloji hekimleri tarafından Kasım 2007-2008 dönemlerinde 6 büyük ulusal gazetenin internet sitelerinde “kanserden korunma hakkında” çıkan haberleri taradıklarını ve doğruluklarını araştırdıklarını anlatan Çelik, bu tarihler arasında ilgili başlıkta toplam 235 haber tespit ettiklerini, ancak bunların 23′ünün doğru bilgiler içerdiğini kaydetti.

“VİTAMİN KAPSÜLLERİ KULLANMAYIN”

Çelik, bitkilerin, meyve ve sebzelerin bilinçsiz tüketilmesinin yarardan çok zarar verebileceğini, çeşitli organlarda hasara yol açabileceğini ya da kanser dışında başka hastalıklarının oluşmasına zemin hazırlayabileceğini belirterek, hekim tarafından tavsiye edilmediği sürece gıda takviyesinde bulunulmasının ya da beslenme şeklinin değiştirilmesinin kesinlikle uygun olmadığını bildirdi.

Kanserden korunmaya karşı ya da vücut direncini artırmak için çeşitli vitamin kapsülleri kullanılmasının ya da soya fasulyesi, havuç, gibi gıdaların çok tüketilmesinin bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek yerine meme, endometrium ve akciğer gibi bazı kanser türlerinin gelişmesine de neden olabileceğini öne süren Çelik, şunları kaydetti:

“ACS (American Cancer Society)’nin tanımına göre kanserden korunmak için tek ve geçerli beslenme önerisi, günde en az 5 porsiyon meyve ve sebze içeren, yağdan düşük, lifçe yüksek diyet tüketilmesi ve kırmızı etin haftada birden fazla yenmemesi şeklindedir. Bu cümleye bir kelime eklemek ya da çıkarmak bilimsel olarak doğru değildir.”

Ceviz tüketilmesinin kanser ve kalp hastalarına iyi geldiği yönündeki bilgilerin her zaman geçerli olmadığını belirten Çelik, “Şişmanlık kanseri arttıran bir etmendir. Zararsız olduğu, kolesterol içermediği söylenen yağlı gıdaların (zeytinyağı veya kuru yemiş de dahil) çok miktarda alınmasının obeziteye yol açabileceği unutulmamalıdır” dedi.

Çelik, hiçbir bitki karışımı ya da vitamin kapsülü takviyesinin, bilimsel olarak kanserden koruyucu etkisinin saptanmadığını, bunların asla doğal besinlerin yerini tutamayacağını ifade ederek, şu uyarılarda bulundu:

-Kanser hastalarına bolca soya ürünü tüketilmesi yönündeki tavsiyeler doğru değildir. Çünkü, soyanın içindeki östrojen hormonuna benzer etkideki maddeler, yüksek dozda alındığında östrojene bağlı gelişebilen meme ve endometrium (yumurtalık ve rahim) kanserlerine yol açabilir.

-Havucun içinde de bulunan beta-karoten maddesinin fazla alınması, sigara bağımlılarında akciğer kanseri riskini arttırabilmektedir. Yapılan bir araştırmada, sigara içenlere beta-karoten tableti verildiğinde, ölüm oranlarının arttığı tespit edilmiştir. Bu havucun tüketilmemesi anlamı taşımaz. Aksine sigara içenlerin sigarayı bırakmaları daha yaşamsaldır. Havuç günlük gıda alımı içinde taze olarak yenilebilir.

-Antioksidan özelliği olan domates, brokoli ve lahana gibi gıdaların tüketilmesinin kanserden koruduğuna dair veriler yeterli değildir. Domates, brokolinin kanser yapıcı etkileri yok ama kanserden koruyucu etkileri de yok.

-Aspartam ve sakarin gibi yapay tatlandırıcıların kansere neden olduğu bilgisi ispatlanmamıştır.

-Doğum kontrol hapları ve menapoz sonrası hormon replasman tedavisinin, hem kanser hem de kalp rahatsızlıkları açısından önemli yan etkileri vardır. Bu nedenle kesinlikle doktor tavsiyesi ile alınmalıdır.

-ABD, Belçika ve Tayvan’ın belli bölgelerinde yeryüzünün derin katmanlarından içme suyuna karışan arseniğin uzun süre tüketilmesinin kanser yapıcı etkileri tanımlanmıştır. Türkiye’deki içme suyunda arsenik düzeylerine ait bilgiler yetersizdir.

-Genetiği değiştirilmiş gıdaların, kanser riskini artırdığına dair bilimsel bir bulgu yoktur.

-Fazla kırmızı et tüketiminin doğrudan kansere etkisi vardır.

-Kahve tüketiminin kansere neden olduğu ve yeşil çayın kanserden koruduğuna dair bilimsel bir bulgu yoktur.

-Hazır gıdalardaki katkı maddelerinin, uygun oranlarda kaldığı takdirde kanser yapıcı etkisi mevcut değildir.

-Alkol ve tütün kullanımı kanseri tetiklemektedir. Az miktarda bile olsa alkol kanserojen etki gösterir. Özellikle sigara ile birlikte kullanıldığında bu etki daha da artar.

-Düzenli egzersiz hem kalp hastalıklarından hem de kanserden koruyucudur.

-Cep telefonu kullanımına bağlı kanser gelişimi konusunda veriler yetersiz olup kullanımının kısıtlanmasına dair bilimsel bir öneri yoktur.

PESTİSİT KULLANIMI

Çelik, zararlı organizmaları engellemek, kontrol altına almak, ya da zararlarını azaltmak için kullanılan madde ya da maddeleri içeren karışımların (pestisit) kullanımının tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kontrol altında olduğunu belirtti.

Halen Türkiye’de kullanımda olan pestisitlerin kanser yapıcı etkileri açısından kontrol altında olduğuna işaret eden Çelik, şunları kaydetti:
“Tüketilen maddenin üzerindeki pestisit kalıntılarının bertarafı için uygun hijyenik önlemler yeterlidir. En önemli risk pestisiti uygulayan kişinin (ülkemizde çiftçi veya yetiştirici) kendisine ve çevresindeki kişilere olmaktadır. Pestisitlere maruziyetin kanser dışı zehirleyici özellikleri daha önemlidir ve bu etkiler küçük çocuklarda ve bebeklerde daha ağır seyreder, çünkü bu pestisitleri vücuttan atacak enzimler henüz yetersizdir veya oluşmamıştır.”


 
Oca
12

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-12-2009

İngiltere’nin meme kanseri riski taşımayan ilk bebeği dünyaya geldi.

BBC ve Daily Mail gazetesinin haberlerine göre, laboratuvarda elde edilen beş embriyodan ikisinde ileride kansere sebep olacak genin bulunmadığı tespit edildi ve embriyolar ana rahmine yerleştirildi ve bunlardan biri doğumla sonuçlandı.

Mutasyona uğramış BRCA1 geninin taşınmasının yumurtalık kanseri riskini de yüzde 50 oranında artırdığı belirtilerek, bebeğin bu tür yumurtalık kanserinden de bağışık olacağı belirtildi.

Bebeğin babasının annesi, büyükannesi, kız kardeşi ve yeğeninde 20’li yaşlarda meme kanseri görüldüğü için anne-baba, bebeklerinin bu hastalıktan bağışık doğması için genetik tarama testine başvurdu. Embriyo tarama ve doğum işlemlerini yürüten doktorlar, bu bebeğin aile tarihindeki kanser zincirini kıracağını umuyor.


 
Oca
06

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-6-2009

İsveç, rahim ağzı kanserine neden olan Human Papilloma Virüse (HPV) karşı geliştirilen aşıyı, devletin karşıladığı aşı programına ekleme kararı aldı.

İsveç Sosyal Sağlık Genel Müdürlüğü Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Müdürü Anders Tegnell, yaptığı basın açıklamasında, HPV aşısının, 1 Ocak 2010 tarihinden itibaren 5. ve 6. sınıftaki tüm kız çocuklarına vurulacağını açıkladı.

Tegnell, aşının koruyucu olduğunu, ancak aşı olanların diğer rutin kontrolleri de yaptırmaları gerektiğini vurguladı.

HPV aşısının yeni yılda değil bir sonraki yılda aşı programına eklenmesinin nedeninin, mali konular olduğu belirtildi.
HPV aşılarının, belirli bir yaş döneminde yap


 
Oca
06

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-6-2009

En besleyici içeçek süt Süt, bebekliğimizden itibaren tüketmeye başladığımız en önemli içeceklerden biri. Çocukluktan itibaren yeterli miktarda içildiği zaman, kemiklerin gelişimi ve ileriki yaşlarda da kemiklerin erimesini önleyerek sağlığımızı korumamıza yardım eder.

SÜTÜN YARARLARI

Kemiklerin gelişimini sağlar.
Kemik erimesi ve diş eti hastalıklarına iyi gelir
Mikrobik enfeksiyonlara vücudu korur
Sinir sistemini rahatlatır
Günde yarım litre süt içen çocuklarda bir tür kemik hastalığı olan “raşitizm”i önler
Diş çürüklerini önler
Tansiyonu düşürür
Kanserin önlenmesine yardımcı olur



Çin konuşlu fabrikasında Lida turunç filizleri ile üretilmektedir.