Lida Yosun Jeli Lida Meizi Çay

 
Oca
15

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-15-2009

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) İç Hastalıkları ve Medikal Onkoloji Uzmanı ve Kanser Epidemiyolojisi Bilim Uzmanı Prof. Dr. İsmail Çelik, soyanın içindeki östrojen hormonuna benzer etkideki maddelerin, östrojene bağlı gelişebilen meme ve endometrium kanserlerine yol açabileceği uyarısında bulundu.

Çelik, yazılı ve görsel basında kanserden korunmaya yönelik çok fazla haber yer aldığını, ancak çoğunun bilimsellikten uzak ve yanlış olduğunu söyledi.

Hacettepe Üniversitesinde görev yapan onkoloji hekimleri tarafından Kasım 2007-2008 dönemlerinde 6 büyük ulusal gazetenin internet sitelerinde “kanserden korunma hakkında” çıkan haberleri taradıklarını ve doğruluklarını araştırdıklarını anlatan Çelik, bu tarihler arasında ilgili başlıkta toplam 235 haber tespit ettiklerini, ancak bunların 23′ünün doğru bilgiler içerdiğini kaydetti.

“VİTAMİN KAPSÜLLERİ KULLANMAYIN”

Çelik, bitkilerin, meyve ve sebzelerin bilinçsiz tüketilmesinin yarardan çok zarar verebileceğini, çeşitli organlarda hasara yol açabileceğini ya da kanser dışında başka hastalıklarının oluşmasına zemin hazırlayabileceğini belirterek, hekim tarafından tavsiye edilmediği sürece gıda takviyesinde bulunulmasının ya da beslenme şeklinin değiştirilmesinin kesinlikle uygun olmadığını bildirdi.

Kanserden korunmaya karşı ya da vücut direncini artırmak için çeşitli vitamin kapsülleri kullanılmasının ya da soya fasulyesi, havuç, gibi gıdaların çok tüketilmesinin bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek yerine meme, endometrium ve akciğer gibi bazı kanser türlerinin gelişmesine de neden olabileceğini öne süren Çelik, şunları kaydetti:

“ACS (American Cancer Society)’nin tanımına göre kanserden korunmak için tek ve geçerli beslenme önerisi, günde en az 5 porsiyon meyve ve sebze içeren, yağdan düşük, lifçe yüksek diyet tüketilmesi ve kırmızı etin haftada birden fazla yenmemesi şeklindedir. Bu cümleye bir kelime eklemek ya da çıkarmak bilimsel olarak doğru değildir.”

Ceviz tüketilmesinin kanser ve kalp hastalarına iyi geldiği yönündeki bilgilerin her zaman geçerli olmadığını belirten Çelik, “Şişmanlık kanseri arttıran bir etmendir. Zararsız olduğu, kolesterol içermediği söylenen yağlı gıdaların (zeytinyağı veya kuru yemiş de dahil) çok miktarda alınmasının obeziteye yol açabileceği unutulmamalıdır” dedi.

Çelik, hiçbir bitki karışımı ya da vitamin kapsülü takviyesinin, bilimsel olarak kanserden koruyucu etkisinin saptanmadığını, bunların asla doğal besinlerin yerini tutamayacağını ifade ederek, şu uyarılarda bulundu:

-Kanser hastalarına bolca soya ürünü tüketilmesi yönündeki tavsiyeler doğru değildir. Çünkü, soyanın içindeki östrojen hormonuna benzer etkideki maddeler, yüksek dozda alındığında östrojene bağlı gelişebilen meme ve endometrium (yumurtalık ve rahim) kanserlerine yol açabilir.

-Havucun içinde de bulunan beta-karoten maddesinin fazla alınması, sigara bağımlılarında akciğer kanseri riskini arttırabilmektedir. Yapılan bir araştırmada, sigara içenlere beta-karoten tableti verildiğinde, ölüm oranlarının arttığı tespit edilmiştir. Bu havucun tüketilmemesi anlamı taşımaz. Aksine sigara içenlerin sigarayı bırakmaları daha yaşamsaldır. Havuç günlük gıda alımı içinde taze olarak yenilebilir.

-Antioksidan özelliği olan domates, brokoli ve lahana gibi gıdaların tüketilmesinin kanserden koruduğuna dair veriler yeterli değildir. Domates, brokolinin kanser yapıcı etkileri yok ama kanserden koruyucu etkileri de yok.

-Aspartam ve sakarin gibi yapay tatlandırıcıların kansere neden olduğu bilgisi ispatlanmamıştır.

-Doğum kontrol hapları ve menapoz sonrası hormon replasman tedavisinin, hem kanser hem de kalp rahatsızlıkları açısından önemli yan etkileri vardır. Bu nedenle kesinlikle doktor tavsiyesi ile alınmalıdır.

-ABD, Belçika ve Tayvan’ın belli bölgelerinde yeryüzünün derin katmanlarından içme suyuna karışan arseniğin uzun süre tüketilmesinin kanser yapıcı etkileri tanımlanmıştır. Türkiye’deki içme suyunda arsenik düzeylerine ait bilgiler yetersizdir.

-Genetiği değiştirilmiş gıdaların, kanser riskini artırdığına dair bilimsel bir bulgu yoktur.

-Fazla kırmızı et tüketiminin doğrudan kansere etkisi vardır.

-Kahve tüketiminin kansere neden olduğu ve yeşil çayın kanserden koruduğuna dair bilimsel bir bulgu yoktur.

-Hazır gıdalardaki katkı maddelerinin, uygun oranlarda kaldığı takdirde kanser yapıcı etkisi mevcut değildir.

-Alkol ve tütün kullanımı kanseri tetiklemektedir. Az miktarda bile olsa alkol kanserojen etki gösterir. Özellikle sigara ile birlikte kullanıldığında bu etki daha da artar.

-Düzenli egzersiz hem kalp hastalıklarından hem de kanserden koruyucudur.

-Cep telefonu kullanımına bağlı kanser gelişimi konusunda veriler yetersiz olup kullanımının kısıtlanmasına dair bilimsel bir öneri yoktur.

PESTİSİT KULLANIMI

Çelik, zararlı organizmaları engellemek, kontrol altına almak, ya da zararlarını azaltmak için kullanılan madde ya da maddeleri içeren karışımların (pestisit) kullanımının tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kontrol altında olduğunu belirtti.

Halen Türkiye’de kullanımda olan pestisitlerin kanser yapıcı etkileri açısından kontrol altında olduğuna işaret eden Çelik, şunları kaydetti:
“Tüketilen maddenin üzerindeki pestisit kalıntılarının bertarafı için uygun hijyenik önlemler yeterlidir. En önemli risk pestisiti uygulayan kişinin (ülkemizde çiftçi veya yetiştirici) kendisine ve çevresindeki kişilere olmaktadır. Pestisitlere maruziyetin kanser dışı zehirleyici özellikleri daha önemlidir ve bu etkiler küçük çocuklarda ve bebeklerde daha ağır seyreder, çünkü bu pestisitleri vücuttan atacak enzimler henüz yetersizdir veya oluşmamıştır.”


 
Oca
12

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-12-2009

İngiltere’nin meme kanseri riski taşımayan ilk bebeği dünyaya geldi.

BBC ve Daily Mail gazetesinin haberlerine göre, laboratuvarda elde edilen beş embriyodan ikisinde ileride kansere sebep olacak genin bulunmadığı tespit edildi ve embriyolar ana rahmine yerleştirildi ve bunlardan biri doğumla sonuçlandı.

Mutasyona uğramış BRCA1 geninin taşınmasının yumurtalık kanseri riskini de yüzde 50 oranında artırdığı belirtilerek, bebeğin bu tür yumurtalık kanserinden de bağışık olacağı belirtildi.

Bebeğin babasının annesi, büyükannesi, kız kardeşi ve yeğeninde 20’li yaşlarda meme kanseri görüldüğü için anne-baba, bebeklerinin bu hastalıktan bağışık doğması için genetik tarama testine başvurdu. Embriyo tarama ve doğum işlemlerini yürüten doktorlar, bu bebeğin aile tarihindeki kanser zincirini kıracağını umuyor.


 
Oca
05

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-5-2009

Uludağ Üniversitesi (UÜ) Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalınca, kadınların mamografi hakkında bilgi ve tutumlarını belirlemek amacıyla yapılan araştırmaya katılan kadınların yüzde 73,1′inin hiç mamografi çektirmediği belirlendi.

UÜ Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nazan Bilgen, Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ganime Sadikoğlu, Yrd. Doç. Dr. Alis Özcakir ile İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Ekonometri Bölümünden Doç. Dr. Nuran Bayram tarafından, meme kanserinin erken tanısında son derece önemli olan mamografi hakkında, hastaların bilgi ve tutumlarını belirlemek amacıyla yapılan araştırmaya 736 kadın katıldı.

UÜ Orhangazi 80. Yıl Aile Hekimliği Merkezi’ne değişik nedenlerle müracaat eden kadınlarla, yüz yüze görüşülerek yapılan araştırmada, kadınların ortalama yaşının 50,5 olduğu, yüzde 61′inin ilkokul mezunu olduğu ve yüzde 72.3′ünün ev kadını olduğu tespit edildi.

Araştırmaya katılan kadınların yüzde 4,2′sinin ailesinde meme kanseri hikayesinin bulunduğunun saptandığı araştırmada, ortalama 2,6 çocuk doğuran kadınların yüzde 93,7′sinin çocuklarını emzirdikleri belirlendi.

Kadınların yüzde 34,3′ünün hayatları boyunca en az bir kez meme muayenesi olduğunu, yüzde 37,6′sının kendi kendine meme muayenesi yapabildiğini ifade ettikleri araştırmada, kadınların yüzde 73,1′inin hayatları boyunca hiç mamografi çektirmedikleri tespit edildi.

Uluslararası bir tıp dergisi olan “The Breast Journal”de yayımlanan araştırmanın sonuçlarını yorumlayan Prof. Dr. Bilgen, meme kanserinin Türkiye’de kadınlarda görülen kanser ölümlerinin yüzde 16,7′sini oluşturduğunu, bu kanser türünün “Mamografi”yle erken dönemde tanımlanabildiğini ve ölümlerin önlenebildiğini söyledi.

Bilgen, araştırma sonucuna göre kadınların hayati önemi bulunan bu tanı yöntemini çok fazla bilmedikleri ve uygulamadıklarının ortaya çıktığını vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Araştırmamıza katılan kadınların yüzde 73,1′i hiç mamogram çektirmediklerini ifade etmişlerdir. Araştırma sonuçlarına göre, Türkiye’de kadınlar arasında kanser ölümleri bakımından birinci sırada yer alan meme kanserinin erken tanısında önemli bir araç olan ve ölümleri azaltmada etkin olduğu ispatlanan mamografinin fazla uygulanmadığı ve bilinmediği belirlenmiştir. Mamografi çektirme konusunda bilinçli olan kadınlar, bir şekilde daha önce bu konularda sağlık eğitimi almış, meme muayenesi olmuş olanlardır. Kadınlarımıza mamografinin önemi sağlık eğitimleriyle anlatılmalıdır.”


 
Oca
05

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-5-2009

KONYA’da Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi’nde, meme kanseri nedeniyle göğsü alınan kadınlara, karın yağ ve dokularından meme yapılıyor.

Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zekeriya Tosun, kanser sonucu göğsü alınmış kadınların, karnından doku ve yağ alınarak yeniden göğüs yaptıklarını söyledi.

Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zekeriya Tosun, “Eğer hastalarımızın yeterli karın cildi varsa, bu karın cildinden ve dışarıya ait hiç bir yabancı cisim koymadan meme yapılması mümkün. Böylece hastalarımız hem fazla olan karın yağlarından kurtulmuş oluyor, hem de bu doku memeye kaydırılarak yeni bir meme elde edilmiş olunuyor. Sonuçta da hastanın psikolojik sıkıntısını azaltan ve sosyal hayata uyumunu kolaylaştıran ameliyat gerçekleştiriliyor” dedi.


 
Ara
25

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Aralık-25-2008

Kadınların korkulu rüyası meme tümörleri artık kâbus olmaktan çıkıyor. Yeni geliştirilen bir yöntemle memedeki kitlelere isim koymak artık daha kolay

Hatta iyi huylu tümörlerden sadece 15 dakikada kurtulmak mümkün. Meme tümörü teşhisi ve iyi huylu tümör tedavisinde kullanılan INTACT adlı cihaz sayesinde, ağrısız, ameliyatsız küçük bir operasyon sonrası işinize ya da evinize geri dönebiliyorsunuz. Türkiye’ye ilk kez gelen bu yöntem, ithalatçı firmanın desteği ile tüm özel hastanelerde uygulanabiliyor.

Meme tümörünün biyopsisinde bir devrim yaratan INTACT Meme Biyopsi Sistemi, genel anestezi gerektirmiyor, ameliyathaneye ihtiyaç duyulmadan gerçekleştiriliyor. INTACT adı verilen aygıt, meme içine girerek, memedeki tümör ya da şüphelenilen dokuyu parçalamadan dışarıya çıkarıyor. Üstelik bu işlem sırasında hastaya herhangi bir zarar da vermiyor. Yapılan işlem hastanın memesinin görünümünü bozmadığı gibi herhangi bir çöküntüye veya ize de yol açmıyor.

INTACT aygıtı Türkiye’ye gelmeden önce, memedeki doku veya tümörlerden biyopsi yapılarak örnek alınır, kötü huyluysa ameliyat ve tedaviler planlanır, iyi huyluysa takip edilirdi. Bu cihazla hastadan bütün halinde alınan doku patolojiye gidiyor. Tümörün bir bütün ve sınırları belli olarak gönderilmesi, patolojik inceleme açısından avantaj yaratıyor. Patoloji raporu kötü huylu tümör olarak teşhis ederse ve cerrahi sınırları düzgün kabul ederse hastaların yüzde 50-60 oranında tekrar ameliyat olmasına gerek kalmıyor. Eğer iyi huylu tümör olarak rapor edilirse tümörün tamamı çıkartıldığı için rutin meme kontrolleri dışında özel bir takibe de gerek kalmıyor.

Türkiye’deki tüm özel hastanelerde uygulanabilen INTACT Meme Biyopsi Sistemi ile ilgili olarak görüşlerini aldığımız, Avrupa Şafak Hastanesi Genel Cerrahı Op. Dr. Fikret Sancak, artık memedeki kitlelerden kurtulmanın kolaylaştığını belirterek, “Yeni getirilen bu sistemle 2-3 cm’ye kadar olan kitleler tam olarak çıkarılarak incelenebiliyor. Bu yöntemle daha az ağrı ve daha küçük yara izi oluşuyor. Aynı zamanda cerrahi kadar doğru tanı konuluyor ve iğne biyopsisi kadar da basit bir işlem.  INTACT Meme Biyopsi Sistemi,  bizim de severek, güvenerek ve kolaylıkla uyguladığımız bir meme biyopsi sistemidir” dedi.

Florance Nightingale Gayrettepe Hastanesi Radyoloğu Dr. Metin Barlan ise meme lezyonlarının tanı ve tedavisinde yeni geliştirilmiş bu yöntemi, hasta açısından daha az travmatik ve konforlu olarak nitelendirdi. INTACT Meme Biyopsi Sisteminin, uygulama kolaylığı sağladığını belirten Radyolog Dr. Metin Barlan, “2-3 cm’ye kadar olan şüpheli lezyonların lokal anestezi eşliğinde, ameliyathane koşullarına ihtiyaç olmadan tümüyle çıkartılabilmesi, daha az travmatik ve hasta konforu açısından daha iyi olmakla cerrahiye göre avantaj sağlarken, tanı amaçlı biyopsilerde daha fazla materyal elde ettiği için de diğer biyopsi yöntemlerine göre öne çıkıyor” diye konuştu.

INTACT MEME BİYOPSİ SİSTEMİ NASIL UYGULANIYOR?

INTACT meme biyopsi sistemi, ultrasonografiyle birlikte uygulanıyor. Muayenehane koşullarında, meme radyoloji uzmanı tarafından ultrasonla görüntüleniyor. Lokal anesteziden sonra genel cerrah, memede açtığı küçük kesiden INTACT aygıtının ucunu (prob) sokuyor. Prob, meme dokusunu kanamayı engellemek amacıyla, radyo frekans dalgalarıyla yakarak kendine yol açıyor ve şüpheli kitleye doğru ilerliyor. Şüpheli kitleye yaklaşıldığında bu kez INTACT aygıtının ucundan bu kitleyi kavrayacak teller çıkıyor. Bu teller kepçe gibi şüpheli kitlenin etrafını dolaşıyor ve çevre dokusuyla birlikte yakarak kavradıktan sonra kafes gibi kapanıyor. Bilye gibi kavradığı kitleyi sıkarak, hacmini küçültüyor ve dışarı alıyor.



Çin konuşlu fabrikasında Lida turunç filizleri ile üretilmektedir.