Lida Yosun Jeli Lida Meizi Çay

 
Oca
16

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-16-2009

Kanada Sağlık Dairesi, Botoks zehirinin zaman içinde vücuda yayılarak, organlara zarar verebileceğini, sonuçta zatüree, solumada ve konuşmada güçlük, kas zayıflığı ve nörolojik sorunlara yol açarak, ölümcül sonuçlara neden olabileceğini belirtti.

Botoks’un kozmetiğin yanı sıra, boyunda, gözde ve ayakta kas spazmı, kas ağrısı ve aşırı terleme gibi rahatsızlıkların tedavisinde de kullanıldığına dikkat çeken Sağlık Dairesi uzmanları, yukarıda sayılan semptomlandan birinin görülmesi halinde, tıp merkezine gidilmesini önerdi.


 
Oca
15

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-15-2009

Hipertansiyon, ciddi bir hastalıktır. Hipertansiyon sinsi sinsi geliştiği için organlarda önemli hasarlar oluşturarak yaşamı tehdit edebiliyor.

Hipertansiyonun tedavisi için onu oluşturan sebepleri de bilmek gerekiyor. Alman Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Soylu, kişiyi adım adım hipertansiyon hastalığının pençesine düşüren sebepler hakkında şu bilgileri verdi:

“Kan basıncı yükseliyor”

“Hipertansiyonu basit bir şekilde ‘yüksek kan basıncı’  olarak adlandırabiliriz. Kanı kalpten dokulara taşıyan damarların kan basıncı, hastaya ait özellikler (yaş, cinsiyet, ırk gibi) ve fiziksel durumdan (istirahat, efor gibi) etkilenen bir parametredir. Normal bir yetişkinde olması gereken kan basıncı değeri istirahat halinde 120/80 mmHg’dir. (milimetre civa) Herhangi bir kişide kan basıncı uyku sırasında düşük, sinirli ya da heyecanlıyken de yüksektir. Genellikle de normalin üst sınırı olarak kabul edilen değer 140/90 mmHg`dır. Kanı kalpten dokulara taşıyan damar kan basıncı devamlı olarak 140/90 mmHg üzerinde seyrediyorsa burada hipertansiyondan bahsedilir.

“Sonuçları öldürücü olabilir”

Hipertansiyon, kalp hastalıkları için ana bir risk faktörüdür. Eğer tedavi edilmezse beyin dolaşımı, kalp, damar ve böbrek hastalıkları için ciddi hastalık ve ölüm oranlarında artışa sebep olur. Teşhis yapılıp tedavi başlanırsa artan kan basıncı düşürülebilir, kalp ve kalp dolaşım sistemindeki hastalık riski azaltılabilir. Hipertansiyon ciddi bir durumdur. Kendi başına öldürücü değildir, fakat tedavi edilmediğinde hipertansiyonun sonuçları öldürücü olabilir. Hipertansiyon kalbi zorlayarak kalp yetmezliğine neden olabilir.
Hipertansiyonlu hastalar kanama ve beyindeki kan damarlarının trombozuna (pıhtılaşma/inme) diğerlerinden daha kolay yakalanırlar. Hipertansiyon ayrıca koroner arter hastalığına da büyük katkıda bulunur.

“Erişkinlerde sebep bilinmiyor”

Erişkin yaştaki hipertansiyonların yüzde 90’ında sebep tam bilinemez. Bu tip hipertansiyona tıpta esansiyel veya primer hipertansiyon denir. Halk arasında “asabi tansiyon” da denilmektedir. Genellikle hayat boyu devam eden bir durumdur. Hipertansiyon oluşmasında başka bir hastalık veya sebep söz konusu ise buna sekonder hipertansiyon denir. Erişkinlerde yüzde 6-8 sıklıkta rastlanır. Burada bu tip hipertansiyonla ilgili bilgiler verilmeyecektir. Esansiyel hipertansiyonun nasıl oluştuğunun mekanizmaları, günümüzde oldukça ortaya konmuştur. Bu tip yüksek tansiyonun gelişmesini kolaylaştıran bazı önemli faktörler vardır. İşte kişileri hipertansiyona adım adım götüren bu sebepler:

İşte tansiyona götüren sebepler…

*Kalıtım: Hipertansiyonun bazı ailelerde daha sık görüldüğü bilinmektedir. Anne, baba veya yakın kanbağı olan akrabalarınızda hipertansiyon varsa, sizde de oluşma ihtimali fazladır. Aile fertleri arasında erken yaşta kalp krizi veya felç geçirenler bulunuyorsa, diğer aile üyelerinin belirli aralıklarla tansiyonlarını ölçtürmeleri erken tanı için önemlidir. Kalıtımsal (genetik) özelliklerin hipertansiyona katkısı, %30-60 gibi önemli bir orandır.

*Cinsiyet: Erkeklerde kadınlara göre daha fazla sıklıkta hipertansiyon görülür. Menopoza girildikten sonra kadınlarda da görülme sıklığı artar.

*Yaş: Hipertansiyon genellikle 35 yaşın üzerinde ortaya çıkar ve yaş ilerledikçe daha sık görülür. 15-20 yaş civarındaki hipertansiyon vakalarının da yüzde 20-25’i esansiyel tiptir.

*Irk: Siyah ırkta beyazlara göre daha sık hipertansiyona rastlanır ve daha şiddetli seyreder.

*Şişmanlık: Yapılan taramalarda ideal ağırlıklarının yüzde 20’sinden fazla şişman olan kimselerde, hipertansiyon gelişme şansının yüksek olduğu anlaşılmıştır. Ancak şişmanlık her zaman hipertansiyona neden olmamaktadır.

*Yemeklerde fazla tuz kullanılması: Yemeklik tuzda sodyum ve klor bulunur. Sodyum sağlık için gereklidir ve yeterli, normal miktarda yenirse vücuttaki sıvı dengesinin düzenler. Yüksek tansiyonlu kişilerin bazıları aşırı tuzlu yiyen kişilerdir. Fazla atılan tuz böbreklerden atılır ama bazı kişilerde bu mekanizma az çalıştığından, tuzla birlikte vücutta su da tutularak hipertansiyon gelişebilir. Hipertansiyonlu hastaların büyük kısmında tuz alımı azaltılırsa tedavide yararlı olur.

*Alkol: Fazla miktarda düzenli alkol içilmesi kan basıcını yükseltebilir.

*Sigara: Fazla sigara içilmesi de kan basıcını etkilemektedir.

*Sedanter ( hareketsiz ) yaşam şekli: Bu şekilde yaşayanlar genellikle şişmandırlar ve bu da hipertansiyona zemin hazırlar. Hareketli yaşam,düzenli yürüyüşler hem kilo alınmasını önler, hem de sıkıntı ve endişe gibi hislerin giderilmesini sağlar.

*Stres: İşinde veya evinde sıkıntı ve gerginlik içinde yaşayanlarda kan basıncı geçici olarak yükselebilir. Bu stresler şiddetli ve uzun süreli olursa devamlı hipertansiyona yol açabilir.


 
Oca
14

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-14-2009

Refik Saydam Hıfzısıhha Başkanı Doç. Dr. Mustafa Ertek, özellikle evlerde yapılan konservelerin hijyen koşullarını barındırmadığı için “Botulismus zehirlemesi” ne yol açabileceğini söyledi.Doç.Dr. Ertek, “Diğer besin zehirlenmelerine göre çok yaygın değil; ancak ölüm oranı çok yüksek olduğu için en önemli besin zehirlenmelerindendir diyebiliriz. 1 mikrogramı 1 milyon fareyi öldürebilecek düzeyde bir zehirdir” dedi.

Refik Saydam Hıfzısıhha Başkanı Doç. Dr. Mustafa Ertek, konserve zehirlenmesi olarak bilinen Botulismus zehirlenmesinin, ‘Clostridium botulinium’ adı verilen ve çevrede yaygın olarak bulunan bir bakteri nedeniyle ortaya çıkan zehirlenme türü olduğunu belirtti.

Özellikle geleneksel usullerle yapılan yani evlerde üretilen konservelerde yeterli ısı uygulanamaması nedeniyle, kutudaki havasız şartlarda bakterinin çoğaldığını ifade eden Doç.Dr. Ertek, şöyle dedi:

“Çoğalan bakteri toksin yani zehir üretmektedir. Dünyada bilinen en ciddi toksin budur. Bunun zehridir. 1 mikrogramı 1 milyon fareyi öldürebilecek düzeyde bir zehirdir. Toksin bulunan konservenin tüketilmesiyle de zehirlenme görülebilmektedir”

Diğer besin zehirlenmelerine göre, çok yaygın bir zehirlenme türü olmadığını; ancak ölüm oranı çok yüksek olduğu için en önemli besin zehirlenmelerinden biri olduğunu bildiren Doç.Dr. Ertek, “Bu tür zehirlenmelerde her 3 hastadan 1’i kaybediliyor ve bunun nedeni de solunum kaslarının felcine bağlı olarak soluk alma sıkıntısından kaynaklanıyor” diye konuştu.

“SES KISIKLIĞI BELİRTİLER ARASINDA”

Doç.Dr. Ertek, bu tip zehirnemelerde belirtilerin yaklaşık 12 ile 36 saat arasında görüldüğünü söyleyerek, “Botulismus zehirlenmesinde en sık görülen belirtiler arasında çift görme, göz kapaklarında düşme, göz bebeğinin genişlemesi, ağız kuruluğu, yutma güçlüğü, kalp atışlarında zayıflık, tansiyon değerlerinde değişme ve en önemli belirtilerinden olan ses kısıklığını sayabiliriz” diye konuştu.

Doç.Dr. ertek, ayrıca felç ve solunum yetmezliğinin görülebileceğini de ifade etti.

“EVDE HİJYENİK ORTAMDA KONSERVE ÜRETMEK MÜMKÜN DEĞİL”

Bu tür zehirlenmelerden korunmak için özellikle evde konserve yapmaya ve bu konserveleri tüketme alışkanlığından vazgeçmek gerekliliğine işaret eden Doç.Dr. Mustafa Ertek, “Daha çok sanayi tipi konserve tüketmek lazım. Çünkü evde, her ortamda hijyenik koşullarda konserve üretmek mümkün değil” dedi. Doç.Dr. Ertek, bu konservelerde herhangi bir tat değişikliğinin de olmadığını söyleyerek şunları kaydetti:

“Yani herhangi bir ekşime, kokma gibi bir şey olmadığı için bir tereddüt duymadan yenilir. Sadece konserve kapağında ?ki her zaman olmaz- bir bombeleşme olabilir. Genelde aileler de bu zehirlenme görülüyor. 3-4 kişilik bir aile bu zehirlenme ile geliyor ve maalesef bazılarını kaybediyoruz”

Botulismus zehirlenmesi şüphesi olan hastaların mutlaka solunum desteği olabilecek yoğun bakım ünitelerinin olduğu hastanelere sevk etmek ve buralarda tedavi altına almak gerektiğini belirten Doç.Dr. Ertek “Aksi halde soluk alamadan hasta ölebilir” diye konuştu.


 
Oca
12

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-12-2009

Artan hava kirliliğinin özellikle yaşlılarda kalp ve akciğer hastalıklarına bağlı ölümleri arttırdığı bildirildi.

Artan hava kirliliğinin özellikle yaşlılarda kalp ve akciğer hastalıklarına bağlı ölümleri arttırdığı bildirildi.

Sağlık Araştırmaları Sitesi’nde yer alan Tayvan’da yürütülen bir araştırma ile, kış sezonunda görülen hava kirliliğinin özellikle yaşlı nüfusta kalp ve akciğer hastalıklarına bağlı ölümleri arttırdığı sonucuna ulaşıldı.

Araştırmada kış döneminde atmosferdeki kirleticilerden kükürtdioksit, karbonmonoksit ve nitrikdioksit düzeyinin artmasının, tüm yaşlarda kalp ve akciğer hastalıklarına bağlı ölümleri anlamlı düzeyde arttırdığı görüldü.

Kış sezonundaki partiküler madde miktarındaki artışın ise sadece 65 yaş üzeri grupta kalp ve akciğer hastalıklarına bağlı ölümleri arttırdığı sonucuna ulaşıldı.


 
Oca
05

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-5-2009

Sağlık Bakanlığı, doğum sonrası anne ölümlerini en aza indirmek için loğusa takibi yapacak. Bu çerçevede her loğusa, Doğum Sonu Bakım Yönetim Rehberi Doğrultusunda izlenecek.

Sağlık Bakanlığı Müsteşar Vekili Prof. Dr. Nihat Tosun, valiliklere birer genelge göndererek, anne ve bebek ölümlerini önlemek üzere belirlenen stratejileri bildirdi.

Tosun, anne ve bebek ölümlerini önlemek üzere standartları belirlenen doğum öncesi bakım, doğum ve doğum sonu bakım hizmetlerine erişilebilirlik, sağlık hizmetlerinden faydalanma, sağlık hizmetlerinin kalitesi ve hizmet sunan sağlık kurumları arasında koordinasyon sağlanarak işleyen bir sevk sisteminin öneminin tartışılmaz olduğuna işaret etti.

2005 Ulusal Anne Ölümleri Çalışmasına göre, anne ölümlerinin yüzde 37′sinin gebelik, yüzde 9′unun doğum, yüzde 54′ünün ise doğum sonrası dönemde meydana geldiğine dikkati çeken Tosun, bu ölümlerin yüzde 20.9′unun doğum sonrası ilk günde, yüzde 14.8′inin doğum sonrası 2-7. günler arasında, yüzde 18.5′inin de doğum sonrası birinci haftadan sonra görüldüğünü kaydetti.

Anne ölümlerinin önemli bir kısmına doğum sonu kanama ve hipertansif hastalıkların neden olduğunu bildiren Tosun, ayrıca, doğum sonrası yaşanan “Puerperal psikoz” nedeniyle intiharların da anne ölüm nedenleri arasında yer aldığını vurguladı.

Annelerin doğumdan sonraki 1-3 gün hastanede yatırılmasının, anne ve bebek sağlığı yönünden büyük önem taşıdığının altını çizen Tosun, genel olarak hastanede kalma süresinin, komplikasyon gelişmediği takdirde normal doğumdan sonra en az 24 saat, sezaryen ile doğumdan sonra ise en az 48 saat olarak kabul edildiğini belirtti.

DOĞUM SONU BAKIM YÖNETİM REHBERİ

Tosun, gebelik, doğum ve doğum sonrası bakım hizmetlerinin ulaşılabilirliği ve kalitesinin artırılmasına yönelik, loğusanın hastanede ve evde doğum sonrası bakım hizmetlerini düzenleyen “Doğum Sonu Bakım Yönetim Rehberi” hazırlandığını bildirdi.

Tosun, buna göre, rehberin, ilk 24 saatte hastanede izlemi içeren “Doğum sonrası hastane takip protokolü” ve sağlık kuruluşunda veya evde, ilk 24 saat sonrasını ve 42. güne kadar izlemi içeren “Doğum sonrası bakım protokolü” olmak üzere, 2 bölümden oluştuğunu kaydetti.

Doğumdan sonraki 42 gün süresince, her loğusa ve yeni doğanın bakımının, başta komplikasyonlara karşı korumak, erken teşhis ve tedaviyi sağlamak, gerektiğinde sevk etmek ve anneyi ilgili konularda bilgilendirmek amacıyla söz konusu rehber doğrultusunda yapılacağını belirten Tosun, anne ve bebek sağlığının korunması ve ölümlerin en aza indirilmesi için şu önlemlerin alınmasını istedi:

-Doğum öncesi bakım yönetim rehberine göre izlenen her gebenin doğumunun hastanede gerçekleşmesi sağlanacak.

-Tıbbi yönden uygun olan her gebeye normal doğum şansı verilecek.

-Doğum yöntemi, Doğum Eylemi Yönetim Rehberi doğrultusunda belirlenecek.

-Doğum sonrası komplikasyon gelişmediği takdirde, loğusa ve yeni doğanın normal doğumdan sonra en az 24 saat, sezaryen ile doğumdan sonra ise en az 48 saat hastanede kalması sağlanacak.

-Her loğusa, Doğum Sonu Bakım Yönetim Rehberi doğrultusunda izlenecek.

-Doğum ve doğum sonu bakım hizmetlerini veren sağlık kuruluşu personeli (kamu, özel, üniversite) Doğum Sonu Bakım Yönetim Rehberi hakkında bilgilendirilerek bu rehberi kullanması sağlanacak.

-Loğusalar hastanede, doğum sonrasındaki ilk 24 saat Doğum Sonu Bakım Yönetim Rehberi doğrultusunda, ilk 24 saatten sonra 42. güne kadar sağlık kuruluşunda veya evde, Doğum Sonu Bakım Yönetim Rehberi doğrultusunda izlenecek.

-İl düzeyinde her loğusanın doğum sonu bakım hizmeti alması, il sağlık müdürlüğünün sorumluluğunda olacak. Bu nedenle il sağlık müdürlüğü tarafından doğum hizmeti veren tüm kuruluşlarda ilgili hizmet için izleme-değerlendirme faaliyeti planlanacak ve yapılacak.



Çin konuşlu fabrikasında Lida turunç filizleri ile üretilmektedir.