<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Orjinal Lida &#124; Sağlıklı yaşam ve sağlıklı zayıflama haberleri &#187; ölüm</title>
	<atom:link href="http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/tag/olum/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam</link>
	<description>Sağlık ve Zayıflama / Diyet Haberlerinin Bulunduğu Ek.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 12:47:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Botoks organlara zararlı</title>
		<link>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/botoks-organlara-zararli.html</link>
		<comments>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/botoks-organlara-zararli.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2009 10:59:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[botoks]]></category>
		<category><![CDATA[kas zayıflığı]]></category>
		<category><![CDATA[kozmetik]]></category>
		<category><![CDATA[nörolojik]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/?p=532</guid>
		<description><![CDATA[Kanada Sağlık Dairesi, Botoks zehirinin zaman içinde vücuda yayılarak, organlara zarar verebileceğini, sonuçta zatüree, solumada ve konuşmada güçlük, kas zayıflığı ve nörolojik sorunlara yol açarak, ölümcül sonuçlara neden olabileceğini belirtti. Botoks’un kozmetiğin yanı sıra, boyunda, gözde ve ayakta kas spazmı, kas ağrısı ve aşırı terleme gibi rahatsızlıkların tedavisinde de kullanıldığına dikkat çeken Sağlık Dairesi uzmanları, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Kanada Sağlık Dairesi, Botoks zehirinin zaman içinde vücuda yayılarak, organlara zarar verebileceğini, sonuçta zatüree, solumada ve konuşmada güçlük, kas zayıflığı ve nörolojik sorunlara yol açarak, ölümcül sonuçlara neden olabileceğini belirtti.</p>
<p style="text-align: justify;">Botoks’un kozmetiğin yanı sıra, boyunda, gözde ve ayakta kas spazmı, kas ağrısı ve aşırı terleme gibi rahatsızlıkların tedavisinde de kullanıldığına dikkat çeken Sağlık Dairesi uzmanları, yukarıda sayılan semptomlandan birinin görülmesi halinde, tıp merkezine gidilmesini önerdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/botoks-organlara-zararli.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yüksek tansiyona dikkat</title>
		<link>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/yuksek-tansiyona-dikkat.html</link>
		<comments>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/yuksek-tansiyona-dikkat.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2009 11:33:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[dolaşım sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hipertansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kalp yetmezliği]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kan basıncı]]></category>
		<category><![CDATA[milimetre civa]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[tansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek kan basıncı]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek tansiyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/?p=180</guid>
		<description><![CDATA[Hipertansiyon, ciddi bir hastalıktır. Hipertansiyon sinsi sinsi geliştiği için organlarda önemli hasarlar oluşturarak yaşamı tehdit edebiliyor. Hipertansiyonun tedavisi için onu oluşturan sebepleri de bilmek gerekiyor. Alman Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Soylu, kişiyi adım adım hipertansiyon hastalığının pençesine düşüren sebepler hakkında şu bilgileri verdi: “Kan basıncı yükseliyor” “Hipertansiyonu basit bir şekilde ‘yüksek kan basıncı’  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Hipertansiyon, ciddi bir hastalıktır. Hipertansiyon sinsi sinsi geliştiği için organlarda önemli hasarlar oluşturarak yaşamı tehdit edebiliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Hipertansiyonun tedavisi için onu oluşturan sebepleri de bilmek gerekiyor. Alman Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Soylu, kişiyi adım adım hipertansiyon hastalığının pençesine düşüren sebepler hakkında şu bilgileri verdi:</p>
<p style="text-align: justify;">“Kan basıncı yükseliyor”</p>
<p style="text-align: justify;">“Hipertansiyonu basit bir şekilde ‘yüksek kan basıncı’  olarak adlandırabiliriz. Kanı kalpten dokulara taşıyan damarların kan basıncı, hastaya ait özellikler (yaş, cinsiyet, ırk gibi) ve fiziksel durumdan (istirahat, efor gibi) etkilenen bir parametredir. Normal bir yetişkinde olması gereken kan basıncı değeri istirahat halinde 120/80 mmHg’dir. (milimetre civa) Herhangi bir kişide kan basıncı uyku sırasında düşük, sinirli ya da heyecanlıyken de yüksektir. Genellikle de normalin üst sınırı olarak kabul edilen değer 140/90 mmHg`dır. Kanı kalpten dokulara taşıyan damar kan basıncı devamlı olarak 140/90 mmHg üzerinde seyrediyorsa burada hipertansiyondan bahsedilir.</p>
<p style="text-align: justify;">“Sonuçları öldürücü olabilir”</p>
<p style="text-align: justify;">Hipertansiyon, kalp hastalıkları için ana bir risk faktörüdür. Eğer tedavi edilmezse beyin dolaşımı, kalp, damar ve böbrek hastalıkları için ciddi hastalık ve ölüm oranlarında artışa sebep olur. Teşhis yapılıp tedavi başlanırsa artan kan basıncı düşürülebilir, kalp ve kalp dolaşım sistemindeki hastalık riski azaltılabilir. Hipertansiyon ciddi bir durumdur. Kendi başına öldürücü değildir, fakat tedavi edilmediğinde hipertansiyonun sonuçları öldürücü olabilir. Hipertansiyon kalbi zorlayarak kalp yetmezliğine neden olabilir.<br />
Hipertansiyonlu hastalar kanama ve beyindeki kan damarlarının trombozuna (pıhtılaşma/inme) diğerlerinden daha kolay yakalanırlar. Hipertansiyon ayrıca koroner arter hastalığına da büyük katkıda bulunur.</p>
<p style="text-align: justify;">“Erişkinlerde sebep bilinmiyor”</p>
<p style="text-align: justify;">Erişkin yaştaki hipertansiyonların yüzde 90’ında sebep tam bilinemez. Bu tip hipertansiyona tıpta esansiyel veya primer hipertansiyon denir. Halk arasında “asabi tansiyon” da denilmektedir. Genellikle hayat boyu devam eden bir durumdur. Hipertansiyon oluşmasında başka bir hastalık veya sebep söz konusu ise buna sekonder hipertansiyon denir. Erişkinlerde yüzde 6-8 sıklıkta rastlanır. Burada bu tip hipertansiyonla ilgili bilgiler verilmeyecektir. Esansiyel hipertansiyonun nasıl oluştuğunun mekanizmaları, günümüzde oldukça ortaya konmuştur. Bu tip yüksek tansiyonun gelişmesini kolaylaştıran bazı önemli faktörler vardır. İşte kişileri hipertansiyona adım adım götüren bu sebepler:</p>
<p style="text-align: justify;">İşte tansiyona götüren sebepler&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">*Kalıtım: Hipertansiyonun bazı ailelerde daha sık görüldüğü bilinmektedir. Anne, baba veya yakın kanbağı olan akrabalarınızda hipertansiyon varsa, sizde de oluşma ihtimali fazladır. Aile fertleri arasında erken yaşta kalp krizi veya felç geçirenler bulunuyorsa, diğer aile üyelerinin belirli aralıklarla tansiyonlarını ölçtürmeleri erken tanı için önemlidir. Kalıtımsal (genetik) özelliklerin hipertansiyona katkısı, %30-60 gibi önemli bir orandır.</p>
<p style="text-align: justify;">*Cinsiyet: Erkeklerde kadınlara göre daha fazla sıklıkta hipertansiyon görülür. Menopoza girildikten sonra kadınlarda da görülme sıklığı artar.</p>
<p style="text-align: justify;">*Yaş: Hipertansiyon genellikle 35 yaşın üzerinde ortaya çıkar ve yaş ilerledikçe daha sık görülür. 15-20 yaş civarındaki hipertansiyon vakalarının da yüzde 20-25’i esansiyel tiptir.</p>
<p style="text-align: justify;">*Irk: Siyah ırkta beyazlara göre daha sık hipertansiyona rastlanır ve daha şiddetli seyreder.</p>
<p style="text-align: justify;">*Şişmanlık: Yapılan taramalarda ideal ağırlıklarının yüzde 20’sinden fazla şişman olan kimselerde, hipertansiyon gelişme şansının yüksek olduğu anlaşılmıştır. Ancak şişmanlık her zaman hipertansiyona neden olmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">*Yemeklerde fazla tuz kullanılması: Yemeklik tuzda sodyum ve klor bulunur. Sodyum sağlık için gereklidir ve yeterli, normal miktarda yenirse vücuttaki sıvı dengesinin düzenler. Yüksek tansiyonlu kişilerin bazıları aşırı tuzlu yiyen kişilerdir. Fazla atılan tuz böbreklerden atılır ama bazı kişilerde bu mekanizma az çalıştığından, tuzla birlikte vücutta su da tutularak hipertansiyon gelişebilir. Hipertansiyonlu hastaların büyük kısmında tuz alımı azaltılırsa tedavide yararlı olur.</p>
<p style="text-align: justify;">*Alkol: Fazla miktarda düzenli alkol içilmesi kan basıcını yükseltebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">*Sigara: Fazla sigara içilmesi de kan basıcını etkilemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">*Sedanter ( hareketsiz ) yaşam şekli: Bu şekilde yaşayanlar genellikle şişmandırlar ve bu da hipertansiyona zemin hazırlar. Hareketli yaşam,düzenli yürüyüşler hem kilo alınmasını önler, hem de sıkıntı ve endişe gibi hislerin giderilmesini sağlar.</p>
<p style="text-align: justify;">*Stres: İşinde veya evinde sıkıntı ve gerginlik içinde yaşayanlarda kan basıncı geçici olarak yükselebilir. Bu stresler şiddetli ve uzun süreli olursa devamlı hipertansiyona yol açabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/yuksek-tansiyona-dikkat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Konservede ölüm riski!</title>
		<link>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/konservede-olum-riski.html</link>
		<comments>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/konservede-olum-riski.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2009 10:17:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Botulismus zehirlemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Clostridium botulinium]]></category>
		<category><![CDATA[konserve]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[zehir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/?p=58</guid>
		<description><![CDATA[Refik Saydam Hıfzısıhha Başkanı Doç. Dr. Mustafa Ertek, özellikle evlerde yapılan konservelerin hijyen koşullarını barındırmadığı için “Botulismus zehirlemesi” ne yol açabileceğini söyledi.Doç.Dr. Ertek, “Diğer besin zehirlenmelerine göre çok yaygın değil; ancak ölüm oranı çok yüksek olduğu için en önemli besin zehirlenmelerindendir diyebiliriz. 1 mikrogramı 1 milyon fareyi öldürebilecek düzeyde bir zehirdir” dedi. Refik Saydam Hıfzısıhha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Refik Saydam Hıfzısıhha Başkanı Doç. Dr. Mustafa Ertek, özellikle evlerde yapılan konservelerin hijyen koşullarını barındırmadığı için “Botulismus zehirlemesi” ne yol açabileceğini söyledi.Doç.Dr. Ertek, “Diğer besin zehirlenmelerine göre çok yaygın değil; ancak ölüm oranı çok yüksek olduğu için en önemli besin zehirlenmelerindendir diyebiliriz. 1 mikrogramı 1 milyon fareyi öldürebilecek düzeyde bir zehirdir” dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Refik Saydam Hıfzısıhha Başkanı Doç. Dr. Mustafa Ertek, konserve zehirlenmesi olarak bilinen Botulismus zehirlenmesinin, ‘Clostridium botulinium’ adı verilen ve çevrede yaygın olarak bulunan bir bakteri nedeniyle ortaya çıkan zehirlenme türü olduğunu belirtti.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle geleneksel usullerle yapılan yani evlerde üretilen konservelerde yeterli ısı uygulanamaması nedeniyle, kutudaki havasız şartlarda bakterinin çoğaldığını ifade eden Doç.Dr. Ertek, şöyle dedi:</p>
<p style="text-align: justify;">“Çoğalan bakteri toksin yani zehir üretmektedir. Dünyada bilinen en ciddi toksin budur. Bunun zehridir. 1 mikrogramı 1 milyon fareyi öldürebilecek düzeyde bir zehirdir. Toksin bulunan konservenin tüketilmesiyle de zehirlenme görülebilmektedir”</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer besin zehirlenmelerine göre, çok yaygın bir zehirlenme türü olmadığını; ancak ölüm oranı çok yüksek olduğu için en önemli besin zehirlenmelerinden biri olduğunu bildiren Doç.Dr. Ertek, “Bu tür zehirlenmelerde her 3 hastadan 1’i kaybediliyor ve bunun nedeni de solunum kaslarının felcine bağlı olarak soluk alma sıkıntısından kaynaklanıyor” diye konuştu.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;SES KISIKLIĞI BELİRTİLER ARASINDA&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Doç.Dr. Ertek, bu tip zehirnemelerde belirtilerin yaklaşık 12 ile 36 saat arasında görüldüğünü söyleyerek, “Botulismus zehirlenmesinde en sık görülen belirtiler arasında çift görme, göz kapaklarında düşme, göz bebeğinin genişlemesi, ağız kuruluğu, yutma güçlüğü, kalp atışlarında zayıflık, tansiyon değerlerinde değişme ve en önemli belirtilerinden olan ses kısıklığını sayabiliriz” diye konuştu.</p>
<p style="text-align: justify;">Doç.Dr. ertek, ayrıca felç ve solunum yetmezliğinin görülebileceğini de ifade etti.</p>
<p style="text-align: justify;">“EVDE HİJYENİK ORTAMDA KONSERVE ÜRETMEK MÜMKÜN DEĞİL”</p>
<p style="text-align: justify;">Bu tür zehirlenmelerden korunmak için özellikle evde konserve yapmaya ve bu konserveleri tüketme alışkanlığından vazgeçmek gerekliliğine işaret eden Doç.Dr. Mustafa Ertek, “Daha çok sanayi tipi konserve tüketmek lazım. Çünkü evde, her ortamda hijyenik koşullarda konserve üretmek mümkün değil” dedi. Doç.Dr. Ertek, bu konservelerde herhangi bir tat değişikliğinin de olmadığını söyleyerek şunları kaydetti:</p>
<p style="text-align: justify;">“Yani herhangi bir ekşime, kokma gibi bir şey olmadığı için bir tereddüt duymadan yenilir. Sadece konserve kapağında ?ki her zaman olmaz- bir bombeleşme olabilir. Genelde aileler de bu zehirlenme görülüyor. 3-4 kişilik bir aile bu zehirlenme ile geliyor ve maalesef bazılarını kaybediyoruz”</p>
<p style="text-align: justify;">Botulismus zehirlenmesi şüphesi olan hastaların mutlaka solunum desteği olabilecek yoğun bakım ünitelerinin olduğu hastanelere sevk etmek ve buralarda tedavi altına almak gerektiğini belirten Doç.Dr. Ertek “Aksi halde soluk alamadan hasta ölebilir” diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/konservede-olum-riski.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hava kirliliğinden ölümler artıyor</title>
		<link>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/hava-kirliliginden-olumler-artiyor.html</link>
		<comments>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/hava-kirliliginden-olumler-artiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2009 13:47:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[hava kirliliği]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/?p=464</guid>
		<description><![CDATA[Artan hava kirliliğinin özellikle yaşlılarda kalp ve akciğer hastalıklarına bağlı ölümleri arttırdığı bildirildi. Artan hava kirliliğinin özellikle yaşlılarda kalp ve akciğer hastalıklarına bağlı ölümleri arttırdığı bildirildi. Sağlık Araştırmaları Sitesi’nde yer alan Tayvan&#8217;da yürütülen bir araştırma ile, kış sezonunda görülen hava kirliliğinin özellikle yaşlı nüfusta kalp ve akciğer hastalıklarına bağlı ölümleri arttırdığı sonucuna ulaşıldı. Araştırmada kış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Artan hava kirliliğinin özellikle yaşlılarda kalp ve akciğer hastalıklarına bağlı ölümleri arttırdığı bildirildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Artan hava kirliliğinin özellikle yaşlılarda kalp ve akciğer hastalıklarına bağlı ölümleri arttırdığı bildirildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Sağlık Araştırmaları Sitesi’nde yer alan Tayvan&#8217;da yürütülen bir araştırma ile, kış sezonunda görülen hava kirliliğinin özellikle yaşlı nüfusta kalp ve akciğer hastalıklarına bağlı ölümleri arttırdığı sonucuna ulaşıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Araştırmada kış döneminde atmosferdeki kirleticilerden kükürtdioksit, karbonmonoksit ve nitrikdioksit düzeyinin artmasının, tüm yaşlarda kalp ve akciğer hastalıklarına bağlı ölümleri anlamlı düzeyde arttırdığı görüldü.</p>
<p style="text-align: justify;">Kış sezonundaki partiküler madde miktarındaki artışın ise sadece 65 yaş üzeri grupta kalp ve akciğer hastalıklarına bağlı ölümleri arttırdığı sonucuna ulaşıldı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/hava-kirliliginden-olumler-artiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğum sonrası ölümler önlenecek</title>
		<link>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/dogum-sonrasi-olumler-onlenecek.html</link>
		<comments>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/dogum-sonrasi-olumler-onlenecek.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2009 11:38:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[lohusa]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/?p=389</guid>
		<description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, doğum sonrası anne ölümlerini en aza indirmek için loğusa takibi yapacak. Bu çerçevede her loğusa, Doğum Sonu Bakım Yönetim Rehberi Doğrultusunda izlenecek. Sağlık Bakanlığı Müsteşar Vekili Prof. Dr. Nihat Tosun, valiliklere birer genelge göndererek, anne ve bebek ölümlerini önlemek üzere belirlenen stratejileri bildirdi. Tosun, anne ve bebek ölümlerini önlemek üzere standartları belirlenen doğum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Sağlık Bakanlığı, doğum sonrası anne ölümlerini en aza indirmek için loğusa takibi yapacak. Bu çerçevede her loğusa, Doğum Sonu Bakım Yönetim Rehberi Doğrultusunda izlenecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Sağlık Bakanlığı Müsteşar Vekili Prof. Dr. Nihat Tosun, valiliklere birer genelge göndererek, anne ve bebek ölümlerini önlemek üzere belirlenen stratejileri bildirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Tosun, anne ve bebek ölümlerini önlemek üzere standartları belirlenen doğum öncesi bakım, doğum ve doğum sonu bakım hizmetlerine erişilebilirlik, sağlık hizmetlerinden faydalanma, sağlık hizmetlerinin kalitesi ve hizmet sunan sağlık kurumları arasında koordinasyon sağlanarak işleyen bir sevk sisteminin öneminin tartışılmaz olduğuna işaret etti.</p>
<p style="text-align: justify;">2005 Ulusal Anne Ölümleri Çalışmasına göre, anne ölümlerinin yüzde 37&#8242;sinin gebelik, yüzde 9&#8242;unun doğum, yüzde 54&#8242;ünün ise doğum sonrası dönemde meydana geldiğine dikkati çeken Tosun, bu ölümlerin yüzde 20.9&#8242;unun doğum sonrası ilk günde, yüzde 14.8&#8242;inin doğum sonrası 2-7. günler arasında, yüzde 18.5&#8242;inin de doğum sonrası birinci haftadan sonra görüldüğünü kaydetti.</p>
<p style="text-align: justify;">Anne ölümlerinin önemli bir kısmına doğum sonu kanama ve hipertansif hastalıkların neden olduğunu bildiren Tosun, ayrıca, doğum sonrası yaşanan “Puerperal psikoz” nedeniyle intiharların da anne ölüm nedenleri arasında yer aldığını vurguladı.</p>
<p style="text-align: justify;">Annelerin doğumdan sonraki 1-3 gün hastanede yatırılmasının, anne ve bebek sağlığı yönünden büyük önem taşıdığının altını çizen Tosun, genel olarak hastanede kalma süresinin, komplikasyon gelişmediği takdirde normal doğumdan sonra en az 24 saat, sezaryen ile doğumdan sonra ise en az 48 saat olarak kabul edildiğini belirtti.</p>
<p style="text-align: justify;">DOĞUM SONU BAKIM YÖNETİM REHBERİ</p>
<p style="text-align: justify;">Tosun, gebelik, doğum ve doğum sonrası bakım hizmetlerinin ulaşılabilirliği ve kalitesinin artırılmasına yönelik, loğusanın hastanede ve evde doğum sonrası bakım hizmetlerini düzenleyen “Doğum Sonu Bakım Yönetim Rehberi” hazırlandığını bildirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Tosun, buna göre, rehberin, ilk 24 saatte hastanede izlemi içeren “Doğum sonrası hastane takip protokolü” ve sağlık kuruluşunda veya evde, ilk 24 saat sonrasını ve 42. güne kadar izlemi içeren “Doğum sonrası bakım protokolü” olmak üzere, 2 bölümden oluştuğunu kaydetti.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğumdan sonraki 42 gün süresince, her loğusa ve yeni doğanın bakımının, başta komplikasyonlara karşı korumak, erken teşhis ve tedaviyi sağlamak, gerektiğinde sevk etmek ve anneyi ilgili konularda bilgilendirmek amacıyla söz konusu rehber doğrultusunda yapılacağını belirten Tosun, anne ve bebek sağlığının korunması ve ölümlerin en aza indirilmesi için şu önlemlerin alınmasını istedi:</p>
<p style="text-align: justify;">-Doğum öncesi bakım yönetim rehberine göre izlenen her gebenin doğumunun hastanede gerçekleşmesi sağlanacak.</p>
<p style="text-align: justify;">-Tıbbi yönden uygun olan her gebeye normal doğum şansı verilecek.</p>
<p style="text-align: justify;">-Doğum yöntemi, Doğum Eylemi Yönetim Rehberi doğrultusunda belirlenecek.</p>
<p style="text-align: justify;">-Doğum sonrası komplikasyon gelişmediği takdirde, loğusa ve yeni doğanın normal doğumdan sonra en az 24 saat, sezaryen ile doğumdan sonra ise en az 48 saat hastanede kalması sağlanacak.</p>
<p style="text-align: justify;">-Her loğusa, Doğum Sonu Bakım Yönetim Rehberi doğrultusunda izlenecek.</p>
<p style="text-align: justify;">-Doğum ve doğum sonu bakım hizmetlerini veren sağlık kuruluşu personeli (kamu, özel, üniversite) Doğum Sonu Bakım Yönetim Rehberi hakkında bilgilendirilerek bu rehberi kullanması sağlanacak.</p>
<p style="text-align: justify;">-Loğusalar hastanede, doğum sonrasındaki ilk 24 saat Doğum Sonu Bakım Yönetim Rehberi doğrultusunda, ilk 24 saatten sonra 42. güne kadar sağlık kuruluşunda veya evde, Doğum Sonu Bakım Yönetim Rehberi doğrultusunda izlenecek.</p>
<p style="text-align: justify;">-İl düzeyinde her loğusanın doğum sonu bakım hizmeti alması, il sağlık müdürlüğünün sorumluluğunda olacak. Bu nedenle il sağlık müdürlüğü tarafından doğum hizmeti veren tüm kuruluşlarda ilgili hizmet için izleme-değerlendirme faaliyeti planlanacak ve yapılacak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/dogum-sonrasi-olumler-onlenecek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>‘Organ bağışı artmazsa toplu ölümler yaşanır’</title>
		<link>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/%e2%80%98organ-bagisi-artmazsa-toplu-olumler-yasanir%e2%80%99.html</link>
		<comments>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/%e2%80%98organ-bagisi-artmazsa-toplu-olumler-yasanir%e2%80%99.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2008 13:51:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[diyaliz]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[organ bağışı]]></category>
		<category><![CDATA[toplu ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[toplu yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/?p=284</guid>
		<description><![CDATA[AKDENİZ Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Organ Nakil Merkezi eski Müdürü Prof. Dr. Alper Demirbaş, Türkiye&#8217;de hızla artan böbrek nakil ihtiyacının karşılanamaması halinde toplu ölümler yaşanacağını söyledi. Gerçekleştirdiği böbrek nakilleri ile Türkiye&#8217;de kırılması güç rekorlara imza atan ve dünyada en çok nakil yapılan merkez unvanını alan Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Organ Nakil Merkezi&#8217;nin Müdürü olduğu sırada [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">AKDENİZ Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Organ Nakil Merkezi eski Müdürü Prof. Dr. Alper Demirbaş, Türkiye&#8217;de hızla artan böbrek nakil ihtiyacının karşılanamaması halinde toplu ölümler yaşanacağını söyledi.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerçekleştirdiği böbrek nakilleri ile Türkiye&#8217;de kırılması güç rekorlara imza atan ve dünyada en çok nakil yapılan merkez unvanını alan Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Organ Nakil Merkezi&#8217;nin Müdürü olduğu sırada istifaya zorlanınca özel bir hastaneye transfer olan Prof. Dr. Alper Demirbaş, böbrek nakli olmayı bekleyen hasta sayısının çığ gibi büyüdüğünü söyledi.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye&#8217;de kronik böbrek hastası sayısının ortalama 60 bin olduğunu dile getiren Prof. Dr. Demirbaş, “Yaptığımız tespitlere göre, 2013 yılında diyaliz tedavisine ihtiyaç duyan hasta sayısı 110 bine ulaşacak. Bu gerçekten korkunç bir rakam” dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Böbrek nakli bekleyen hastalara cevap verilmesi için yıllık 5 bin naklin gerçekleştirilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Demirbaş, “Nakil ihtiyacının bu kadar üst seviyelere çıkmasının nedeni, birikmiş hastanın çok olmasından kaynaklanıyor. Bu ihtiyacı da sadece kadavra bağışlarla çözmemiz imkansız. Bu yüzden biran önce canlı bağış bilincini geliştirerek, hastalara akrabaları yoluyla böbrek nakli yapılmasını sağlamalıyız” diye konuştu.</p>
<p style="text-align: justify;">DİYALİZİN MALİYETİ 1 MİLYAR DOLAR</p>
<p style="text-align: justify;">Nakil olamadığı için diyaliz tedavisi uygulanan hastaların Türkiye ekonomisine maliyetinin 1 milyar dolara ulaştığını kaydeden Prof. Dr. Alper Demirbaş, hasta sayısının artmasıyla bu rakamın da katlanacağını vurguladı. Prof. Dr. Demirbaş şöyle konuştu:</p>
<p style="text-align: justify;">“Diyaliz gerçekten maliyeti yüksek bir tedavi. Binlerce hastanın her hafta en az 3- 4 kez bu tedaviyi uyguladığını düşünürseniz, ortaya çıkan rakamın büyüklüğü her şeyi ortaya koyuyor. Devlet bu tedavileri karşılamak zorunda olduğu içinde bütçeden sürekli para aktarıyor. Ama bundan sonraki süreçte ciddi sıkıntıların ortaya çıkmasını kaçınılmaz olarak görüyoruz. Acilen organ nakli sayısını artırmazsak, Türkiye&#8217;nin bütçesi böbrek hastalarının tedavi masraflarını karşılamaya yetmeyecek. Sağlık hizmetleri konusunda yeni bir planma hazırlanması şart. Eğer bunu yapamazsak önce özel diyaliz merkezleri sonrada devlet kurumları hastaların tedavi ihtiyaçlarını karşılama konusunda yetersiz kalacak. Bu olumsuzlukların sonucunda ise toplu ölümler yaşanacak.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/%e2%80%98organ-bagisi-artmazsa-toplu-olumler-yasanir%e2%80%99.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yine de dikkatli yiyin!</title>
		<link>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/yine-de-dikkatli-yiyin.html</link>
		<comments>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/yine-de-dikkatli-yiyin.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Dec 2008 11:23:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[damar sertliği]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kolestrol]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[yiyin]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek tansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[yumurta]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/?p=253</guid>
		<description><![CDATA[Türk Kardiyoloji Derneği Kalp Damar Hastalıkları Önleme Proje Ekibi Üyesi Doç. Dr. Meral Kayıkçıoğlu, yumurta sarısı tüketiminin başta kalp damar ile şeker hastalarında, kan kolesterolü yüksek ve ailesinde kalp hastalığı olanlarda zararlı olabileceğini bildirdi. Kayıkçıoğlu, yaptığı yazılı açıklamada, son günlerde bazı yayın organlarında, başka alanların uzmanlarınca dikkatsiz yorumlara dayanılarak yumurtada kolesterolün abartıldığı, kalp ve damar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Türk Kardiyoloji Derneği Kalp Damar Hastalıkları Önleme Proje Ekibi Üyesi Doç. Dr. Meral Kayıkçıoğlu, yumurta sarısı tüketiminin başta kalp damar ile şeker hastalarında, kan kolesterolü yüksek ve ailesinde kalp hastalığı olanlarda zararlı olabileceğini bildirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Kayıkçıoğlu, yaptığı yazılı açıklamada, son günlerde bazı yayın organlarında, başka alanların uzmanlarınca dikkatsiz yorumlara dayanılarak yumurtada kolesterolün abartıldığı, kalp ve damar hastalıklarına yol açmak bir yana, sağlık için çok yararlı olduğu yönünde haberler ve yazıların yayımlandığını hatırlattı.</p>
<p style="text-align: justify;">“Masum görünen bu tür yanlış yayınların Türkiye&#8217;de her 100 ölümün 48&#8242;inden sorumlu olan kalp damar hastalıklarının yarattığı toplumsal tehlikeyi körüklediğini” kaydeden Kayıkçıoğlu, kalp-damar hastalıklarının en başta gelen ölüm nedeni olduğunu, bu ölümlerin gelişiminde sigara, kolesterol, yüksek tansiyon ve şeker gibi risk faktörlerinin önemli rol oynadığını ifade etti.</p>
<p style="text-align: justify;">Meral Kayıkçıoğlu, özellikle kandaki kolesterol düzeyinin yükselmesiyle kalp-damar hastalık riskinin arttığını, aslında kolesterolün vücutta pek çok fonksiyonda görevli önemli bir madde olduğunu, fazlalığı halinde damar sertliğine yol açtığını bildirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu nedenle kolesterolden zengin beslenmenin kalp-damar sağlığını tehdit ettiğine işaret eden Kayıkçıoğlu, konuyla ilgili yapılan çalışmalar ışığında, kalp sağlığına uygun beslenme için erişkinlerde günde en fazla 200 miligram kolesterol tüketiminin önerildiğini belirtti.<br />
Kayıkçıoğlu, yumurtanın uzun yıllardır kolesterol yönünden zengin, kalp sağlığına zararlı beslenmenin sembolü olarak kabul edildiğine dikkati çekerek, bu benimsemenin haksız sayılmaması gerektiğini vurguladı.</p>
<p style="text-align: justify;">Yumurta sarısında ortalama 200-220 miligram kolesterol bulunduğunu, yani bir yumurta sarısı yenildiğinde günlük kolesterol ihtiyacının karşılandığını bildiren Kayıçıoğlu, kalp-damar sağlığını korumaya yönelik güncel kılavuzlarda, yumurta tüketimine yönelik kısıtlama olmadığını kaydetti. Kayıkçıoğlu, şöyle devam etti:</p>
<p style="text-align: justify;">“Bu kılavuzlarda esas olarak günlük alınan kolesterol miktarının 200 miligram ile sınırlanması ısrarla vurgulanmaktadır. Bu miktar, insan vücudunun biyolojik fonksiyonları için yeterlidir. Son günlerde bazı yayın organlarında &#8216;yumurta aklandı&#8217; gibi haberler, son dönemdeki araştırmalarda günlük yumurta tüketimiyle kan kolesterol düzeyi arasında belirgin bir ilişki saptanamamış olmasından kaynaklanmaktadır. Aslında bu sonuç, çok şaşırtıcı değil. Çünkü kolesterolün tek kaynağı yumurta olmayıp, tüm hayvansal gıdalarda önemli oranda<br />
kolesterol bulunmaktadır. Ancak yumurta tüketimini artırmanın kolesterol düzeylerini belirgin yükseltmese de 20 yıllık izlemde kalp-damar hastalığı ve ölüm riskini artırdığı saptanmıştır. Bu zararlı etki, en fazla şeker hastalarında görülmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca yumurta tüketimi hem şeker hastalığı, hem de kalp yetersizliği riskini de belirgin olarak arttırmaktadır. Bilimsel verilerin ışığında yumurtanın, daha doğrusu yumurta sarısının tüketimi, başta kalp-damar hastalarında, şeker hastalarında, kan kolesterolü yüksek ve ailesinde kalp hastalığı olanlarda zararlı olabilir.”</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun “yumurta kesinlikle yenmemeli” anlamına gelmediğini belirten Kayıkçıoğlu, asıl kısıtlamanın günlük gıdalarla alınan kolesterol miktarının 200 miligram ile sınırlanması olduğunu kaydetti. Kayıkçıoğlu, kalp-damar hastalığı riskini azaltmak için sağlıklı beslenme, sigarasız ve spor içeren bir yaşam tarzının benimsenmesi gerektiğini bildirdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/yine-de-dikkatli-yiyin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kanserle mücadelede yeni umut</title>
		<link>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/kanserle-mucadelede-yeni-umut.html</link>
		<comments>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/kanserle-mucadelede-yeni-umut.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2008 11:26:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Adamları]]></category>
		<category><![CDATA[enzim]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[İlaç]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[vücud]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/?p=177</guid>
		<description><![CDATA[İNGİLTERE&#8217;de bilim adamları, meme kanseri hücrelerinin vücuda yayılmasını sağlayan enzimi bulduklarını açıkladı. Londra’da yapılan ve ‘büyük bir gelişme’ olarak değerlendirilen araştırmada, eğer tespit edilen enzimin yayılmasını durdurdan ilaç bulunursa kanser ölümlerinin önüne geçilebileceği ifade edildi. Araştırmacılar, eğer enzim bloke edilirse meme kanseri hücrelerinin vücutta yayılmasının engellenebileceğini söyledi. Araştırma sonucunu ‘heyecan verici’ ve ‘umutlandıtıcı’ olarak değerlendiren [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İNGİLTERE&#8217;de bilim adamları, meme kanseri hücrelerinin vücuda yayılmasını sağlayan enzimi bulduklarını açıkladı.</p>
<p style="text-align: justify;">Londra’da yapılan ve ‘büyük bir gelişme’ olarak değerlendirilen araştırmada, eğer tespit edilen enzimin yayılmasını durdurdan ilaç bulunursa kanser ölümlerinin önüne geçilebileceği ifade edildi. Araştırmacılar, eğer enzim bloke edilirse meme kanseri hücrelerinin vücutta yayılmasının engellenebileceğini söyledi.</p>
<p style="text-align: justify;">Araştırma sonucunu ‘heyecan verici’ ve ‘umutlandıtıcı’ olarak değerlendiren bilimadamları, çalışmanın daha erken aşamalarında olduklarını ifade ederek, enzimi durduran ilacın bulunması halinde kanserin yaylımasının engellenebileceğine işaret ettiler.</p>
<p style="text-align: justify;">The London School of Medicine and Dentictry&#8217;den Prof. Dr. Marco Falasca başkanlığında çalışmalarını yürüten ekip ‘PLCg 1’ olarak adlandırılan enzimin meme kanseri üzerindeki rolü ve etkisini araştırdılar. Fareler üzerinde yapılan araştırmanın bulguları, Journal Cancer Research&#8217;de yayımlandı. Konuyla ilgili Telegraph&#8217;a bir açıklama yapan Prof. Dr. Falasca, yapılan çalışmanın kanserin yayılmasında önemli rol oynayan molekülün tespit edilmesinin yanısıra, bu sürecin durdurulabileceği konusunda da bilgi verdiğini ve bir sonraki büyük adımın bunu hastalar üzerinde denemek olduğunu söyledi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilimsel danışman Dr. Mark Matfield da bu bulguların ardından PLCg1 enzimini durduran ilacın üretilebilmesi için çalışmaların biran önce başlatılması gerektiğini ifade ederek, göğüs kanser hücrelerinin, tespit edilen enzimi üretmesinin engellenmesi halinde hastalığın bir organ ya da bölümden diğerine geçmesinin önlenebileceğini, bunun sağlanabilmesi halinde kanser hastalarının ölümüne sebep olan enzimin vücüttaki yayılmanın durdurulmasının mümkün olacağını belirtti.</p>
<p style="text-align: justify;">The London School of Medicine and Dentictry tarafından yapılan araştırma, Association for International Cancer Research tarafından desteklendi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/kanserle-mucadelede-yeni-umut.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ERKEKLER NEDEN ERKEN ÖLÜYOR?</title>
		<link>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/erkekler-neden-erken-oluyor.html</link>
		<comments>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/erkekler-neden-erken-oluyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2008 15:50:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[ANDROPOZ]]></category>
		<category><![CDATA[devekuşu sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[felç]]></category>
		<category><![CDATA[glikoz]]></category>
		<category><![CDATA[HDL]]></category>
		<category><![CDATA[hipertansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[john wayne sendromu metroseksüel]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kalp krizi]]></category>
		<category><![CDATA[kolesterol]]></category>
		<category><![CDATA[kondom]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[tolerans]]></category>
		<category><![CDATA[überseksüel]]></category>
		<category><![CDATA[x kromozomu]]></category>
		<category><![CDATA[yağlanma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/?p=128</guid>
		<description><![CDATA[Sorunun cevabı devekuşu sendromunda saklıdır. Aslında böyle bir sendrom mevcut bile değil ve deyim oldukça yeni. Yeni ama Amerika&#8217;da gittikçe daha sık kullanılıyor. Sendromun bir adı daha var: John Wayne Sendromu.  Onu son zamanların uydurma ama gerçeklik payı olan sendromlarından biri gibi de düşünebilirsiniz. Metroseksüel veya überseksüel erkeklerin bu sendroma yakalanma ihtimali daha yüksek. Sendrom [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Sorunun cevabı devekuşu sendromunda saklıdır. Aslında böyle bir sendrom mevcut bile değil ve deyim oldukça yeni.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni ama Amerika&#8217;da gittikçe daha sık kullanılıyor. Sendromun bir adı daha var: John Wayne Sendromu.  Onu son zamanların uydurma ama gerçeklik payı olan sendromlarından biri gibi de düşünebilirsiniz. Metroseksüel veya überseksüel erkeklerin bu sendroma yakalanma ihtimali daha yüksek. Sendrom neredeyse erkeklere özeldir. İşte devekuşu sendromunun öyküsü.</p>
<p style="text-align: justify;">DEVE KUŞU SENDROMUNA YAKALANMAYIN</p>
<p style="text-align: justify;">Erkeklerin daha yapılı ve güçlü olmalarına rağmen neden kadınlardan daha kısa yaşadıklarının cevabı  bu sendromda gizlidir. Erkekler bütün milletlerde, tüm coğrafyalarda daha genç yaşta ölmekte, daha sık hastalanıp, daha zor iyileşmektedir. Bu durumu açıklamak için pek çok neden var ama sorun aslında biraz biyolojik biraz da erkek tipi davranışsal ve sosyal özelliklerle ilişkilidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Erkekler kas ve kemik açısından güçlü görünseler de, poligam, über veya hiper olduklarını iddia etseler de ne yazık ki ciddi bazı biyolojik kusurlara sahipler. Kadınların iki X kromozomu varken, erkeklerde sadece bir tane X kromozomu mevcut.  Yaşamı kısaltıcı kalp hastalıklarına ve belki de bazı kanserlere yakalanmayı kolaylaştırıcı etkisi olduğu ileri sürülen testosteron hormonu erkeklerde kadınlardan (doğal olarak) çok daha yüksek. Ayrıca erkeklerin iyi kolesterol (HDL) seviyeleri kadınlara oranla bir hayli düşük. Erkekler karın çevresinden yağlanmaya, glikoz tolerans bozukluğu ve hipertansiyona yakalanmaya kadınlara oranla daha eğilimliler. Sözün kısası erkekler zaten yapısal olarak damar hastalıklarına yani kalp krizi ve felç gibi sorunlara daha açıklar. Yani birazcık imalat kusurları var!</p>
<p style="text-align: justify;">ERKEK DOĞMAK DAHA RİSKLİ</p>
<p style="text-align: justify;">Erkeklerin riskleri bununla da bitmiyor. İş stresleri daha yüksek, sosyal iletişimleri ise bir hayli bozuk. Arkadaş ve aileden destek alma konusunda oldukça beceriksizler. Duygularında samimi olduklarını, arkadaşlıklarını köklü tuttuklarını söylemek de zor. Kadınlara oranla daha kolay endişelenen, korkan ama daha zor sevinen, zor inanan ve hoşgören, az bağışlayan bir ruhsal organizasyonları var. Ayrıca kadınlardan daha agresifler. Şiddet ve hiddet skorları daha yüksek. Gereksiz riskleri kolayca alabiliyorlar. Sigara ve alkol kullanımı, araçlarda kemer bağlamamak, kondom kullanmamak gibi risk azaltıcı önlemleri pek önemsemiyorlar. Doktorlara hasta olunca bile pek gitmiyorlar. Düzenli tetkik yaptırma alışkanlıkları da kadınlara oranla bir hayli düşük.</p>
<p style="text-align: justify;">DAHASI VAR</p>
<p style="text-align: justify;">Erkeklerin sorunları bunlarla da bitmiyor. Erkekler gereksiz yere risk alma dışında kişisel bakımlarında da oldukça ciddi sorunlar yaşıyor. Bu sorun özellikle orta yaşlarda daha da belirginleşiyor. Kısacası, uzmanlar erkeklerin bu tavırlarını başını kuma gömmüş deve kuşlarına benzetiyor ve bu durumu deve kuşu sendromu diye adlandırıyor. Maço tavırları nedeniyle uslanmaz sigara tüketicisi John Wayne bu sendromun en önemli örneği. Belki de bu nedenle sendromun ikinci bir adı daha var : John Wayne Sendromu.</p>
<p style="text-align: justify;">ERKEKLERE 10 EMİR</p>
<p style="text-align: justify;">Dr. Harvey Simon erkeklere bu sendromdan korunmak için bir yol haritası hazırlamış ve 10 kuralı mutlaka uygulamalarını istemiş. Devekuşu sendromuna yakalanmak istemeyen bir erkekseniz bu öğütleri tutmanızda yarar var.</p>
<p style="text-align: justify;">1. Tütün ürünlerinden uzak durun.<br />
2. Alkol kullanmayın ya da iyice azaltın.<br />
3. Düzenli egzersiz yapın.<br />
4. Doğru beslenin.<br />
5. Stresinizi iyi yönetin.<br />
6. Vücut yağ oranınızı azaltın.<br />
7. Emniyet kemeri takmayı unutmayın.<br />
8. Radyasyon ve ultraviyole kaynaklarından, kimyasal ve çevresel zararlardan uzak durun.<br />
9. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunun.<br />
10. Vücudunuzu dinlemeyi öğrenin. Herhangi bir işaret alırsanız, hemen doktorunuzla görüşün.</p>
<p style="text-align: justify;">ANDROPOZ</p>
<p style="text-align: justify;">Türk toplumu menopozlu kadınlara gösterdiği ilgiyi şimdiye kadar erkeklerden esirgemiştir! Kadınların menopoz dönemi sorunlarını araştıran, çözüm yolları arayan menopoz dernekleri var. Erkeklerin dernek kurmak bir tarafa bu konuda sesleri bile çıkmıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşlanma sürecinin doğal bir parçası olan andropoz aslında birçok erkeği hiç etkilemiyor. Çoğu erkek böyle bir dönemin farkında bile değil. Kas gücündeki azalmayı, karnındaki yağlanmayı, dikkatindeki dağılmayı, uyku sorunları veya kas-kemik ağrılarını başka sebeplere bağlıyor. Bazı erkekler de yaşadığı cinsel sorunları ya normal kabul edip boyun eğiyor ya da saklama telaşına giriyor. Bunun nedeni biraz da sürecin özelliği ile ilgili. Erkekler kadınlarda olduğu gibi tam bir hormonal kesilme yaşamıyor. Erkeklerde yavaş ilerleyen ve yaşlandıkça belirginleşen bir testosteron hormonu kaybı söz konusu. Bu yavaş ama ilerleyici kayıp çoğu kez bir sorun çıkmadan geçiştiriliyor. Erkeklerde de, kaybedilen testosteronun yerine konması mümkün. Bu durum &#8220;hormon yerine koyma tedavisi&#8221; olarak biliniyor. Hormon eksikliğini gidermede ağız veya cilt yoluyla kullanılan güvenli tablet ve kremler var.</p>
<p style="text-align: justify;">Hormon yerine koyma tedavisi her erkek için gerekli mi sorusunu ürologlar &#8220;hayır&#8221; diye yanıtlıyor. Prostat kanseri şüphesi olanlarda, prostat büyümesi nedeniyle idrar boşaltmada ciddi sorunlar yaşayanlarda, psikiyatrik problemleri bulunanlarda, karaciğer yetmezliği gibi organ yetersizliği belirlenenlerde testosteron ile yerine koyma tedavisini zararlı buluyorlar. Uzmanlar testosteronu gerekli durumlarda mutlaka kullanıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">CİNSELLİK SONSUZA DEK MÜMKÜNDÜR</p>
<p style="text-align: justify;">Bir kez daha hatırlatalım: Cinsellik sağlıklı yaşayan, doğru beslenen, düzenli aktivitesi olan, sigara ve alkol kullanmayan, stres yönetiminde başarılı erkeklerde 80&#8242;li yaşlarda bile sorun olmuyor. Bunlar andropoz sorunlarını neredeyse hiç yaşamıyor. Massachusetts Andropoz Araştırmaları&#8217;nda bazı fiziksel düşüşler nedeniyle cinsel tatminin yaşlılıkla birlikte azaldığı düşüncesinin yanlış olduğu anlaşılmıştır. İnsanlar yaşlandıkça daha az cinsel ilişkiye girdiklerinden bir algı yanılgısı ortaya çıkıyor. Bu araştırmanın sonuçlarına göre tam tersine, cinsel tatminin kalitesi yaşla birlikte bir miktar artıyor bile. Çünkü yaş cinsellik konusunda bilgi, deneyim ve tecrübe kazanılmasını sağlıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşının getirdiği değişiklikleri kabul eden, hayatı gerektiği gibi yaşayan, değerlendiren erkeklerde andropoz dönemi cinsel güçte ciddi bir azalmaya neden olmuyor. Erkeklik cinsellikle başlamadığı gibi cinsellikle de bitmiyor. Andropozu lütfen bir iktidar savaşı olarak görmeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">ANDROPOZ REÇETENİZ</p>
<p style="text-align: justify;">- Kilo fazlalığı sorununuz varsa en kısa zamanda çözmeye çalışın.<br />
- Bir egzersiz programı oluşturun. İşe her gün 30-35 dakikalık sıkı bir yürüyüşle başlayın.<br />
- Protein tüketiminizi kontrol edin. Yeteri kadar protein almıyorsanız, eksiğinizi giderin. Özellikle kırmızı veya beyaz et gibi hayvansal proteinleri yeteri kadar tüketin. Kırmızı eti haftada 2 kez ve yağsız bölümlerinden tüketmenizde fayda var.<br />
- Dinlenmeye, eğlenmeye zaman ayırın. Tatillerinizi iyi değerlendirin.<br />
- Uyku sorunlarınız varsa,  doktorunuzdan yardım isteyin.<br />
- B6, B1 ve E vitaminleri ile çinko desteklerinden istifade edin.<br />
- Yorgunsanız ginseng, ginkgo biloba ve argininden de yararlanabilirsiniz.<br />
- Olumlu, keyifli, eğlenceli biri olmaya gayret edin. Kitap okuyun, sinemaya gidin, briç ve satranç gibi oyunlar oynayın.<br />
- Kullandığınız ilaçları gözden geçirin. Cinsel yaşamı etkileyenleri varsa doktorunuzdan yardım isteyin.<br />
- Testosteron seviyenizi kontrol ettirin.<br />
- Bütün bunlar sorununuzu gidermiyorsa bir uzmandan (üroloji veya endokrinoloji) yardım istemekten çekinmeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">UNUTMAYIN</p>
<p style="text-align: justify;">TESTOSTERON AZLIĞININ TEDAVİSİ MÜMKÜN</p>
<p style="text-align: justify;">Testosteron düşüklüğünü &#8220;fizyolojik düzeyde kalması koşuluyla&#8221; yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak kabul etmek gerekiyor. Ama testosteron seviyesinde beklenenden hızlı bir düşme varsa, nedeni mutlaka araştırılmalıdır. Eğer testosteron eksikliği ile ilişkili ciddi yakınmalar da ortaya çıkmışsa, yaşla ilişkili olsa bile testosteron eksikliğinin tedavisi yapılmalıdır. Testosteron eksikliğinin mevcudiyetini gösteren belirtilerden rahatsızlık duyuyorsanız, problemlerinizi çözmede size yardımcı olabilecek bir uzmanla görüşmenizde yarar vardır. Bir üroloji uzmanı -özellikle androloji konusunda deneyimli olanlar- veya endokrinolog sorununuzu çözme ve yönetmede size daha çok yardımcı olacaktır. Uzman, deneyimli bir hekim ve bilinçli bir hastanın işbirliği testosteron eksikliğini ortadan kaldırır.</p>
<p style="text-align: justify;">BİR BİLGİ</p>
<p style="text-align: justify;">CİNSEL GÜÇ KAYBININ BAŞKA SEBEPLERİ DE VAR</p>
<p style="text-align: justify;">Testosteron hormonunun erkeklerde önemli görevleri var. Cinsel fonksiyonların gelişmesi, korunması ve sürdürülmesi, cinselliğin uyarılmasında bu hormon ciddi bir rol üstlenir. Testosteron eksikliğinde cinsel ilişki isteğinin azalması, cinsel aktivitenin baskılanması bundandır. Testosteron seviyesindeki azalma beklenenden daha hızlı ve yoğun olduğunda erkek cinselliğinde ciddi fırtınalar yaşanır. Hemen belirtelim: Cinsel arzuyu ve gücü etkileyen sadece testosteron hormonu değildir. Ruhsal kökenli hastalıklar (depresyon, akut anksiyete…), yaşanan bazı sağlık sorunları, özellikle hormonal problemler (şeker hastalığı, tiroid bezi hastalıkları, hipofiz bezi hastalıkları), damarsal sorunlar ve metabolizma ile ilişkili problemler de cinsel yaşamı olumsuz yönde etkileyebilir. Bazı ilaçların (antidepresanlar, uyku ilaçları, betablokerler, idrar söktürücüler…) ve besin desteklerinin de (pasion flower) cinsel yaşamın tadını kaçırabileceği biliniyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/erkekler-neden-erken-oluyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

