Lida Yosun Jeli Lida Meizi Çay

 
Ara
25

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Aralık-25-2008

AKDENİZ Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Organ Nakil Merkezi eski Müdürü Prof. Dr. Alper Demirbaş, Türkiye’de hızla artan böbrek nakil ihtiyacının karşılanamaması halinde toplu ölümler yaşanacağını söyledi.

Gerçekleştirdiği böbrek nakilleri ile Türkiye’de kırılması güç rekorlara imza atan ve dünyada en çok nakil yapılan merkez unvanını alan Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Organ Nakil Merkezi’nin Müdürü olduğu sırada istifaya zorlanınca özel bir hastaneye transfer olan Prof. Dr. Alper Demirbaş, böbrek nakli olmayı bekleyen hasta sayısının çığ gibi büyüdüğünü söyledi.

Türkiye’de kronik böbrek hastası sayısının ortalama 60 bin olduğunu dile getiren Prof. Dr. Demirbaş, “Yaptığımız tespitlere göre, 2013 yılında diyaliz tedavisine ihtiyaç duyan hasta sayısı 110 bine ulaşacak. Bu gerçekten korkunç bir rakam” dedi.

Böbrek nakli bekleyen hastalara cevap verilmesi için yıllık 5 bin naklin gerçekleştirilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Demirbaş, “Nakil ihtiyacının bu kadar üst seviyelere çıkmasının nedeni, birikmiş hastanın çok olmasından kaynaklanıyor. Bu ihtiyacı da sadece kadavra bağışlarla çözmemiz imkansız. Bu yüzden biran önce canlı bağış bilincini geliştirerek, hastalara akrabaları yoluyla böbrek nakli yapılmasını sağlamalıyız” diye konuştu.

DİYALİZİN MALİYETİ 1 MİLYAR DOLAR

Nakil olamadığı için diyaliz tedavisi uygulanan hastaların Türkiye ekonomisine maliyetinin 1 milyar dolara ulaştığını kaydeden Prof. Dr. Alper Demirbaş, hasta sayısının artmasıyla bu rakamın da katlanacağını vurguladı. Prof. Dr. Demirbaş şöyle konuştu:

“Diyaliz gerçekten maliyeti yüksek bir tedavi. Binlerce hastanın her hafta en az 3- 4 kez bu tedaviyi uyguladığını düşünürseniz, ortaya çıkan rakamın büyüklüğü her şeyi ortaya koyuyor. Devlet bu tedavileri karşılamak zorunda olduğu içinde bütçeden sürekli para aktarıyor. Ama bundan sonraki süreçte ciddi sıkıntıların ortaya çıkmasını kaçınılmaz olarak görüyoruz. Acilen organ nakli sayısını artırmazsak, Türkiye’nin bütçesi böbrek hastalarının tedavi masraflarını karşılamaya yetmeyecek. Sağlık hizmetleri konusunda yeni bir planma hazırlanması şart. Eğer bunu yapamazsak önce özel diyaliz merkezleri sonrada devlet kurumları hastaların tedavi ihtiyaçlarını karşılama konusunda yetersiz kalacak. Bu olumsuzlukların sonucunda ise toplu ölümler yaşanacak.”


 
Ara
24

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Aralık-24-2008

Türk Kardiyoloji Derneği Kalp Damar Hastalıkları Önleme Proje Ekibi Üyesi Doç. Dr. Meral Kayıkçıoğlu, yumurta sarısı tüketiminin başta kalp damar ile şeker hastalarında, kan kolesterolü yüksek ve ailesinde kalp hastalığı olanlarda zararlı olabileceğini bildirdi.

Kayıkçıoğlu, yaptığı yazılı açıklamada, son günlerde bazı yayın organlarında, başka alanların uzmanlarınca dikkatsiz yorumlara dayanılarak yumurtada kolesterolün abartıldığı, kalp ve damar hastalıklarına yol açmak bir yana, sağlık için çok yararlı olduğu yönünde haberler ve yazıların yayımlandığını hatırlattı.

“Masum görünen bu tür yanlış yayınların Türkiye’de her 100 ölümün 48′inden sorumlu olan kalp damar hastalıklarının yarattığı toplumsal tehlikeyi körüklediğini” kaydeden Kayıkçıoğlu, kalp-damar hastalıklarının en başta gelen ölüm nedeni olduğunu, bu ölümlerin gelişiminde sigara, kolesterol, yüksek tansiyon ve şeker gibi risk faktörlerinin önemli rol oynadığını ifade etti.

Meral Kayıkçıoğlu, özellikle kandaki kolesterol düzeyinin yükselmesiyle kalp-damar hastalık riskinin arttığını, aslında kolesterolün vücutta pek çok fonksiyonda görevli önemli bir madde olduğunu, fazlalığı halinde damar sertliğine yol açtığını bildirdi.

Bu nedenle kolesterolden zengin beslenmenin kalp-damar sağlığını tehdit ettiğine işaret eden Kayıkçıoğlu, konuyla ilgili yapılan çalışmalar ışığında, kalp sağlığına uygun beslenme için erişkinlerde günde en fazla 200 miligram kolesterol tüketiminin önerildiğini belirtti.
Kayıkçıoğlu, yumurtanın uzun yıllardır kolesterol yönünden zengin, kalp sağlığına zararlı beslenmenin sembolü olarak kabul edildiğine dikkati çekerek, bu benimsemenin haksız sayılmaması gerektiğini vurguladı.

Yumurta sarısında ortalama 200-220 miligram kolesterol bulunduğunu, yani bir yumurta sarısı yenildiğinde günlük kolesterol ihtiyacının karşılandığını bildiren Kayıçıoğlu, kalp-damar sağlığını korumaya yönelik güncel kılavuzlarda, yumurta tüketimine yönelik kısıtlama olmadığını kaydetti. Kayıkçıoğlu, şöyle devam etti:

“Bu kılavuzlarda esas olarak günlük alınan kolesterol miktarının 200 miligram ile sınırlanması ısrarla vurgulanmaktadır. Bu miktar, insan vücudunun biyolojik fonksiyonları için yeterlidir. Son günlerde bazı yayın organlarında ‘yumurta aklandı’ gibi haberler, son dönemdeki araştırmalarda günlük yumurta tüketimiyle kan kolesterol düzeyi arasında belirgin bir ilişki saptanamamış olmasından kaynaklanmaktadır. Aslında bu sonuç, çok şaşırtıcı değil. Çünkü kolesterolün tek kaynağı yumurta olmayıp, tüm hayvansal gıdalarda önemli oranda
kolesterol bulunmaktadır. Ancak yumurta tüketimini artırmanın kolesterol düzeylerini belirgin yükseltmese de 20 yıllık izlemde kalp-damar hastalığı ve ölüm riskini artırdığı saptanmıştır. Bu zararlı etki, en fazla şeker hastalarında görülmüştür.

Ayrıca yumurta tüketimi hem şeker hastalığı, hem de kalp yetersizliği riskini de belirgin olarak arttırmaktadır. Bilimsel verilerin ışığında yumurtanın, daha doğrusu yumurta sarısının tüketimi, başta kalp-damar hastalarında, şeker hastalarında, kan kolesterolü yüksek ve ailesinde kalp hastalığı olanlarda zararlı olabilir.”

Bunun “yumurta kesinlikle yenmemeli” anlamına gelmediğini belirten Kayıkçıoğlu, asıl kısıtlamanın günlük gıdalarla alınan kolesterol miktarının 200 miligram ile sınırlanması olduğunu kaydetti. Kayıkçıoğlu, kalp-damar hastalığı riskini azaltmak için sağlıklı beslenme, sigarasız ve spor içeren bir yaşam tarzının benimsenmesi gerektiğini bildirdi.


 
Ara
16

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Aralık-16-2008

İNGİLTERE’de bilim adamları, meme kanseri hücrelerinin vücuda yayılmasını sağlayan enzimi bulduklarını açıkladı.

Londra’da yapılan ve ‘büyük bir gelişme’ olarak değerlendirilen araştırmada, eğer tespit edilen enzimin yayılmasını durdurdan ilaç bulunursa kanser ölümlerinin önüne geçilebileceği ifade edildi. Araştırmacılar, eğer enzim bloke edilirse meme kanseri hücrelerinin vücutta yayılmasının engellenebileceğini söyledi.

Araştırma sonucunu ‘heyecan verici’ ve ‘umutlandıtıcı’ olarak değerlendiren bilimadamları, çalışmanın daha erken aşamalarında olduklarını ifade ederek, enzimi durduran ilacın bulunması halinde kanserin yaylımasının engellenebileceğine işaret ettiler.

The London School of Medicine and Dentictry’den Prof. Dr. Marco Falasca başkanlığında çalışmalarını yürüten ekip ‘PLCg 1’ olarak adlandırılan enzimin meme kanseri üzerindeki rolü ve etkisini araştırdılar. Fareler üzerinde yapılan araştırmanın bulguları, Journal Cancer Research’de yayımlandı. Konuyla ilgili Telegraph’a bir açıklama yapan Prof. Dr. Falasca, yapılan çalışmanın kanserin yayılmasında önemli rol oynayan molekülün tespit edilmesinin yanısıra, bu sürecin durdurulabileceği konusunda da bilgi verdiğini ve bir sonraki büyük adımın bunu hastalar üzerinde denemek olduğunu söyledi.

Bilimsel danışman Dr. Mark Matfield da bu bulguların ardından PLCg1 enzimini durduran ilacın üretilebilmesi için çalışmaların biran önce başlatılması gerektiğini ifade ederek, göğüs kanser hücrelerinin, tespit edilen enzimi üretmesinin engellenmesi halinde hastalığın bir organ ya da bölümden diğerine geçmesinin önlenebileceğini, bunun sağlanabilmesi halinde kanser hastalarının ölümüne sebep olan enzimin vücüttaki yayılmanın durdurulmasının mümkün olacağını belirtti.

The London School of Medicine and Dentictry tarafından yapılan araştırma, Association for International Cancer Research tarafından desteklendi.


 
Kas
26

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Kasım-26-2008

Sorunun cevabı devekuşu sendromunda saklıdır. Aslında böyle bir sendrom mevcut bile değil ve deyim oldukça yeni.

Yeni ama Amerika’da gittikçe daha sık kullanılıyor. Sendromun bir adı daha var: John Wayne Sendromu.  Onu son zamanların uydurma ama gerçeklik payı olan sendromlarından biri gibi de düşünebilirsiniz. Metroseksüel veya überseksüel erkeklerin bu sendroma yakalanma ihtimali daha yüksek. Sendrom neredeyse erkeklere özeldir. İşte devekuşu sendromunun öyküsü.

DEVE KUŞU SENDROMUNA YAKALANMAYIN

Erkeklerin daha yapılı ve güçlü olmalarına rağmen neden kadınlardan daha kısa yaşadıklarının cevabı  bu sendromda gizlidir. Erkekler bütün milletlerde, tüm coğrafyalarda daha genç yaşta ölmekte, daha sık hastalanıp, daha zor iyileşmektedir. Bu durumu açıklamak için pek çok neden var ama sorun aslında biraz biyolojik biraz da erkek tipi davranışsal ve sosyal özelliklerle ilişkilidir.

Erkekler kas ve kemik açısından güçlü görünseler de, poligam, über veya hiper olduklarını iddia etseler de ne yazık ki ciddi bazı biyolojik kusurlara sahipler. Kadınların iki X kromozomu varken, erkeklerde sadece bir tane X kromozomu mevcut.  Yaşamı kısaltıcı kalp hastalıklarına ve belki de bazı kanserlere yakalanmayı kolaylaştırıcı etkisi olduğu ileri sürülen testosteron hormonu erkeklerde kadınlardan (doğal olarak) çok daha yüksek. Ayrıca erkeklerin iyi kolesterol (HDL) seviyeleri kadınlara oranla bir hayli düşük. Erkekler karın çevresinden yağlanmaya, glikoz tolerans bozukluğu ve hipertansiyona yakalanmaya kadınlara oranla daha eğilimliler. Sözün kısası erkekler zaten yapısal olarak damar hastalıklarına yani kalp krizi ve felç gibi sorunlara daha açıklar. Yani birazcık imalat kusurları var!

ERKEK DOĞMAK DAHA RİSKLİ

Erkeklerin riskleri bununla da bitmiyor. İş stresleri daha yüksek, sosyal iletişimleri ise bir hayli bozuk. Arkadaş ve aileden destek alma konusunda oldukça beceriksizler. Duygularında samimi olduklarını, arkadaşlıklarını köklü tuttuklarını söylemek de zor. Kadınlara oranla daha kolay endişelenen, korkan ama daha zor sevinen, zor inanan ve hoşgören, az bağışlayan bir ruhsal organizasyonları var. Ayrıca kadınlardan daha agresifler. Şiddet ve hiddet skorları daha yüksek. Gereksiz riskleri kolayca alabiliyorlar. Sigara ve alkol kullanımı, araçlarda kemer bağlamamak, kondom kullanmamak gibi risk azaltıcı önlemleri pek önemsemiyorlar. Doktorlara hasta olunca bile pek gitmiyorlar. Düzenli tetkik yaptırma alışkanlıkları da kadınlara oranla bir hayli düşük.

DAHASI VAR

Erkeklerin sorunları bunlarla da bitmiyor. Erkekler gereksiz yere risk alma dışında kişisel bakımlarında da oldukça ciddi sorunlar yaşıyor. Bu sorun özellikle orta yaşlarda daha da belirginleşiyor. Kısacası, uzmanlar erkeklerin bu tavırlarını başını kuma gömmüş deve kuşlarına benzetiyor ve bu durumu deve kuşu sendromu diye adlandırıyor. Maço tavırları nedeniyle uslanmaz sigara tüketicisi John Wayne bu sendromun en önemli örneği. Belki de bu nedenle sendromun ikinci bir adı daha var : John Wayne Sendromu.

ERKEKLERE 10 EMİR

Dr. Harvey Simon erkeklere bu sendromdan korunmak için bir yol haritası hazırlamış ve 10 kuralı mutlaka uygulamalarını istemiş. Devekuşu sendromuna yakalanmak istemeyen bir erkekseniz bu öğütleri tutmanızda yarar var.

1. Tütün ürünlerinden uzak durun.
2. Alkol kullanmayın ya da iyice azaltın.
3. Düzenli egzersiz yapın.
4. Doğru beslenin.
5. Stresinizi iyi yönetin.
6. Vücut yağ oranınızı azaltın.
7. Emniyet kemeri takmayı unutmayın.
8. Radyasyon ve ultraviyole kaynaklarından, kimyasal ve çevresel zararlardan uzak durun.
9. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunun.
10. Vücudunuzu dinlemeyi öğrenin. Herhangi bir işaret alırsanız, hemen doktorunuzla görüşün.

ANDROPOZ

Türk toplumu menopozlu kadınlara gösterdiği ilgiyi şimdiye kadar erkeklerden esirgemiştir! Kadınların menopoz dönemi sorunlarını araştıran, çözüm yolları arayan menopoz dernekleri var. Erkeklerin dernek kurmak bir tarafa bu konuda sesleri bile çıkmıyor.

Yaşlanma sürecinin doğal bir parçası olan andropoz aslında birçok erkeği hiç etkilemiyor. Çoğu erkek böyle bir dönemin farkında bile değil. Kas gücündeki azalmayı, karnındaki yağlanmayı, dikkatindeki dağılmayı, uyku sorunları veya kas-kemik ağrılarını başka sebeplere bağlıyor. Bazı erkekler de yaşadığı cinsel sorunları ya normal kabul edip boyun eğiyor ya da saklama telaşına giriyor. Bunun nedeni biraz da sürecin özelliği ile ilgili. Erkekler kadınlarda olduğu gibi tam bir hormonal kesilme yaşamıyor. Erkeklerde yavaş ilerleyen ve yaşlandıkça belirginleşen bir testosteron hormonu kaybı söz konusu. Bu yavaş ama ilerleyici kayıp çoğu kez bir sorun çıkmadan geçiştiriliyor. Erkeklerde de, kaybedilen testosteronun yerine konması mümkün. Bu durum “hormon yerine koyma tedavisi” olarak biliniyor. Hormon eksikliğini gidermede ağız veya cilt yoluyla kullanılan güvenli tablet ve kremler var.

Hormon yerine koyma tedavisi her erkek için gerekli mi sorusunu ürologlar “hayır” diye yanıtlıyor. Prostat kanseri şüphesi olanlarda, prostat büyümesi nedeniyle idrar boşaltmada ciddi sorunlar yaşayanlarda, psikiyatrik problemleri bulunanlarda, karaciğer yetmezliği gibi organ yetersizliği belirlenenlerde testosteron ile yerine koyma tedavisini zararlı buluyorlar. Uzmanlar testosteronu gerekli durumlarda mutlaka kullanıyor.

CİNSELLİK SONSUZA DEK MÜMKÜNDÜR

Bir kez daha hatırlatalım: Cinsellik sağlıklı yaşayan, doğru beslenen, düzenli aktivitesi olan, sigara ve alkol kullanmayan, stres yönetiminde başarılı erkeklerde 80′li yaşlarda bile sorun olmuyor. Bunlar andropoz sorunlarını neredeyse hiç yaşamıyor. Massachusetts Andropoz Araştırmaları’nda bazı fiziksel düşüşler nedeniyle cinsel tatminin yaşlılıkla birlikte azaldığı düşüncesinin yanlış olduğu anlaşılmıştır. İnsanlar yaşlandıkça daha az cinsel ilişkiye girdiklerinden bir algı yanılgısı ortaya çıkıyor. Bu araştırmanın sonuçlarına göre tam tersine, cinsel tatminin kalitesi yaşla birlikte bir miktar artıyor bile. Çünkü yaş cinsellik konusunda bilgi, deneyim ve tecrübe kazanılmasını sağlıyor.

Yaşının getirdiği değişiklikleri kabul eden, hayatı gerektiği gibi yaşayan, değerlendiren erkeklerde andropoz dönemi cinsel güçte ciddi bir azalmaya neden olmuyor. Erkeklik cinsellikle başlamadığı gibi cinsellikle de bitmiyor. Andropozu lütfen bir iktidar savaşı olarak görmeyin.

ANDROPOZ REÇETENİZ

- Kilo fazlalığı sorununuz varsa en kısa zamanda çözmeye çalışın.
- Bir egzersiz programı oluşturun. İşe her gün 30-35 dakikalık sıkı bir yürüyüşle başlayın.
- Protein tüketiminizi kontrol edin. Yeteri kadar protein almıyorsanız, eksiğinizi giderin. Özellikle kırmızı veya beyaz et gibi hayvansal proteinleri yeteri kadar tüketin. Kırmızı eti haftada 2 kez ve yağsız bölümlerinden tüketmenizde fayda var.
- Dinlenmeye, eğlenmeye zaman ayırın. Tatillerinizi iyi değerlendirin.
- Uyku sorunlarınız varsa,  doktorunuzdan yardım isteyin.
- B6, B1 ve E vitaminleri ile çinko desteklerinden istifade edin.
- Yorgunsanız ginseng, ginkgo biloba ve argininden de yararlanabilirsiniz.
- Olumlu, keyifli, eğlenceli biri olmaya gayret edin. Kitap okuyun, sinemaya gidin, briç ve satranç gibi oyunlar oynayın.
- Kullandığınız ilaçları gözden geçirin. Cinsel yaşamı etkileyenleri varsa doktorunuzdan yardım isteyin.
- Testosteron seviyenizi kontrol ettirin.
- Bütün bunlar sorununuzu gidermiyorsa bir uzmandan (üroloji veya endokrinoloji) yardım istemekten çekinmeyin.

UNUTMAYIN

TESTOSTERON AZLIĞININ TEDAVİSİ MÜMKÜN

Testosteron düşüklüğünü “fizyolojik düzeyde kalması koşuluyla” yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak kabul etmek gerekiyor. Ama testosteron seviyesinde beklenenden hızlı bir düşme varsa, nedeni mutlaka araştırılmalıdır. Eğer testosteron eksikliği ile ilişkili ciddi yakınmalar da ortaya çıkmışsa, yaşla ilişkili olsa bile testosteron eksikliğinin tedavisi yapılmalıdır. Testosteron eksikliğinin mevcudiyetini gösteren belirtilerden rahatsızlık duyuyorsanız, problemlerinizi çözmede size yardımcı olabilecek bir uzmanla görüşmenizde yarar vardır. Bir üroloji uzmanı -özellikle androloji konusunda deneyimli olanlar- veya endokrinolog sorununuzu çözme ve yönetmede size daha çok yardımcı olacaktır. Uzman, deneyimli bir hekim ve bilinçli bir hastanın işbirliği testosteron eksikliğini ortadan kaldırır.

BİR BİLGİ

CİNSEL GÜÇ KAYBININ BAŞKA SEBEPLERİ DE VAR

Testosteron hormonunun erkeklerde önemli görevleri var. Cinsel fonksiyonların gelişmesi, korunması ve sürdürülmesi, cinselliğin uyarılmasında bu hormon ciddi bir rol üstlenir. Testosteron eksikliğinde cinsel ilişki isteğinin azalması, cinsel aktivitenin baskılanması bundandır. Testosteron seviyesindeki azalma beklenenden daha hızlı ve yoğun olduğunda erkek cinselliğinde ciddi fırtınalar yaşanır. Hemen belirtelim: Cinsel arzuyu ve gücü etkileyen sadece testosteron hormonu değildir. Ruhsal kökenli hastalıklar (depresyon, akut anksiyete…), yaşanan bazı sağlık sorunları, özellikle hormonal problemler (şeker hastalığı, tiroid bezi hastalıkları, hipofiz bezi hastalıkları), damarsal sorunlar ve metabolizma ile ilişkili problemler de cinsel yaşamı olumsuz yönde etkileyebilir. Bazı ilaçların (antidepresanlar, uyku ilaçları, betablokerler, idrar söktürücüler…) ve besin desteklerinin de (pasion flower) cinsel yaşamın tadını kaçırabileceği biliniyor.



Çin konuşlu fabrikasında Lida turunç filizleri ile üretilmektedir.