Kanda kullanılmayan partikül sayısındaki artış ile kolesterol düzeyi arasında her zaman pozitif bir korelasyon vardır. Kullanılmayan partikül sayısı arttığı sürece kolesterol miktarı kaçınılmaz olarak artacaktır. Partikül sayısı birim alanda artmadan, yani kolesterol normal durumdayken de partiküllerin küçülebileceğini (küçük LDL) daha önce söylemiştik. Bu nedenle damar sertliğine bağlı kalp krizi olaylarının yaklaşık yarısı normal kolesterol düzeylerinde ortaya çıkmaktadır.
Partikül birikiminin ve partikül farklılaşmalarının damarlarımız üzerindeki sonuçları son derece yıkıcı olur. Damar sertliği, buzdağının görünen kısmıdır. Kan damarları dışında kalan alanda birçok doku ve organda da kalsifikasyonlar hızla artabilir. Daha önce değindiğimiz gibi, kandaki fazla ve farklılaşmış partikülleri yok etmek için savunma hücrelerimiz (makrofajlar) zorunlu olarak devreye girer. Makrofajlar kalsiyum salgılayarak partikülleri damarlarda biriktirir ve böylece damar kireçlenmesi, damar sertliği veya ateroskleroz adım verdiğimiz olgu gerçekleşir. Aslında partikül küçülmelerinin, partikül birikimlerinin makrofajlar aracılığı ile tetiklediği kalsifikasyonlar bütün organ ve dokularda oluşabilir. Bu durum şimdilik madalyonun sadece bir yönüdür. Madalyonun diğer yönünü, steroid eksiklikleri konusunu daha önce ele almıştık zaten.
Genetik kolesterol yükselmelerini kavramak, genetik olmayan kolesterol yüksekliklerinin anlaşılması için gerçekten çok önemlidir. İşte bu nedenle genetik kolesterol üzerinde biraz detaylı durmamız, genetik kolesterol yüksekliği olan insanlara her zaman söylenenlerden farklı bir şeyler söylememiz, onlara bir parça da olsa umut vermemiz gerekiyor.



