Lida Yosun Jeli Lida Meizi Çay

 
Ara
17

    

Can sıkıcı diyetler ve zaman kaybettirici sporlar ile kilo vermek sadece sıkıntı yaratır. Fakat lida kapsülelleri ile kilo vermeyi deneyebilirsiniz. Fazla kilo derdinden kısa sürrede kurtulabilmek için mutlaka lida zayıflama kapsüllerini kullanabilirsiniz. İdeal kiloya ulaşabilmek için mutlaka denemelisiniz.

Kanıtlar konusunda pek fazla tartışma bulma durumu kesinlikle enderdi. Bu, çok karmaşık görülüyordu ve doktorlardır. Açıklamaya kalktıklarında sıklıkla konuşmaları kesiliyor ya da daha kötüsü, onların açıklamaları ‘bilim göstermiştir’ gibi kaygılanacak bir şey olmadığı yönünde ağırbaşlı ifadeler içine sıkıştırılıyordu.

Vücudunuz için yararlı harika egzersiz planı ile kilo vermeyi deneyebilirsiniz. Sağlık bir diyet ve egzersizler kilo vermek için tercih edilen en doğal zayıflama yöntemleridir.

Bu bilgi vermeyen dışlama, stres altındaki anne babaların duygusal kaygılarına karşı verilen yanıttı. 2002 yılının sonuna yaklaşırken işler gerçekten garipleşti. Daily mail ve daily telegraph gibi bazı gazeteler, mmr’ı yoğun politik kampanyalarının odak noktası yaptı ve wakcfıeld’in güzelleştirilmesi bir tür doruk noktasına ulaştı. Lorraine fraser, telegraph’da onunla özel bir röportaj yaptı ve kendisini ‘korkularının görmezden gelindiğini hisseden hastaların şampiyonu’ olarak nitelendirdi.

Kendisi bir sonraki yıl da bir düzine benzer yazı üretti (ödülü, ingiliz basını yılın sağlık yazarı [2002] seçilmesiyle geldi. Bu, almayı beklemeyeceğim bir madalyadır. Justine picardie, telegraph saîurday dergisi için wakefield hakkında evinin ve ailesinin de konu edildiği görkemli bir fotoğraflı haber yaptı. ‘Andy, ofistik çocuğu olan ailelerin parlak saçlı, yakışıklı kahramanı’ diyor bize. Aile nasıl? ‘Hoş, canlı bir aile. Arkadaş olmaktan memnun olacağınız türden bir aile. Dinleme cihazları yerleştiren ve hasta çalan gizemli güçlere karşı koyan’ derken ‘belirgin olarak açıklanamayan’ hırsızlıkları kayda geçiriyor.


 
Nis
13

    
Posted (admin) in Genel Beslenme, Sağlıklı Yaşam on Nisan-13-2010

C vitamini sağlığınız için mucizevi etkilere sahiptir. Yalnızca serbest radikal hasarı Önleme konusunda değil; kolejen üretmemize de yardımcıdır.

C vitamini suda eridiği için (vücudunuz depolayamaz) günlük olarak yeniden doldurmak gereklidir. 25 yaşın altındaki hastalarda, günlük minimum 1000 miligram C vitamini öneririm. Daha yaşlı hastalara, fazla stres altındakilere, sigara içenlere daha yüksek doz öneririm. Ortalama 50 yaşındaki bir hasta günde 3000 ile 5000 miligram arasında C vitamini almalıdır.

Eğer aldığınız C vitaminini artırıyorsanız bunu yavaş yavaş yapmak en iyisidir. Fazla doz, mide barsak sisteminde sorun çıkartabilir; eğer mide barsak sisteminizde herhangi bir rahatsızlık hissederseniz vücudunuz alışana kadar dozu düşürün ve C vitaminini haftalara yayılan şekilde dereceli olarak artırın. Dozları gün boyunca böldüğünüzden emin olun ve yemeklerden 20-30 dakika Önce alın.

Ayrıca askorbil palmitate (vitamin C ester) denilen ve yağda eriyen bir çeşit C vitaminini de tavsiye ederim. Günlük 500 miligram her yaş grubu için yeterli miktardır.


 
Oca
31

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-31-2009

ERCİYES Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi diyetisyenlerinden Melek Oğuzhan, stresin sadece ruh sağlığına zarar vermediğini, vücudun bağışıklık sistemini bozarak hastalıklara zemin hazırladığı söyledi, “Strese girdiyseniz, hastalanmamak için beslenmenize özen gösterin” dedi.

Diyetisyen Melek Oğuzhan, stresle baş edebilmek ve vücuda vereceği zararı minimuma indirebilmek için hayata pozitif yaklaşmanın, yeterli ve dengeli beslenmenin, düzenli egzersiz yapmanın ve yapılacak işleri daha önceden planlamanın gerekliliğini vurguladı. Oğuzhan, stresin vücuda etkisi ile ilgili şunları söyledi:

“Çeşitli nedenlerle ortaya çıkan stres, insan sağlığını bozarak bağışıklık sistemini zayıflatmakta, hastalıkların ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Kısa vadede gözle görülür zarar vermeyen stres, genel manada vücuttaki işleyişi bozarak sindirim sistemi hastalıklarına, kalp damar hastalıklarına, sinir sistemi bozukluklarına yol açmaktadır. Gerginlik ve stres sonucunda gerek salgılanan hormonlar, gerekse de şekerli ve yağlı gıdalara eğilimin artması sonucunda ise vücut şekli değişmektedir. Streste aşırı salgılanan kortizol hormonu ile yağlar enerji sağlamak için yer değiştirir ve daha çok göbek çevresinde ve karaciğerde birikir. Bu tür yağlanma da kalp, damar ve diyabet gibi kronik hastalıklara davetiye çıkarır. Stres modern çağın bir gerçeği olduğuna göre, yapılması gereken böyle dönemlerde vücudu en iyi şekilde desteklemektir. Yeterli ve dengeli beslenme vücudun stresle mücadele etmesinde ve stres sonucu zayıflayan bağışıklık sisteminin güçlenmesinde çok önemli bir yere sahiptir.”

Kişinin stres altındayken beslenmesine daha çok dikkat etmesi ve öğün atlamaması gerektiğini vurgulayan Oğuzhan, streste düzenli beslenmenin yollarını şöyle dile getirdi:

“Yiyecek çeşitliliği sağlanmalı, her öğünde 4 besin grubundan (et, süt, tahıl, sebze- meyve) bir ya da birkaç besin seçilerek yeterli miktarda tüketilmelidir. Doymuş yağ ve kolesterol içeriği yüksek besinlerden uzak durmalı, kızartma yerine fırında ve buharda pişmiş besinler tercih edilmelidir. Kola, alkol, sigara, çay ve kahveden uzak durulmalıdır. Çünkü bu tür içecekler, stres hormonlarının salgılanmasına ve stresin şiddetinin artmasına neden olur. Alkolün sakinleştirici değil, anksiyeteyi artırıcı etkisi tespit edilmiştir; bu nedenle sıklığına ve miktarına dikkat edilmelidir. Bu içecekler yerine meyve çayları, ıhlamur, kuşburnu, havuç, zencefil suyu veya çayı tercih edilmelidir. Papatya çayının da beyin ve sinir sistemi üzerinde sakinleştirici etkisi vardır. Su tüketimi yeterli olmalı; günde 8- 10 bardak su içilmelidir.”
Haftada 2- 3 kez balık tüketilmesinin de son derece yararlı olduğunu kaydeden OĞuzhan şöyle devam etti:
“Araştırmalarda balığın içerdiği Omega- 3 yağ asitlerinin stres riskini azalttığı tespit edilmiştir. Stresle birlikte vücudun C vitamini ihtiyacı da artmaktadır. Bu nedenle meyve ve sebze tüketimi yeterli olmalıdır. Öğlen ve akşam mutlaka yeşilliklerden zengin salata tüketilmelidir. İçeriğindeki fotokimyasalların sakinleştirici etkisi mevcuttur. Özellikle sakinleştirici etkiye sahip besinleri kavun, karpuz, bal kabağı, salatalık, kabak, taze soğan, maydanoz, çilek, muz, yoğurt, limon suyu ve taze sıkılmış meyve suları olarak sıralayabiliriz. Stresin yıprattığı bağışıklık sistemini güçlendirmek için çinkodan zengin deniz ürünleri, et ve yumurta da yeterli alınmalı, haftada 2- 3 kez kurubaklagil tüketilmelidir.”


 
Oca
06

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-6-2009

Cilt yaşlanmasının hızını sadece genetik mirasınız belirlemez. Cildinizin nasıl yaşlanacağına yalnızca genleriniz karar vermez. Dış etkenler yani çevresel yaşlanmanın etkileri çok daha önemlidir.

Cilt yaşlanması diğer organlardan farklıdır.  Cilt sadece içten değil, dıştan da yaşlanır.  Vücudunuzun en büyük organını, cildinizi diğer organlardan ayıran başlıca fark onun dış etkilere de açık olmasıdır. Kalbiniz, karaciğer veya akciğeriniz dış ortamın ısısından ya da nem değişikliklerinden habersizdir. İç organlar havanın yağmurlu, karlı, rüzgarlı, kuru veya rutubetli olmasından etkilenmezken, cildiniz bütün bu değişimlerin tam ortasında kalır. Hem içten hem dıştan yaşlanır. İç dünyanızın dışında hava kirliliği, fabrika dumanları, endüstriyel buharlar, sigara, egzoz gazları da cildinizi etkiler.

Araştırmalar, yaşlanmaya bağlı cilt sorunlarının %80-90′ının çevresel zararlardan meydana geldiğini gösteriyor.  Genetik faktörler ve diğer içsel etkenlerde önemli ama onların gücü %20′yi geçmiyor.  Eğer etkin bir “yaşlanma yavaşlatıcı program” uygulamak istiyorsanız çevresel yaşlanmayı öğrenmeli ve önlemeyi iyi bilmek zorundasınız.  Çevresel faktörlerin oluşturduğu cilt yaşlanmasını nasıl önleyeceğiz sorusu yanıtlanması gereken en önemli problemdir.  Bu sorunun alt başlıklarına güneşten koruyucu önlemleri, sigara içmeyi ve vücudunuzun antioksidan kapasitesini yükseltmeyi eklemeniz gerekiyor.

Güneş ışınlarından korunmak, riskli saatlerde güneşlenmemek, koruyucu giyecekler, aksesuarlar (güneş gözlüğü, şapka, güneş şemsiyeleri…)  kullanmak ve gün ışığı olan her saatte, cildin görünen kısımların yüksek koruma faktörlü ürünler ile korumak bu mücadelenin ayrılmaz parçalarıdır.  Özellikle en az 10-15 koruma faktörlü cilt ürünleriyle cildinizi yaz-kış korumayı unutmamanız gerekiyor. Özellikle güneşe çok fazla maruz kaldığınız dönemlerde (güneşlenirken, kayarken, açık havada yürürken…) cildinize yüksek koruma faktörlü ürünlerle yardımcı olmalısınız.  Cilt ürünlerini seçerken “koruma faktörlü olanları” tercih etmeli, cildinizi antioksidan kremlerle desteklemelisiniz.

ÇEVRESEL YAŞLANMAYI NASIL YAVAŞLATABİLİRİZ?
GÜNEŞ: En etkili yaşlandırıcı ve birinci suçludur

Özellikle güneş cildi yaşlandıran “dış zararlılar”ın başında yer alır. Dünyamızın en önemli ısı ve ışık kaynağı olan güneş ışığındaki ultraviyole (UV)  ışınları cilt hücrelerinin en önemli düşmanıdır. Etkiledikleri her cilt hücresinin duvarında, organcıklarında ve özellikle DNA’sında çok ciddi zararlar oluşturur.  Öyle ki bu zararlar fark edilmediği takdirde solar keratoz adı verilen lezyonlara ve hatta cilt kanserine bile yol açabilir. Kontrolsüz, uzun süreli, yoğun ve korunmasız güneşe maruz kalmak cildin en etkili yaşlandırıcısıdır.

UYARI !
” Çocukluk döneminde ciltte su toplamalara yol açabilecek kadar güneş yanıklarına maruz kalan kişilerde ilerde cilt kanseri riski daha fazladır.
” 16 yaşın altındaki çocukların cildi daha ince ve hassas olduğundan güneşten korunmalarına özellikle önem vermelidir.
” Solaryum ve bronzlaştırıcı kremlerden sakının.

ÖNLEM :

” Güneş ışınlarının dik geldiği saatler olan 11:00-15:00 arasında dışarıda uzun süre kalınmamalı
” Güneş koruyucu bir ürün güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmeli ve her iki saatte bir tekrarlanmalı
” Şapka, koruyucu giysiler ve UV korumalı gözlük kullanılmalı
” Her mevsimde UV ışınlarına karşı önlem alınmalı
” Kış aylarında en az 15 SPF, yaz aylarında cilt tipine göre 30-50 SPF içeren bir ürün kullanılmalı
” Antioksidan içeren meyve ve sebzeler tüketilmeli
” Günde en az 8 bardak su içilmeli
” Antioksidan içeren nemlendiriciler kullanılmalı
” Antioksidan, vitamin ve mineraller içeren besin destekleri kullanmalı

BEBEKLERİN CİLDİ MÜKEMMELDİR

Bebeklerin ciltleri mükemmeldir.  Yumuşak, kıvamlı, sıkı, nemli ve pürüzsüzdür.  Bebeklerle çocukların “cilt yaşı ortaklığı” on beş, on altı yaşına kadar devam eder. Bunun nedeni çevresel yaşlanmanın cildi henüz etkilememiş olmasıdır.  On beş on altı yaşlara doğru gençlerin yolları yavaş yavaş ayrılmaya başlar.   Ergenlik sivilceleri ile yapılan mücadelelerin başarısı cilt yaşlanmasını belirleyen etkenlerin başında gelir.  Yirmili yaşlara gelindiğinde yol ayrımı iyice belirginleşmiştir.  Sigara kullanıp kullanmamak, yoğun ve uzun süreli olarak güneş ışınlarına maruz kalıp kalmamak, güneşten koruyucu ürünlerden yararlanma becerisi, “solaryum zararlısı”na maruz kalıp kalmamak ve az da olsa cilt bakımında dikkatli davranmak yol ayrımının önemli belirleyicileridir.

CİLT YAŞINIZI BİLİYOR MUSUNUZ?

Farklar otuz-otuz beşli yaşlar dönülünce ortaya çıkacaktır.  Onuncu mezuniyet yılı balosunda bazı arkadaşların daha genç kaldığı, bazılarının beklenenden daha hızlı yaşlandığı mutlaka konuşulacaktır!  Cilt yaşlanması ile ilgili köklü farkların ve dedikoduların başladığı yıllar ellili yaşlar yani yirmi beş-otuzuncu mezuniyet yılı toplantılarıdır.  Bu yaşlarda cilt yaşlanması yönünden yollar çoktan ayrılmış, bir kısım arkadaşlar hala genç kalırken diğerleri fazlaca yaşlanmıştır.   Bu farkın nereden kaynaklandığını öğrenmek istiyorsanız bu kitabın size yardımcı olabileceği umudunu taşıyoruz.

BİR ÖNERİ
GÜNE GÜNEŞ KORUYUCU ÜRÜNÜNÜZÜ SÜREREK BAŞLAYIN!
Yaşlanma etkilerini azaltmak istiyorsanız her yeni güne başlarken güneş koruyucu sürmeyi ihmal etmeyin. Unutmayınız ki en değerli giysiniz cildinizdir.  Eviniz güneş alıyorsa, evdeyseniz bile, güneşten korunun. Pencere camını UV korumalı filtre içeren camlarla değiştirilebilirsiniz. Güneşten gelen zararlı ışınları süzme görevini yerine getiremeyen ozon tabakasındaki delinme nedeniyle güneş artık daha zararlı olmaya başladı.

SPF (Sun protection factor =güneş koruma faktörü) arttıkça ürünün cildi güneşten koruma etkisi de artar. Cildiniz normalde 20 dakikada yanıyorsa SPF 15 ile 300 dk (5 saat) da yanarsınız.

ULTRAVİYOLE NEDİR?

Güneşten gelen ışınlardan 400nm altındaki dalga boyunda olanlara ultraviyole ışınları denir.
UV ışınlarının bizi ilgilendiren iki tipi vardır. UVA ve  UVB . Uzun dalga boyunda olan UVA ( 320-400nm ) derinlere nüfus ederek cildin esnekliği üzerinde kalıcı zararlara yol açar. Kısa dalga boyunda olan UVB( 290-320nm)  ise cildin dış tabakalarında yanmaya yol açar, cildi yaşlandırır ve cilt kanseri gelişiminde rol oynar. Güneş koruyucu ürünler, UVA ve UVB ışınlarının her ikisine de koruyucu etki sağlamalıdır. Atmosferimize güneşten gelen ışınların süzülerek gelmesini sağlayan ozon tabakası son yüzyılda gelişen teknolojilerle beraber oluşan gazlardan dolayı darbe almış ve artık eskisi kadar görevini yapmaktadır. Bundan dolayı daha fazla korunmaya özen göstermek zorundayız.

Güneş cilde ne yapıyor?

Yaşam kaynağımız olan güneş olumlu etkileri yanı sıra olumsuz etkiler de taşır. Güneş kendimizi mutlu hissetmemizi sağlar, güneş sayesinde derimizden D vitamini sentez ederiz, bronzlaşınca kendimizi daha güzel hissederiz. Ancak bronzlaşmanın bedelini yıllar geçtikçe ağır bir şekilde ödemek zorunda kalabiliriz.

Güneş yanığı, cildin yaşlanması ve kanser başta olmak üzere ciltte gördüğümüz değişikliklerin en birinci nedeni UV ışınlarının ciltteki melanin, hemoglobin ve DNA gibi kromoforlar tarafından emilmesi (özellikle DNA nın UVB yi emmesi) ve sonuçta bu kromoforların hasar görmesidir.  UVB üst derideki melanin  ve DNA  tarafından emilir ve güneş yanığına yol açar. UVA ise alt derideki damarlardaki hemoglobine bağlanır. Burada oluşan kimyasal maddeler kollagen ve elastik liflere zarar vererek cildin yaşlanmasını hızlandırırlar.
Su toplamaların ve soyulmaların görüldüğü güneş yanıklarında hasar daha fazla oluşur. DNA’nın gördüğü hasar büyük oranda tamir edilir ama bazı kalıcı bozukluklar yaşanabilir. Bu bozukluklar zamanla birikir ve yavaş yavaş cildin yaşlanmasına veya kontrollü büyümeyi etkileyen bir bozukluksa cilt kanserine yol açabilir. UV ışınları en çok açık tenlileri, çilli ve kızıl saçlıları etkiler.

Güneşe bağlı yaşlanma belirtileri
” Kuru ve mat bir cilt
” Derin kırışıklıklar
” Elastikiyet kaybı
” Gözeneklerde açıklık
” Düzensiz kahverengi lekeler
” Kılcal damarlarda artış
” Ciltte incelme
” Morarmalar
” Üzerinde pütürler olan kızarıklıklar ( aktinik keratozlar)
” Deri kanserleri

BİR ARAŞTIRMA:

New York’tan plastik cerrah Darrick Antell, tek yumurta ikizleri üzerinde yaptığı araştırmasında güneş ışığının rolünün kalıtımdan daha önemli olduğunu bulmuştur. İkizlerden güneşe çok az çıkan kardeşler, çok fazla güneş altında kalan ikizlerine göre daha az kırışıklığa ve daha genç görünüme sahip bulunmuşlardır.

BİR BİLGİ:

Soler Keratozlardan Cilt kanseri Gelişebilir !

Soler keratozlar  ciltte güneş hasarının bir göstergesidir. 40 yaş üzerindeki kişilerde özellikle güneşe açık bölgelerde , kızarık veya kahverengi renkte, üzerinde pütürler veya kabuklanmalar olan , kabukları kaldırınca kanayabilen lekeler şeklinde görülürler. Genelde burun üzerinde ,alında , yanaklarda , dudaklarda , ellerde ve erkeklerde saçsız olan baş bölgelerinde görülürler. Zamanla bunların bazılarından cilt kanseri olan epidermoid karsinom gelişebilir. Bu nedenle bu tip bir cilt sorunu fark edildiğinde  dermatoloji uzmanına muayene olunması gerekmektedir. Soler keratoz tedavisinde bazı kremler ,  kriyoterapi ve laser yöntemleri  etkili olmaktadır. Ayrıca güneşten koruyucu önlemler de çok önemlidir. Gereken tedavi uygulandığında ve önlem alındığında cilt kanseri gelişimi önlenebilir.

BİR TEST:  BİLEĞİNİZE BAKIN!

Eğer dış etkenlerin ne kadar önemli olduğunu öğrenmek istiyor,”çevresel yaşlanma”nın ne kadar önemli olduğunu gözlerinizle de teyit etmeyi arzuluyorsanız,  “bilek testi”ni deneyin!  Bunun için bilek bölgesindeki cildinizin dışı ve içine bakmanız yeter.  Bileğinizin dışında gördüğünüz manzara derinizin dış etkenlere bağlı yaşlanmasıdır.  Bileğinizin iç kısmı ise sadece içsel yaşlanmanın sonucudur.  Aradaki farkın ne kadar ürkütücü olduğunun farkında mısınız?  Cilt yaşlanması ile mücadelede çevresel yaşlanmanın ne kadar önemli bir faktör olduğunu bu küçük test size yeteri kadar anlatmış olmalı!

Eğer cilt yaşlanması ile etkili bir şekilde mücadele etmeyi düşünüyorsanız çevresel yaşlanmayı yavaşlatmak zorundasınız.  Bunun için işe güneş ışınlarından korunmak ve sigara dumanından (ister kendiniz için ister duman altı olun) uzak kalarak başlamalısınız.  Mümkün olduğu kadar temiz bir çevrede yaşamaya çalışmalı, hava kirliliğinden, egzoz dumanından cildinizi uzak tutmalısınız.  Bu koruma çemberinin içine mümkünse ısı ve nem değişikliklerinden korunmayı da almaya çalışmalısınız.  Eğer çevresel etkilere fazlaca maruz kalan biriyseniz cildinizi çevresel yaşlanmadan koruyan “ilaç gibi ürünler” ile korumaya almalısınız.

UZAK DURUN!
” Güneş
” Sigara
” Alkol
” Kirli hava
” Egzoz dumanı
” Dengesiz beslenme
” Fast food gıdalar
” Katkı maddesi içeren yiyecek ve içecekler
” Olumsuz düşünceler
” Aşırı kahve, siyah çay ve cola
” Yanlış cilt ürünleri
” Çok mimikli konuşmak
” Üç beyazdan (tuz, şeker ve un ) kaçının.

YAPIN!

” Yaz -kış hergün güneşten koruyucu bir ürünle cildinizi koruyun
” Sigara içmeyin, içilen ortamlarda bulunmayın, içiyorsanız bırakın
” Alkolü alışkanlık haline getirmeyin, 1-2 kadeh şarap içebilirsiniz ama yerine üzüm veya başka meyve suları tercih etmeniz daha sağlıklı
” Kirli havalarda dışarıda dolaşmayın, temiz havada yürüyüş yapın
” Egzoz gazı solumamak için trafikte fazla kalmamaya bakın
” Cildinizi hergün temizleyin, nemlendirin
” Olumlu düşünün, gülümseyin
” İyilik yapın, mutlu olun
” Günde en az 5 saat uyuyun
” Sırtüstü yatın
” Daha çok meyve ve sebze yiyin
” Daha çok balık tüketin
” Sık kilo alıp vermeyin
” Doktorunuzun size önerdiği antioksidan ve besin desteklerini kullanın( kendiliğinizden almayın)
” Yaz-kış güneş gözlüğü kullanın
” Görme kusurunuz varsa gözlük kullanmayı ihmal etmeyin
” Günde 8 bardak su için
” Sosyal ortamlarda bulunun
” Daha çok dost edinin
” Yeşil çay için
” Üzüm ve nar yiyin

İKİNCİ FAKTÖR: İÇTEN GELEN YAŞLANMA…

DOĞAL YAŞLANMAYI EN ÇOK GENETİK MİRAS BELİRLER

Cilt yaşlanmasının bir nedeni de içsel yaşlanmadır.  Siz yaşlandıkça (diğer organlarınız gibi) cildiniz de yaşlanacaktır.  Cilt hücreleriniz eski güç kabiliyetlerini kaybedecektir.  Yaşınız ilerledikçe gençliğinizdeki o sıkı, nemli, gergin, pürüzsüz ve ipeksi cilt görünümünüzü kaybetmeniz doğaldır.  Buna asla üzülmemelisiniz.  Cildinizin sağlam bir örtü, çok güçlü bir koruyucu kılıf olduğunu düşünmemelisiniz.  Cildiniz de kalbiniz, böbreğiniz, beyniniz gibi doğal yaşlanmadan nasibini alacaktır.  Nasıl ki yaşlanan beynin biraz unutması, yaşlı bir kalbin kanı eskisi gibi güçlü pompalamaması normalse yaşlanan cildin de biraz kırışıp kuruması, gevşeyip sarkması olağandır.

Vücut ağırlığınız neredeyse %15′i kadar bir bölümü oluşturan bu kocaman organın müthiş bir damar ve sinir ağı ile desteklendiği yağ bezleri, ter bezleri ve tüy kökleri ile olağan üstü bir organizasyon içinde çalıştığını bilirseniz siz yaşlandıkça onun da yaşlanmasını hoş karşılarsınız.

CİLT YAŞLANMASININ YOL HİKAYESİ…

Cildinizin şanssızlığı fazlaca göz önünde bir organ olmasındadır.  Renginde, kıvamında ve nem oranında oluşan değişikliklere görerek, dokunarak hemen farkına varırsınız.  Eğer yaşınız ilerledikçe cildinizin üst tabakasında yer alan ölü deri hücrelerin daha yavaş atıldığını ve bu nedenle sertleştiğini, ölü tabakanın yaşlandıkça inceldiğini ve su kaybettiğini, yaşlanan, incelen üst tabakanın alt tabakayı koruma görevini aksatır hale geldiğini, yaşlanan derinin bazı bölgeleri daha fazla pigment üretirken diğer bölgelerinin melanin pigmentini üretmekte güçlük çekebildiğini ve bütün bunları yaşlılık lekelerine açık-koyu farklı renkte bölgelere sebep olduğunu bilirseniz, cildinizde içsel yaşlanmaya bağlı değişimleri daha kolay anlarsınız.

BİR BİLGİ

Normalde derinin  kendini yenileme süresi 26-42 gündür. Yaşlandıkça bu süre uzar. Alfa hidroksi asitler, retinol gibi ürünler cildin yenilenme süresini hızlandırarak gençleştirici etki sağlamaktadırlar.

DAHASI VAR!

İçsel yaşlanmanın cildinizde yaptığı değişimler yukarıda anlatılanlarla sınırlı değildir.  Yaşınız ilerledikçe yaşlanmış, sertleşip daralmış damarlarınız, cildinize daha az besin ve su taşımaya, cildinizi ürettiği atıklardan daha zor kurtarmaya başlar.  Kısacası cildin beslenmesi de temizlenmesi de bozulur. İçsel yaşlanma cildinizin bağışıklık gücünü de zayıflattığından onu enfeksiyonlara ve kanserlere karşı korumasız bir hale getirir.  Ayrıca, yaşlanan cildin su tutma yeteneği de önemli derecede zarar görür.  Cildin dolgusunu oluşturan ve glycosaminoglycanlar (GAG’lar) bilenen ara maddelerin üretiminin azalması cilt yaşlanmasının diğer tetikleyicisidir.  GAG’lara siz su tutan ya da su çeken moleküller de diyebilirsiniz.  Bu “su sever moleküller”in bazıları (hyalüronik asit gibi) kendilerinin bin katı su tutma yeteneğindedir.  Cildin nemi-suyu azaldı mı, cilt yaşlanması birdenbire hızlanır.  Nem cildin her şeyidir.  Kuruyan, nemsiz kalan, susuz kalan her cilt hızla buruşup kırışır.

KOLLAJEN VE ELASTİN DE YAŞLANIYOR

Cilt yaşlandıkça, yalnızca aradaki dolgu malzemesi değil cildi bir arada tutan iskelet sistemi de yaşlanır.  Cildin iskeletini oluşturan lifler kollajen ve elastin isimli moleküllerdir.  Bunlar cildinizi bir ağ gibi sarıp sarmalayan ona sıkılık, esneklik, uyum kabiliyeti ve sağlamlık sağlayan başlıca desteklerdir.  Siz yaşlandıkça kollajeni ve elastini üreten hücreler de yaşlanır.   Cildin iskelet sisteminde önemli değişimler ortaya çıkar. Özellikle elastin lifleri orta yaşlara doğru hızla bozulmakta, kalınlaşıp kıvrılmakta, sertleşip dağınık ve parçalı bir yapıya dönüşmektedir.  Elastin liflerindeki bu doğal yaşlanmayı güneş ışınları daha da hızlandırmaktadır.  Cildinizin güneşe maruz kalan bölümlerinin daha kalın ve bozulmuş bir hale gelmesi bundandır.  Aynı değişimler kollajen liflerinde de görülür.  Siz yaşlandıkça bu lifler de kalınlaşacak, bükülmeler, yığılmalar gibi bozuşmalara uğrayacaktır.  Kısacası içsel yaşlanmanın cildinizin destek dokusu ve iskeletinde yaptığı değişimlerin hikayesi bir hayli uzundur.  Yaşlanma, cildinizi oluşturan karmaşık organizasyonu pek çok yönden bozar.

YAŞLANAN CİLTTE NELER OLUYOR?
Nem oranı azalıyor.
Kollajen lifler kalınlaşıp, kırılganlaşıyor.  Sayısal kayba uğruyor.
Elastin lifleri yapısal olarak değişiyor ve bozuluyor.
Bu iki lifi üreten cilt hücresi fibrobilastların sayısı azalıyor.  Yetenekleri bozuluyor.
Ara madde üretimi ve destek dokusu bozuluyor.
Damarlar zayıflıyor ve görünür hale geliyor.
Bağışıklık hücreleri azalıyor.
Renk üreten hücrelerin dengeleri bozuluyor.
Cilt yüzeyindeki ölü tabaka incelip, güçsüzleşiyor.

CİLDİNİZ YAŞLANDIKÇA…

Kuruyor, pullanıyor, kalınlaşıyor.
Çiller, siyah noktalar, kırmızı lekeler ortaya çıkıyor.
İleri yaşlarda yaşlılık lekeleri beliriyor.
Mimik çizgileri (alında, kaş çatağında, yanaklarda) beliriyor.
İnce çizgiler ve kırışıklıklar meydana çıkıyor.
Göz çevresinde ince çizgiler, kaz ayakları ortaya çıkıyor.
Dudak üzerinde çizgiler, buruşmalar beliriyor.
Ben veya urlar ortaya çıkabiliyor.
Derin çukurlar ve sarkmalar meydana geliyor.
İnce damarsal yapılar ortaya çıkıyor.
Ciltte morarmalar ve kanamalar daha kolay oluşuyor.

ÜÇÜNCÜ NEDEN: RUHSAL YAŞLANMA

RUHUNUZ GENÇSE CİLDİNİZ DE GENÇTİR!

Cildiniz sadece genetik ve çevresel etkenlerle yaşlanmaz.  Cildi yaşlandıran bir diğer faktör de ruhsal yaşlanmadır!  Yani cildi yaşlandıran önemli bir faktör daha var ve ne yazık ki biz onun farkında bile değiliz: Ruhsal yapılanmamız, iç dünyamız!  Ruhsal yaşamınızda olup bitenler cildinizi derinden etkiler.  Cilt yaşlanması ile ilgilenen uzmanların ortak fikri cildi yaşlandıran şeylerin cildinizden çok daha derin bir yerde, beyinde gizlendiğidir.  Gözlemler, stresi düşük, uykusu iyi, olumlu yanı çok, kahkahası bol, korkusu endişesi az, umudu bol bir yaşam sürenlerde cilt yaşlanmasının geciktiğini gösteriyor.  Olumlu ve hoşgörülü insanlarda cilt yaşlanması yavaşlıyor.  Cilt, stresten, hiddet ve öfkeden, mutsuzluktan, hüzünden, korku ya da endişeden hiç ama hiç hoşlanmıyor.  Ruhsal yönden aşırı gelgitler yaşayanlar, kendini ifade etmede zorlananlar, gerginlik ve kasılmalarını fazlaca abartanlar daha hızlı bir cilt yaşlanması ile karşı karşıya kalıyor.


 
Ara
30

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Aralık-30-2008

Çoğu insan sinirlendiğinde, stres yaşadığında öfkesini kontrol edemez. Peki bu durumla başa çıkmanın bir yolu yok mu? İşte cevabı.

NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Merkezi’nden Uzman Psikolog Neşe Özkarslı, şiddet eğilimi, agresyon, öfke duygusu gibi yıkıcı ve olumsuz duyguların herkeste olduğu gibi doğuştan olduğunu belirterek şu bilgileri verdi:

“Eğitim, kültür, sosyal etkilenmelerle davranışa dökülür veya kontrol altında tutulabilir. Tabi bu etkilenmelere ruhsal sebepleri ve kişilik özelliklerini de eklemek gerekmektedir. Genellikle ruhsal etkilenmeler değişen duygu durumuna veya kişinin kendisini tehdit altında hissetmesine bağlı olmaktadır. Bu kendisinin bedenini, fiziksel bütünlüğünü korumak yada kişisel bütünlüğünü korumak için olabilmektedir. Kişisel bütünlük ise saygı görme, değer bulma, varlığının kabulü gibi tekel ihtiyaçlar olmaktadır. Hatta bu ihtiyaçlar diğer ihtiyaçlardan daha fazla önem taşıdığı bilinmektedir. Saygı görmediğini, varlığının kabul edilmediğini, aşağılandığını düşünen kişiler çok daha fazla şiddet eğilimi gösterebilmektedir.

Silah kullanan, silahlı görevi olan veya ruhsatı olan kişilerin belli zaman periyotlarında ruhsal muayenelerden geçmeleri ihtimal kazaları en aza indirmek ve üzücü olaylarla karşılaşmamak adına gerekli olduğunu değerlendirmeliyiz.  Tespit edilecek herhangi bir ruhsal sorun yada öfke kontrolsüzlüğü uzmanlar tarafından değerlendirilip kısa süreli tedaviler ve takiplerle kontrol altında tutulması önemlidir.”



Çin konuşlu fabrikasında Lida turunç filizleri ile üretilmektedir.