<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Orjinal Lida &#124; Sağlıklı yaşam ve sağlıklı zayıflama haberleri &#187; stres</title>
	<atom:link href="http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/tag/stres/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam</link>
	<description>Sağlık ve Zayıflama / Diyet Haberlerinin Bulunduğu Ek.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Sep 2010 13:59:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>C Vitamini ve Faydaları</title>
		<link>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/c-vitamini-ve-faydalari.html</link>
		<comments>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/c-vitamini-ve-faydalari.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Apr 2010 19:18:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[C vitamini]]></category>
		<category><![CDATA[Daha yaşlı hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[Fazla doz]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[Vitamin C Ester]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/?p=905</guid>
		<description><![CDATA[C vitamini sağlığınız için mucizevi etkilere sahiptir. Yalnızca serbest radikal hasarı Önleme konusunda değil; kolejen üretmemize de yardımcıdır. C vitamini suda eridiği için (vücudunuz depolayamaz) günlük olarak yeniden doldurmak gereklidir. 25 yaşın altındaki hastalarda, günlük minimum 1000 miligram C vitamini öneririm. Daha yaşlı hastalara, fazla stres altındakilere, sigara içenlere daha yüksek doz öneririm. Ortalama 50 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>C vitamini sağlığınız için mucizevi etkilere sahiptir. Yalnızca serbest radikal hasarı Önleme konusunda değil; kolejen üretmemize de yardımcıdır.</p>
<p>C vitamini suda eridiği için (vücudunuz depolayamaz) günlük olarak yeniden doldurmak gereklidir. 25 yaşın altındaki hastalarda, günlük minimum 1000 miligram C vitamini öneririm. Daha yaşlı hastalara, fazla stres altındakilere, sigara içenlere daha yüksek doz öneririm. Ortalama 50 yaşındaki bir hasta günde 3000 ile 5000 miligram arasında C vitamini almalıdır.</p>
<p>Eğer aldığınız C vitaminini artırıyorsanız bunu yavaş yavaş yapmak en iyisidir. Fazla doz, mide barsak sisteminde sorun çıkartabilir; eğer mide barsak sisteminizde herhangi bir rahatsızlık hissederseniz vücudunuz alışana kadar dozu düşürün ve C vitaminini haftalara yayılan şekilde dereceli olarak artırın. Dozları gün boyunca böldüğünüzden emin olun ve yemeklerden 20-30 dakika Önce alın.</p>
<p>Ayrıca askorbil palmitate (vitamin C ester) denilen ve yağda eriyen bir çeşit C vitaminini de tavsiye ederim. Günlük 500 miligram her yaş grubu için yeterli miktardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/c-vitamini-ve-faydalari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stres bağışıklık sistemini bozuyor</title>
		<link>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/stres-bagisiklik-sistemini-bozuyor.html</link>
		<comments>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/stres-bagisiklik-sistemini-bozuyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Jan 2009 12:44:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[Vücut]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/?p=623</guid>
		<description><![CDATA[ERCİYES Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi diyetisyenlerinden Melek Oğuzhan, stresin sadece ruh sağlığına zarar vermediğini, vücudun bağışıklık sistemini bozarak hastalıklara zemin hazırladığı söyledi, “Strese girdiyseniz, hastalanmamak için beslenmenize özen gösterin” dedi. Diyetisyen Melek Oğuzhan, stresle baş edebilmek ve vücuda vereceği zararı minimuma indirebilmek için hayata pozitif yaklaşmanın, yeterli ve dengeli beslenmenin, düzenli egzersiz yapmanın ve yapılacak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">ERCİYES Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi diyetisyenlerinden Melek Oğuzhan, stresin sadece ruh sağlığına zarar vermediğini, vücudun bağışıklık sistemini bozarak hastalıklara zemin hazırladığı söyledi, “Strese girdiyseniz, hastalanmamak için beslenmenize özen gösterin” dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyetisyen Melek Oğuzhan, stresle baş edebilmek ve vücuda vereceği zararı minimuma indirebilmek için hayata pozitif yaklaşmanın, yeterli ve dengeli beslenmenin, düzenli egzersiz yapmanın ve yapılacak işleri daha önceden planlamanın gerekliliğini vurguladı. Oğuzhan, stresin vücuda etkisi ile ilgili şunları söyledi:</p>
<p style="text-align: justify;">“Çeşitli nedenlerle ortaya çıkan stres, insan sağlığını bozarak bağışıklık sistemini zayıflatmakta, hastalıkların ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Kısa vadede gözle görülür zarar vermeyen stres, genel manada vücuttaki işleyişi bozarak sindirim sistemi hastalıklarına, kalp damar hastalıklarına, sinir sistemi bozukluklarına yol açmaktadır. Gerginlik ve stres sonucunda gerek salgılanan hormonlar, gerekse de şekerli ve yağlı gıdalara eğilimin artması sonucunda ise vücut şekli değişmektedir. Streste aşırı salgılanan kortizol hormonu ile yağlar enerji sağlamak için yer değiştirir ve daha çok göbek çevresinde ve karaciğerde birikir. Bu tür yağlanma da kalp, damar ve diyabet gibi kronik hastalıklara davetiye çıkarır. Stres modern çağın bir gerçeği olduğuna göre, yapılması gereken böyle dönemlerde vücudu en iyi şekilde desteklemektir. Yeterli ve dengeli beslenme vücudun stresle mücadele etmesinde ve stres sonucu zayıflayan bağışıklık sisteminin güçlenmesinde çok önemli bir yere sahiptir.”</p>
<p style="text-align: justify;">Kişinin stres altındayken beslenmesine daha çok dikkat etmesi ve öğün atlamaması gerektiğini vurgulayan Oğuzhan, streste düzenli beslenmenin yollarını şöyle dile getirdi:</p>
<p style="text-align: justify;">“Yiyecek çeşitliliği sağlanmalı, her öğünde 4 besin grubundan (et, süt, tahıl, sebze- meyve) bir ya da birkaç besin seçilerek yeterli miktarda tüketilmelidir. Doymuş yağ ve kolesterol içeriği yüksek besinlerden uzak durmalı, kızartma yerine fırında ve buharda pişmiş besinler tercih edilmelidir. Kola, alkol, sigara, çay ve kahveden uzak durulmalıdır. Çünkü bu tür içecekler, stres hormonlarının salgılanmasına ve stresin şiddetinin artmasına neden olur. Alkolün sakinleştirici değil, anksiyeteyi artırıcı etkisi tespit edilmiştir; bu nedenle sıklığına ve miktarına dikkat edilmelidir. Bu içecekler yerine meyve çayları, ıhlamur, kuşburnu, havuç, zencefil suyu veya çayı tercih edilmelidir. Papatya çayının da beyin ve sinir sistemi üzerinde sakinleştirici etkisi vardır. Su tüketimi yeterli olmalı; günde 8- 10 bardak su içilmelidir.”<br />
Haftada 2- 3 kez balık tüketilmesinin de son derece yararlı olduğunu kaydeden OĞuzhan şöyle devam etti:<br />
“Araştırmalarda balığın içerdiği Omega- 3 yağ asitlerinin stres riskini azalttığı tespit edilmiştir. Stresle birlikte vücudun C vitamini ihtiyacı da artmaktadır. Bu nedenle meyve ve sebze tüketimi yeterli olmalıdır. Öğlen ve akşam mutlaka yeşilliklerden zengin salata tüketilmelidir. İçeriğindeki fotokimyasalların sakinleştirici etkisi mevcuttur. Özellikle sakinleştirici etkiye sahip besinleri kavun, karpuz, bal kabağı, salatalık, kabak, taze soğan, maydanoz, çilek, muz, yoğurt, limon suyu ve taze sıkılmış meyve suları olarak sıralayabiliriz. Stresin yıprattığı bağışıklık sistemini güçlendirmek için çinkodan zengin deniz ürünleri, et ve yumurta da yeterli alınmalı, haftada 2- 3 kez kurubaklagil tüketilmelidir.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/stres-bagisiklik-sistemini-bozuyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CİLDİMİZ NASIL VE NEDEN YAŞLANIYOR?</title>
		<link>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/cildimiz-nasil-ve-neden-yaslaniyor.html</link>
		<comments>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/cildimiz-nasil-ve-neden-yaslaniyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Jan 2009 13:01:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[alfa]]></category>
		<category><![CDATA[alfa hidroksi asit]]></category>
		<category><![CDATA[antinik keratozlar]]></category>
		<category><![CDATA[asit]]></category>
		<category><![CDATA[bronz]]></category>
		<category><![CDATA[bronzlaşma]]></category>
		<category><![CDATA[çil]]></category>
		<category><![CDATA[cildimiz]]></category>
		<category><![CDATA[çilli]]></category>
		<category><![CDATA[Cilt]]></category>
		<category><![CDATA[cilt kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[cilt yaşı]]></category>
		<category><![CDATA[deri kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[dış zararlılar]]></category>
		<category><![CDATA[DNA]]></category>
		<category><![CDATA[elastik]]></category>
		<category><![CDATA[elastin]]></category>
		<category><![CDATA[GAG]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[glycosaminoglycanlar]]></category>
		<category><![CDATA[gün ışığı]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[güneş ışınları]]></category>
		<category><![CDATA[güneş koruma faktörü]]></category>
		<category><![CDATA[hemoglobin]]></category>
		<category><![CDATA[hidroksi]]></category>
		<category><![CDATA[hyalüronik asit]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kısa dalga boyu]]></category>
		<category><![CDATA[kızıl saç]]></category>
		<category><![CDATA[kollagen]]></category>
		<category><![CDATA[kromofor]]></category>
		<category><![CDATA[lif]]></category>
		<category><![CDATA[melanin]]></category>
		<category><![CDATA[nem]]></category>
		<category><![CDATA[nem oranı]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[pigment]]></category>
		<category><![CDATA[retinol]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal yaşlanma]]></category>
		<category><![CDATA[solaryum]]></category>
		<category><![CDATA[solaryum zararlısı]]></category>
		<category><![CDATA[Soler Keratozlar]]></category>
		<category><![CDATA[SPF]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[Sun protection factor]]></category>
		<category><![CDATA[ultraviyole]]></category>
		<category><![CDATA[UV]]></category>
		<category><![CDATA[UVA]]></category>
		<category><![CDATA[UVB]]></category>
		<category><![CDATA[uzun dalga boyu]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanma]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanma yavaşlatıcı program]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşlılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/?p=81</guid>
		<description><![CDATA[Cilt yaşlanmasının hızını sadece genetik mirasınız belirlemez. Cildinizin nasıl yaşlanacağına yalnızca genleriniz karar vermez. Dış etkenler yani çevresel yaşlanmanın etkileri çok daha önemlidir. Cilt yaşlanması diğer organlardan farklıdır.  Cilt sadece içten değil, dıştan da yaşlanır.  Vücudunuzun en büyük organını, cildinizi diğer organlardan ayıran başlıca fark onun dış etkilere de açık olmasıdır. Kalbiniz, karaciğer veya akciğeriniz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Cilt yaşlanmasının hızını sadece genetik mirasınız belirlemez. Cildinizin nasıl yaşlanacağına yalnızca genleriniz karar vermez. Dış etkenler yani çevresel yaşlanmanın etkileri çok daha önemlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Cilt yaşlanması diğer organlardan farklıdır.  Cilt sadece içten değil, dıştan da yaşlanır.  Vücudunuzun en büyük organını, cildinizi diğer organlardan ayıran başlıca fark onun dış etkilere de açık olmasıdır. Kalbiniz, karaciğer veya akciğeriniz dış ortamın ısısından ya da nem değişikliklerinden habersizdir. İç organlar havanın yağmurlu, karlı, rüzgarlı, kuru veya rutubetli olmasından etkilenmezken, cildiniz bütün bu değişimlerin tam ortasında kalır. Hem içten hem dıştan yaşlanır. İç dünyanızın dışında hava kirliliği, fabrika dumanları, endüstriyel buharlar, sigara, egzoz gazları da cildinizi etkiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Araştırmalar, yaşlanmaya bağlı cilt sorunlarının %80-90&#8242;ının çevresel zararlardan meydana geldiğini gösteriyor.  Genetik faktörler ve diğer içsel etkenlerde önemli ama onların gücü %20&#8242;yi geçmiyor.  Eğer etkin bir &#8220;yaşlanma yavaşlatıcı program&#8221; uygulamak istiyorsanız çevresel yaşlanmayı öğrenmeli ve önlemeyi iyi bilmek zorundasınız.  Çevresel faktörlerin oluşturduğu cilt yaşlanmasını nasıl önleyeceğiz sorusu yanıtlanması gereken en önemli problemdir.  Bu sorunun alt başlıklarına güneşten koruyucu önlemleri, sigara içmeyi ve vücudunuzun antioksidan kapasitesini yükseltmeyi eklemeniz gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Güneş ışınlarından korunmak, riskli saatlerde güneşlenmemek, koruyucu giyecekler, aksesuarlar (güneş gözlüğü, şapka, güneş şemsiyeleri&#8230;)  kullanmak ve gün ışığı olan her saatte, cildin görünen kısımların yüksek koruma faktörlü ürünler ile korumak bu mücadelenin ayrılmaz parçalarıdır.  Özellikle en az 10-15 koruma faktörlü cilt ürünleriyle cildinizi yaz-kış korumayı unutmamanız gerekiyor. Özellikle güneşe çok fazla maruz kaldığınız dönemlerde (güneşlenirken, kayarken, açık havada yürürken…) cildinize yüksek koruma faktörlü ürünlerle yardımcı olmalısınız.  Cilt ürünlerini seçerken &#8220;koruma faktörlü olanları&#8221; tercih etmeli, cildinizi antioksidan kremlerle desteklemelisiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">ÇEVRESEL YAŞLANMAYI NASIL YAVAŞLATABİLİRİZ?<br />
GÜNEŞ: En etkili yaşlandırıcı ve birinci suçludur</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle güneş cildi yaşlandıran &#8220;dış zararlılar&#8221;ın başında yer alır. Dünyamızın en önemli ısı ve ışık kaynağı olan güneş ışığındaki ultraviyole (UV)  ışınları cilt hücrelerinin en önemli düşmanıdır. Etkiledikleri her cilt hücresinin duvarında, organcıklarında ve özellikle DNA&#8217;sında çok ciddi zararlar oluşturur.  Öyle ki bu zararlar fark edilmediği takdirde solar keratoz adı verilen lezyonlara ve hatta cilt kanserine bile yol açabilir. Kontrolsüz, uzun süreli, yoğun ve korunmasız güneşe maruz kalmak cildin en etkili yaşlandırıcısıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">UYARI !<br />
&#8221; Çocukluk döneminde ciltte su toplamalara yol açabilecek kadar güneş yanıklarına maruz kalan kişilerde ilerde cilt kanseri riski daha fazladır.<br />
&#8221; 16 yaşın altındaki çocukların cildi daha ince ve hassas olduğundan güneşten korunmalarına özellikle önem vermelidir.<br />
&#8221; Solaryum ve bronzlaştırıcı kremlerden sakının.</p>
<p style="text-align: justify;">ÖNLEM :</p>
<p style="text-align: justify;">&#8221; Güneş ışınlarının dik geldiği saatler olan 11:00-15:00 arasında dışarıda uzun süre kalınmamalı<br />
&#8221; Güneş koruyucu bir ürün güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmeli ve her iki saatte bir tekrarlanmalı<br />
&#8221; Şapka, koruyucu giysiler ve UV korumalı gözlük kullanılmalı<br />
&#8221; Her mevsimde UV ışınlarına karşı önlem alınmalı<br />
&#8221; Kış aylarında en az 15 SPF, yaz aylarında cilt tipine göre 30-50 SPF içeren bir ürün kullanılmalı<br />
&#8221; Antioksidan içeren meyve ve sebzeler tüketilmeli<br />
&#8221; Günde en az 8 bardak su içilmeli<br />
&#8221; Antioksidan içeren nemlendiriciler kullanılmalı<br />
&#8221; Antioksidan, vitamin ve mineraller içeren besin destekleri kullanmalı</p>
<p style="text-align: justify;">BEBEKLERİN CİLDİ MÜKEMMELDİR</p>
<p style="text-align: justify;">Bebeklerin ciltleri mükemmeldir.  Yumuşak, kıvamlı, sıkı, nemli ve pürüzsüzdür.  Bebeklerle çocukların &#8220;cilt yaşı ortaklığı&#8221; on beş, on altı yaşına kadar devam eder. Bunun nedeni çevresel yaşlanmanın cildi henüz etkilememiş olmasıdır.  On beş on altı yaşlara doğru gençlerin yolları yavaş yavaş ayrılmaya başlar.   Ergenlik sivilceleri ile yapılan mücadelelerin başarısı cilt yaşlanmasını belirleyen etkenlerin başında gelir.  Yirmili yaşlara gelindiğinde yol ayrımı iyice belirginleşmiştir.  Sigara kullanıp kullanmamak, yoğun ve uzun süreli olarak güneş ışınlarına maruz kalıp kalmamak, güneşten koruyucu ürünlerden yararlanma becerisi, &#8220;solaryum zararlısı&#8221;na maruz kalıp kalmamak ve az da olsa cilt bakımında dikkatli davranmak yol ayrımının önemli belirleyicileridir.</p>
<p style="text-align: justify;">CİLT YAŞINIZI BİLİYOR MUSUNUZ?</p>
<p style="text-align: justify;">Farklar otuz-otuz beşli yaşlar dönülünce ortaya çıkacaktır.  Onuncu mezuniyet yılı balosunda bazı arkadaşların daha genç kaldığı, bazılarının beklenenden daha hızlı yaşlandığı mutlaka konuşulacaktır!  Cilt yaşlanması ile ilgili köklü farkların ve dedikoduların başladığı yıllar ellili yaşlar yani yirmi beş-otuzuncu mezuniyet yılı toplantılarıdır.  Bu yaşlarda cilt yaşlanması yönünden yollar çoktan ayrılmış, bir kısım arkadaşlar hala genç kalırken diğerleri fazlaca yaşlanmıştır.   Bu farkın nereden kaynaklandığını öğrenmek istiyorsanız bu kitabın size yardımcı olabileceği umudunu taşıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">BİR ÖNERİ<br />
GÜNE GÜNEŞ KORUYUCU ÜRÜNÜNÜZÜ SÜREREK BAŞLAYIN!<br />
Yaşlanma etkilerini azaltmak istiyorsanız her yeni güne başlarken güneş koruyucu sürmeyi ihmal etmeyin. Unutmayınız ki en değerli giysiniz cildinizdir.  Eviniz güneş alıyorsa, evdeyseniz bile, güneşten korunun. Pencere camını UV korumalı filtre içeren camlarla değiştirilebilirsiniz. Güneşten gelen zararlı ışınları süzme görevini yerine getiremeyen ozon tabakasındaki delinme nedeniyle güneş artık daha zararlı olmaya başladı.</p>
<p style="text-align: justify;">SPF (Sun protection factor =güneş koruma faktörü) arttıkça ürünün cildi güneşten koruma etkisi de artar. Cildiniz normalde 20 dakikada yanıyorsa SPF 15 ile 300 dk (5 saat) da yanarsınız.</p>
<p style="text-align: justify;">ULTRAVİYOLE NEDİR?</p>
<p style="text-align: justify;">Güneşten gelen ışınlardan 400nm altındaki dalga boyunda olanlara ultraviyole ışınları denir.<br />
UV ışınlarının bizi ilgilendiren iki tipi vardır. UVA ve  UVB . Uzun dalga boyunda olan UVA ( 320-400nm ) derinlere nüfus ederek cildin esnekliği üzerinde kalıcı zararlara yol açar. Kısa dalga boyunda olan UVB( 290-320nm)  ise cildin dış tabakalarında yanmaya yol açar, cildi yaşlandırır ve cilt kanseri gelişiminde rol oynar. Güneş koruyucu ürünler, UVA ve UVB ışınlarının her ikisine de koruyucu etki sağlamalıdır. Atmosferimize güneşten gelen ışınların süzülerek gelmesini sağlayan ozon tabakası son yüzyılda gelişen teknolojilerle beraber oluşan gazlardan dolayı darbe almış ve artık eskisi kadar görevini yapmaktadır. Bundan dolayı daha fazla korunmaya özen göstermek zorundayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Güneş cilde ne yapıyor?</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşam kaynağımız olan güneş olumlu etkileri yanı sıra olumsuz etkiler de taşır. Güneş kendimizi mutlu hissetmemizi sağlar, güneş sayesinde derimizden D vitamini sentez ederiz, bronzlaşınca kendimizi daha güzel hissederiz. Ancak bronzlaşmanın bedelini yıllar geçtikçe ağır bir şekilde ödemek zorunda kalabiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Güneş yanığı, cildin yaşlanması ve kanser başta olmak üzere ciltte gördüğümüz değişikliklerin en birinci nedeni UV ışınlarının ciltteki melanin, hemoglobin ve DNA gibi kromoforlar tarafından emilmesi (özellikle DNA nın UVB yi emmesi) ve sonuçta bu kromoforların hasar görmesidir.  UVB üst derideki melanin  ve DNA  tarafından emilir ve güneş yanığına yol açar. UVA ise alt derideki damarlardaki hemoglobine bağlanır. Burada oluşan kimyasal maddeler kollagen ve elastik liflere zarar vererek cildin yaşlanmasını hızlandırırlar.<br />
Su toplamaların ve soyulmaların görüldüğü güneş yanıklarında hasar daha fazla oluşur. DNA&#8217;nın gördüğü hasar büyük oranda tamir edilir ama bazı kalıcı bozukluklar yaşanabilir. Bu bozukluklar zamanla birikir ve yavaş yavaş cildin yaşlanmasına veya kontrollü büyümeyi etkileyen bir bozukluksa cilt kanserine yol açabilir. UV ışınları en çok açık tenlileri, çilli ve kızıl saçlıları etkiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Güneşe bağlı yaşlanma belirtileri<br />
&#8221; Kuru ve mat bir cilt<br />
&#8221; Derin kırışıklıklar<br />
&#8221; Elastikiyet kaybı<br />
&#8221; Gözeneklerde açıklık<br />
&#8221; Düzensiz kahverengi lekeler<br />
&#8221; Kılcal damarlarda artış<br />
&#8221; Ciltte incelme<br />
&#8221; Morarmalar<br />
&#8221; Üzerinde pütürler olan kızarıklıklar ( aktinik keratozlar)<br />
&#8221; Deri kanserleri</p>
<p style="text-align: justify;">BİR ARAŞTIRMA:</p>
<p style="text-align: justify;">New York&#8217;tan plastik cerrah Darrick Antell, tek yumurta ikizleri üzerinde yaptığı araştırmasında güneş ışığının rolünün kalıtımdan daha önemli olduğunu bulmuştur. İkizlerden güneşe çok az çıkan kardeşler, çok fazla güneş altında kalan ikizlerine göre daha az kırışıklığa ve daha genç görünüme sahip bulunmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">BİR BİLGİ:</p>
<p style="text-align: justify;">Soler Keratozlardan Cilt kanseri Gelişebilir !</p>
<p style="text-align: justify;">Soler keratozlar  ciltte güneş hasarının bir göstergesidir. 40 yaş üzerindeki kişilerde özellikle güneşe açık bölgelerde , kızarık veya kahverengi renkte, üzerinde pütürler veya kabuklanmalar olan , kabukları kaldırınca kanayabilen lekeler şeklinde görülürler. Genelde burun üzerinde ,alında , yanaklarda , dudaklarda , ellerde ve erkeklerde saçsız olan baş bölgelerinde görülürler. Zamanla bunların bazılarından cilt kanseri olan epidermoid karsinom gelişebilir. Bu nedenle bu tip bir cilt sorunu fark edildiğinde  dermatoloji uzmanına muayene olunması gerekmektedir. Soler keratoz tedavisinde bazı kremler ,  kriyoterapi ve laser yöntemleri  etkili olmaktadır. Ayrıca güneşten koruyucu önlemler de çok önemlidir. Gereken tedavi uygulandığında ve önlem alındığında cilt kanseri gelişimi önlenebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">BİR TEST:  BİLEĞİNİZE BAKIN!</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer dış etkenlerin ne kadar önemli olduğunu öğrenmek istiyor,&#8221;çevresel yaşlanma&#8221;nın ne kadar önemli olduğunu gözlerinizle de teyit etmeyi arzuluyorsanız,  &#8220;bilek testi&#8221;ni deneyin!  Bunun için bilek bölgesindeki cildinizin dışı ve içine bakmanız yeter.  Bileğinizin dışında gördüğünüz manzara derinizin dış etkenlere bağlı yaşlanmasıdır.  Bileğinizin iç kısmı ise sadece içsel yaşlanmanın sonucudur.  Aradaki farkın ne kadar ürkütücü olduğunun farkında mısınız?  Cilt yaşlanması ile mücadelede çevresel yaşlanmanın ne kadar önemli bir faktör olduğunu bu küçük test size yeteri kadar anlatmış olmalı!</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer cilt yaşlanması ile etkili bir şekilde mücadele etmeyi düşünüyorsanız çevresel yaşlanmayı yavaşlatmak zorundasınız.  Bunun için işe güneş ışınlarından korunmak ve sigara dumanından (ister kendiniz için ister duman altı olun) uzak kalarak başlamalısınız.  Mümkün olduğu kadar temiz bir çevrede yaşamaya çalışmalı, hava kirliliğinden, egzoz dumanından cildinizi uzak tutmalısınız.  Bu koruma çemberinin içine mümkünse ısı ve nem değişikliklerinden korunmayı da almaya çalışmalısınız.  Eğer çevresel etkilere fazlaca maruz kalan biriyseniz cildinizi çevresel yaşlanmadan koruyan &#8220;ilaç gibi ürünler&#8221; ile korumaya almalısınız.</p>
<p style="text-align: justify;">UZAK DURUN!<br />
&#8221; Güneş<br />
&#8221; Sigara<br />
&#8221; Alkol<br />
&#8221; Kirli hava<br />
&#8221; Egzoz dumanı<br />
&#8221; Dengesiz beslenme<br />
&#8221; Fast food gıdalar<br />
&#8221; Katkı maddesi içeren yiyecek ve içecekler<br />
&#8221; Olumsuz düşünceler<br />
&#8221; Aşırı kahve, siyah çay ve cola<br />
&#8221; Yanlış cilt ürünleri<br />
&#8221; Çok mimikli konuşmak<br />
&#8221; Üç beyazdan (tuz, şeker ve un ) kaçının.</p>
<p style="text-align: justify;">YAPIN!</p>
<p style="text-align: justify;">&#8221; Yaz -kış hergün güneşten koruyucu bir ürünle cildinizi koruyun<br />
&#8221; Sigara içmeyin, içilen ortamlarda bulunmayın, içiyorsanız bırakın<br />
&#8221; Alkolü alışkanlık haline getirmeyin, 1-2 kadeh şarap içebilirsiniz ama yerine üzüm veya başka meyve suları tercih etmeniz daha sağlıklı<br />
&#8221; Kirli havalarda dışarıda dolaşmayın, temiz havada yürüyüş yapın<br />
&#8221; Egzoz gazı solumamak için trafikte fazla kalmamaya bakın<br />
&#8221; Cildinizi hergün temizleyin, nemlendirin<br />
&#8221; Olumlu düşünün, gülümseyin<br />
&#8221; İyilik yapın, mutlu olun<br />
&#8221; Günde en az 5 saat uyuyun<br />
&#8221; Sırtüstü yatın<br />
&#8221; Daha çok meyve ve sebze yiyin<br />
&#8221; Daha çok balık tüketin<br />
&#8221; Sık kilo alıp vermeyin<br />
&#8221; Doktorunuzun size önerdiği antioksidan ve besin desteklerini kullanın( kendiliğinizden almayın)<br />
&#8221; Yaz-kış güneş gözlüğü kullanın<br />
&#8221; Görme kusurunuz varsa gözlük kullanmayı ihmal etmeyin<br />
&#8221; Günde 8 bardak su için<br />
&#8221; Sosyal ortamlarda bulunun<br />
&#8221; Daha çok dost edinin<br />
&#8221; Yeşil çay için<br />
&#8221; Üzüm ve nar yiyin</p>
<p style="text-align: justify;">İKİNCİ FAKTÖR: İÇTEN GELEN YAŞLANMA&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">DOĞAL YAŞLANMAYI EN ÇOK GENETİK MİRAS BELİRLER</p>
<p style="text-align: justify;">Cilt yaşlanmasının bir nedeni de içsel yaşlanmadır.  Siz yaşlandıkça (diğer organlarınız gibi) cildiniz de yaşlanacaktır.  Cilt hücreleriniz eski güç kabiliyetlerini kaybedecektir.  Yaşınız ilerledikçe gençliğinizdeki o sıkı, nemli, gergin, pürüzsüz ve ipeksi cilt görünümünüzü kaybetmeniz doğaldır.  Buna asla üzülmemelisiniz.  Cildinizin sağlam bir örtü, çok güçlü bir koruyucu kılıf olduğunu düşünmemelisiniz.  Cildiniz de kalbiniz, böbreğiniz, beyniniz gibi doğal yaşlanmadan nasibini alacaktır.  Nasıl ki yaşlanan beynin biraz unutması, yaşlı bir kalbin kanı eskisi gibi güçlü pompalamaması normalse yaşlanan cildin de biraz kırışıp kuruması, gevşeyip sarkması olağandır.</p>
<p style="text-align: justify;">Vücut ağırlığınız neredeyse %15&#8242;i kadar bir bölümü oluşturan bu kocaman organın müthiş bir damar ve sinir ağı ile desteklendiği yağ bezleri, ter bezleri ve tüy kökleri ile olağan üstü bir organizasyon içinde çalıştığını bilirseniz siz yaşlandıkça onun da yaşlanmasını hoş karşılarsınız.</p>
<p style="text-align: justify;">CİLT YAŞLANMASININ YOL HİKAYESİ…</p>
<p style="text-align: justify;">Cildinizin şanssızlığı fazlaca göz önünde bir organ olmasındadır.  Renginde, kıvamında ve nem oranında oluşan değişikliklere görerek, dokunarak hemen farkına varırsınız.  Eğer yaşınız ilerledikçe cildinizin üst tabakasında yer alan ölü deri hücrelerin daha yavaş atıldığını ve bu nedenle sertleştiğini, ölü tabakanın yaşlandıkça inceldiğini ve su kaybettiğini, yaşlanan, incelen üst tabakanın alt tabakayı koruma görevini aksatır hale geldiğini, yaşlanan derinin bazı bölgeleri daha fazla pigment üretirken diğer bölgelerinin melanin pigmentini üretmekte güçlük çekebildiğini ve bütün bunları yaşlılık lekelerine açık-koyu farklı renkte bölgelere sebep olduğunu bilirseniz, cildinizde içsel yaşlanmaya bağlı değişimleri daha kolay anlarsınız.</p>
<p style="text-align: justify;">BİR BİLGİ</p>
<p style="text-align: justify;">Normalde derinin  kendini yenileme süresi 26-42 gündür. Yaşlandıkça bu süre uzar. Alfa hidroksi asitler, retinol gibi ürünler cildin yenilenme süresini hızlandırarak gençleştirici etki sağlamaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">DAHASI VAR!</p>
<p style="text-align: justify;">İçsel yaşlanmanın cildinizde yaptığı değişimler yukarıda anlatılanlarla sınırlı değildir.  Yaşınız ilerledikçe yaşlanmış, sertleşip daralmış damarlarınız, cildinize daha az besin ve su taşımaya, cildinizi ürettiği atıklardan daha zor kurtarmaya başlar.  Kısacası cildin beslenmesi de temizlenmesi de bozulur. İçsel yaşlanma cildinizin bağışıklık gücünü de zayıflattığından onu enfeksiyonlara ve kanserlere karşı korumasız bir hale getirir.  Ayrıca, yaşlanan cildin su tutma yeteneği de önemli derecede zarar görür.  Cildin dolgusunu oluşturan ve glycosaminoglycanlar (GAG&#8217;lar) bilenen ara maddelerin üretiminin azalması cilt yaşlanmasının diğer tetikleyicisidir.  GAG&#8217;lara siz su tutan ya da su çeken moleküller de diyebilirsiniz.  Bu &#8220;su sever moleküller&#8221;in bazıları (hyalüronik asit gibi) kendilerinin bin katı su tutma yeteneğindedir.  Cildin nemi-suyu azaldı mı, cilt yaşlanması birdenbire hızlanır.  Nem cildin her şeyidir.  Kuruyan, nemsiz kalan, susuz kalan her cilt hızla buruşup kırışır.</p>
<p style="text-align: justify;">KOLLAJEN VE ELASTİN DE YAŞLANIYOR</p>
<p style="text-align: justify;">Cilt yaşlandıkça, yalnızca aradaki dolgu malzemesi değil cildi bir arada tutan iskelet sistemi de yaşlanır.  Cildin iskeletini oluşturan lifler kollajen ve elastin isimli moleküllerdir.  Bunlar cildinizi bir ağ gibi sarıp sarmalayan ona sıkılık, esneklik, uyum kabiliyeti ve sağlamlık sağlayan başlıca desteklerdir.  Siz yaşlandıkça kollajeni ve elastini üreten hücreler de yaşlanır.   Cildin iskelet sisteminde önemli değişimler ortaya çıkar. Özellikle elastin lifleri orta yaşlara doğru hızla bozulmakta, kalınlaşıp kıvrılmakta, sertleşip dağınık ve parçalı bir yapıya dönüşmektedir.  Elastin liflerindeki bu doğal yaşlanmayı güneş ışınları daha da hızlandırmaktadır.  Cildinizin güneşe maruz kalan bölümlerinin daha kalın ve bozulmuş bir hale gelmesi bundandır.  Aynı değişimler kollajen liflerinde de görülür.  Siz yaşlandıkça bu lifler de kalınlaşacak, bükülmeler, yığılmalar gibi bozuşmalara uğrayacaktır.  Kısacası içsel yaşlanmanın cildinizin destek dokusu ve iskeletinde yaptığı değişimlerin hikayesi bir hayli uzundur.  Yaşlanma, cildinizi oluşturan karmaşık organizasyonu pek çok yönden bozar.</p>
<p style="text-align: justify;">YAŞLANAN CİLTTE NELER OLUYOR?<br />
Nem oranı azalıyor.<br />
Kollajen lifler kalınlaşıp, kırılganlaşıyor.  Sayısal kayba uğruyor.<br />
Elastin lifleri yapısal olarak değişiyor ve bozuluyor.<br />
Bu iki lifi üreten cilt hücresi fibrobilastların sayısı azalıyor.  Yetenekleri bozuluyor.<br />
Ara madde üretimi ve destek dokusu bozuluyor.<br />
Damarlar zayıflıyor ve görünür hale geliyor.<br />
Bağışıklık hücreleri azalıyor.<br />
Renk üreten hücrelerin dengeleri bozuluyor.<br />
Cilt yüzeyindeki ölü tabaka incelip, güçsüzleşiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">CİLDİNİZ YAŞLANDIKÇA…</p>
<p style="text-align: justify;">Kuruyor, pullanıyor, kalınlaşıyor.<br />
Çiller, siyah noktalar, kırmızı lekeler ortaya çıkıyor.<br />
İleri yaşlarda yaşlılık lekeleri beliriyor.<br />
Mimik çizgileri (alında, kaş çatağında, yanaklarda) beliriyor.<br />
İnce çizgiler ve kırışıklıklar meydana çıkıyor.<br />
Göz çevresinde ince çizgiler, kaz ayakları ortaya çıkıyor.<br />
Dudak üzerinde çizgiler, buruşmalar beliriyor.<br />
Ben veya urlar ortaya çıkabiliyor.<br />
Derin çukurlar ve sarkmalar meydana geliyor.<br />
İnce damarsal yapılar ortaya çıkıyor.<br />
Ciltte morarmalar ve kanamalar daha kolay oluşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">ÜÇÜNCÜ NEDEN: RUHSAL YAŞLANMA</p>
<p style="text-align: justify;">RUHUNUZ GENÇSE CİLDİNİZ DE GENÇTİR!</p>
<p style="text-align: justify;">Cildiniz sadece genetik ve çevresel etkenlerle yaşlanmaz.  Cildi yaşlandıran bir diğer faktör de ruhsal yaşlanmadır!  Yani cildi yaşlandıran önemli bir faktör daha var ve ne yazık ki biz onun farkında bile değiliz: Ruhsal yapılanmamız, iç dünyamız!  Ruhsal yaşamınızda olup bitenler cildinizi derinden etkiler.  Cilt yaşlanması ile ilgilenen uzmanların ortak fikri cildi yaşlandıran şeylerin cildinizden çok daha derin bir yerde, beyinde gizlendiğidir.  Gözlemler, stresi düşük, uykusu iyi, olumlu yanı çok, kahkahası bol, korkusu endişesi az, umudu bol bir yaşam sürenlerde cilt yaşlanmasının geciktiğini gösteriyor.  Olumlu ve hoşgörülü insanlarda cilt yaşlanması yavaşlıyor.  Cilt, stresten, hiddet ve öfkeden, mutsuzluktan, hüzünden, korku ya da endişeden hiç ama hiç hoşlanmıyor.  Ruhsal yönden aşırı gelgitler yaşayanlar, kendini ifade etmede zorlananlar, gerginlik ve kasılmalarını fazlaca abartanlar daha hızlı bir cilt yaşlanması ile karşı karşıya kalıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/cildimiz-nasil-ve-neden-yaslaniyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öfkenizi kontrol edin!</title>
		<link>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/ofkenizi-kontrol-edin.html</link>
		<comments>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/ofkenizi-kontrol-edin.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Dec 2008 13:34:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[adresyon]]></category>
		<category><![CDATA[Duygu]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[sinir]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/?p=365</guid>
		<description><![CDATA[Çoğu insan sinirlendiğinde, stres yaşadığında öfkesini kontrol edemez. Peki bu durumla başa çıkmanın bir yolu yok mu? İşte cevabı. NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Merkezi&#8217;nden Uzman Psikolog Neşe Özkarslı, şiddet eğilimi, agresyon, öfke duygusu gibi yıkıcı ve olumsuz duyguların herkeste olduğu gibi doğuştan olduğunu belirterek şu bilgileri verdi: &#8220;Eğitim, kültür, sosyal etkilenmelerle davranışa dökülür veya kontrol altında tutulabilir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Çoğu insan sinirlendiğinde, stres yaşadığında öfkesini kontrol edemez. Peki bu durumla başa çıkmanın bir yolu yok mu? İşte cevabı.</p>
<p style="text-align: justify;">NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Merkezi&#8217;nden Uzman Psikolog Neşe Özkarslı, şiddet eğilimi, agresyon, öfke duygusu gibi yıkıcı ve olumsuz duyguların herkeste olduğu gibi doğuştan olduğunu belirterek şu bilgileri verdi:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Eğitim, kültür, sosyal etkilenmelerle davranışa dökülür veya kontrol altında tutulabilir. Tabi bu etkilenmelere ruhsal sebepleri ve kişilik özelliklerini de eklemek gerekmektedir. Genellikle ruhsal etkilenmeler değişen duygu durumuna veya kişinin kendisini tehdit altında hissetmesine bağlı olmaktadır. Bu kendisinin bedenini, fiziksel bütünlüğünü korumak yada kişisel bütünlüğünü korumak için olabilmektedir. Kişisel bütünlük ise saygı görme, değer bulma, varlığının kabulü gibi tekel ihtiyaçlar olmaktadır. Hatta bu ihtiyaçlar diğer ihtiyaçlardan daha fazla önem taşıdığı bilinmektedir. Saygı görmediğini, varlığının kabul edilmediğini, aşağılandığını düşünen kişiler çok daha fazla şiddet eğilimi gösterebilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Silah kullanan, silahlı görevi olan veya ruhsatı olan kişilerin belli zaman periyotlarında ruhsal muayenelerden geçmeleri ihtimal kazaları en aza indirmek ve üzücü olaylarla karşılaşmamak adına gerekli olduğunu değerlendirmeliyiz.  Tespit edilecek herhangi bir ruhsal sorun yada öfke kontrolsüzlüğü uzmanlar tarafından değerlendirilip kısa süreli tedaviler ve takiplerle kontrol altında tutulması önemlidir.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/ofkenizi-kontrol-edin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zayıflatan çikolata geliştirdiler</title>
		<link>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/zayiflatan-cikolata-gelistirdiler.html</link>
		<comments>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/zayiflatan-cikolata-gelistirdiler.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Dec 2008 13:00:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[beta]]></category>
		<category><![CDATA[Biocharm]]></category>
		<category><![CDATA[çikolata]]></category>
		<category><![CDATA[Cilt]]></category>
		<category><![CDATA[Doğal]]></category>
		<category><![CDATA[endorfin]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[mineral]]></category>
		<category><![CDATA[SPA]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<category><![CDATA[Zayıfla]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflatan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/?p=144</guid>
		<description><![CDATA[Vitamin ve cilt bakım mineralleriyle zenginleştirilmiş içeriği sayesinde, BioCharm çikolata banyosu, beta endorfinlerin stres üzerindeki olumlu etkisiyle vücudu stresten doğal yoldan arındırmaya yardımcı olur. Çikolata terapinin düzenli uygulanması, metabolizmayı daha sağlıklı çalıştırarak doğal incelmeye yardımcı olurken, cildi güçlendirici vitamin ve zengin mineral içeriği ile erken cilt yaşlanmasını önlemeye yardımcı olarak cilde gençlik, güzellik kazandırır. Vücuda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Vitamin ve cilt bakım mineralleriyle zenginleştirilmiş içeriği sayesinde, BioCharm çikolata banyosu, beta endorfinlerin stres üzerindeki olumlu etkisiyle vücudu stresten doğal yoldan arındırmaya yardımcı olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Çikolata terapinin düzenli uygulanması, metabolizmayı daha sağlıklı çalıştırarak doğal incelmeye yardımcı olurken, cildi güçlendirici vitamin ve zengin mineral içeriği ile erken cilt yaşlanmasını önlemeye yardımcı olarak cilde gençlik, güzellik kazandırır.</p>
<p style="text-align: justify;">Vücuda mükemmel sağlık, güzellik veren zengin mineral, vitamin, bitki özleri ile birlikte çikolatanın bir aradaki eşsiz doğal aromasını içeren BioCharm Chocolate SPA banyosuna kendinizi bıraktığınızda; çikolatanın içinde yüzdüğünüzü hissedecek ve inanılmaz bir huzur duyacaksınız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/zayiflatan-cikolata-gelistirdiler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ERKEKLER NEDEN ERKEN ÖLÜYOR?</title>
		<link>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/erkekler-neden-erken-oluyor.html</link>
		<comments>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/erkekler-neden-erken-oluyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2008 15:50:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[ANDROPOZ]]></category>
		<category><![CDATA[devekuşu sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[felç]]></category>
		<category><![CDATA[glikoz]]></category>
		<category><![CDATA[HDL]]></category>
		<category><![CDATA[hipertansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[john wayne sendromu metroseksüel]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kalp krizi]]></category>
		<category><![CDATA[kolesterol]]></category>
		<category><![CDATA[kondom]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[tolerans]]></category>
		<category><![CDATA[überseksüel]]></category>
		<category><![CDATA[x kromozomu]]></category>
		<category><![CDATA[yağlanma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/?p=128</guid>
		<description><![CDATA[Sorunun cevabı devekuşu sendromunda saklıdır. Aslında böyle bir sendrom mevcut bile değil ve deyim oldukça yeni. Yeni ama Amerika&#8217;da gittikçe daha sık kullanılıyor. Sendromun bir adı daha var: John Wayne Sendromu.  Onu son zamanların uydurma ama gerçeklik payı olan sendromlarından biri gibi de düşünebilirsiniz. Metroseksüel veya überseksüel erkeklerin bu sendroma yakalanma ihtimali daha yüksek. Sendrom [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Sorunun cevabı devekuşu sendromunda saklıdır. Aslında böyle bir sendrom mevcut bile değil ve deyim oldukça yeni.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni ama Amerika&#8217;da gittikçe daha sık kullanılıyor. Sendromun bir adı daha var: John Wayne Sendromu.  Onu son zamanların uydurma ama gerçeklik payı olan sendromlarından biri gibi de düşünebilirsiniz. Metroseksüel veya überseksüel erkeklerin bu sendroma yakalanma ihtimali daha yüksek. Sendrom neredeyse erkeklere özeldir. İşte devekuşu sendromunun öyküsü.</p>
<p style="text-align: justify;">DEVE KUŞU SENDROMUNA YAKALANMAYIN</p>
<p style="text-align: justify;">Erkeklerin daha yapılı ve güçlü olmalarına rağmen neden kadınlardan daha kısa yaşadıklarının cevabı  bu sendromda gizlidir. Erkekler bütün milletlerde, tüm coğrafyalarda daha genç yaşta ölmekte, daha sık hastalanıp, daha zor iyileşmektedir. Bu durumu açıklamak için pek çok neden var ama sorun aslında biraz biyolojik biraz da erkek tipi davranışsal ve sosyal özelliklerle ilişkilidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Erkekler kas ve kemik açısından güçlü görünseler de, poligam, über veya hiper olduklarını iddia etseler de ne yazık ki ciddi bazı biyolojik kusurlara sahipler. Kadınların iki X kromozomu varken, erkeklerde sadece bir tane X kromozomu mevcut.  Yaşamı kısaltıcı kalp hastalıklarına ve belki de bazı kanserlere yakalanmayı kolaylaştırıcı etkisi olduğu ileri sürülen testosteron hormonu erkeklerde kadınlardan (doğal olarak) çok daha yüksek. Ayrıca erkeklerin iyi kolesterol (HDL) seviyeleri kadınlara oranla bir hayli düşük. Erkekler karın çevresinden yağlanmaya, glikoz tolerans bozukluğu ve hipertansiyona yakalanmaya kadınlara oranla daha eğilimliler. Sözün kısası erkekler zaten yapısal olarak damar hastalıklarına yani kalp krizi ve felç gibi sorunlara daha açıklar. Yani birazcık imalat kusurları var!</p>
<p style="text-align: justify;">ERKEK DOĞMAK DAHA RİSKLİ</p>
<p style="text-align: justify;">Erkeklerin riskleri bununla da bitmiyor. İş stresleri daha yüksek, sosyal iletişimleri ise bir hayli bozuk. Arkadaş ve aileden destek alma konusunda oldukça beceriksizler. Duygularında samimi olduklarını, arkadaşlıklarını köklü tuttuklarını söylemek de zor. Kadınlara oranla daha kolay endişelenen, korkan ama daha zor sevinen, zor inanan ve hoşgören, az bağışlayan bir ruhsal organizasyonları var. Ayrıca kadınlardan daha agresifler. Şiddet ve hiddet skorları daha yüksek. Gereksiz riskleri kolayca alabiliyorlar. Sigara ve alkol kullanımı, araçlarda kemer bağlamamak, kondom kullanmamak gibi risk azaltıcı önlemleri pek önemsemiyorlar. Doktorlara hasta olunca bile pek gitmiyorlar. Düzenli tetkik yaptırma alışkanlıkları da kadınlara oranla bir hayli düşük.</p>
<p style="text-align: justify;">DAHASI VAR</p>
<p style="text-align: justify;">Erkeklerin sorunları bunlarla da bitmiyor. Erkekler gereksiz yere risk alma dışında kişisel bakımlarında da oldukça ciddi sorunlar yaşıyor. Bu sorun özellikle orta yaşlarda daha da belirginleşiyor. Kısacası, uzmanlar erkeklerin bu tavırlarını başını kuma gömmüş deve kuşlarına benzetiyor ve bu durumu deve kuşu sendromu diye adlandırıyor. Maço tavırları nedeniyle uslanmaz sigara tüketicisi John Wayne bu sendromun en önemli örneği. Belki de bu nedenle sendromun ikinci bir adı daha var : John Wayne Sendromu.</p>
<p style="text-align: justify;">ERKEKLERE 10 EMİR</p>
<p style="text-align: justify;">Dr. Harvey Simon erkeklere bu sendromdan korunmak için bir yol haritası hazırlamış ve 10 kuralı mutlaka uygulamalarını istemiş. Devekuşu sendromuna yakalanmak istemeyen bir erkekseniz bu öğütleri tutmanızda yarar var.</p>
<p style="text-align: justify;">1. Tütün ürünlerinden uzak durun.<br />
2. Alkol kullanmayın ya da iyice azaltın.<br />
3. Düzenli egzersiz yapın.<br />
4. Doğru beslenin.<br />
5. Stresinizi iyi yönetin.<br />
6. Vücut yağ oranınızı azaltın.<br />
7. Emniyet kemeri takmayı unutmayın.<br />
8. Radyasyon ve ultraviyole kaynaklarından, kimyasal ve çevresel zararlardan uzak durun.<br />
9. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunun.<br />
10. Vücudunuzu dinlemeyi öğrenin. Herhangi bir işaret alırsanız, hemen doktorunuzla görüşün.</p>
<p style="text-align: justify;">ANDROPOZ</p>
<p style="text-align: justify;">Türk toplumu menopozlu kadınlara gösterdiği ilgiyi şimdiye kadar erkeklerden esirgemiştir! Kadınların menopoz dönemi sorunlarını araştıran, çözüm yolları arayan menopoz dernekleri var. Erkeklerin dernek kurmak bir tarafa bu konuda sesleri bile çıkmıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşlanma sürecinin doğal bir parçası olan andropoz aslında birçok erkeği hiç etkilemiyor. Çoğu erkek böyle bir dönemin farkında bile değil. Kas gücündeki azalmayı, karnındaki yağlanmayı, dikkatindeki dağılmayı, uyku sorunları veya kas-kemik ağrılarını başka sebeplere bağlıyor. Bazı erkekler de yaşadığı cinsel sorunları ya normal kabul edip boyun eğiyor ya da saklama telaşına giriyor. Bunun nedeni biraz da sürecin özelliği ile ilgili. Erkekler kadınlarda olduğu gibi tam bir hormonal kesilme yaşamıyor. Erkeklerde yavaş ilerleyen ve yaşlandıkça belirginleşen bir testosteron hormonu kaybı söz konusu. Bu yavaş ama ilerleyici kayıp çoğu kez bir sorun çıkmadan geçiştiriliyor. Erkeklerde de, kaybedilen testosteronun yerine konması mümkün. Bu durum &#8220;hormon yerine koyma tedavisi&#8221; olarak biliniyor. Hormon eksikliğini gidermede ağız veya cilt yoluyla kullanılan güvenli tablet ve kremler var.</p>
<p style="text-align: justify;">Hormon yerine koyma tedavisi her erkek için gerekli mi sorusunu ürologlar &#8220;hayır&#8221; diye yanıtlıyor. Prostat kanseri şüphesi olanlarda, prostat büyümesi nedeniyle idrar boşaltmada ciddi sorunlar yaşayanlarda, psikiyatrik problemleri bulunanlarda, karaciğer yetmezliği gibi organ yetersizliği belirlenenlerde testosteron ile yerine koyma tedavisini zararlı buluyorlar. Uzmanlar testosteronu gerekli durumlarda mutlaka kullanıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">CİNSELLİK SONSUZA DEK MÜMKÜNDÜR</p>
<p style="text-align: justify;">Bir kez daha hatırlatalım: Cinsellik sağlıklı yaşayan, doğru beslenen, düzenli aktivitesi olan, sigara ve alkol kullanmayan, stres yönetiminde başarılı erkeklerde 80&#8242;li yaşlarda bile sorun olmuyor. Bunlar andropoz sorunlarını neredeyse hiç yaşamıyor. Massachusetts Andropoz Araştırmaları&#8217;nda bazı fiziksel düşüşler nedeniyle cinsel tatminin yaşlılıkla birlikte azaldığı düşüncesinin yanlış olduğu anlaşılmıştır. İnsanlar yaşlandıkça daha az cinsel ilişkiye girdiklerinden bir algı yanılgısı ortaya çıkıyor. Bu araştırmanın sonuçlarına göre tam tersine, cinsel tatminin kalitesi yaşla birlikte bir miktar artıyor bile. Çünkü yaş cinsellik konusunda bilgi, deneyim ve tecrübe kazanılmasını sağlıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşının getirdiği değişiklikleri kabul eden, hayatı gerektiği gibi yaşayan, değerlendiren erkeklerde andropoz dönemi cinsel güçte ciddi bir azalmaya neden olmuyor. Erkeklik cinsellikle başlamadığı gibi cinsellikle de bitmiyor. Andropozu lütfen bir iktidar savaşı olarak görmeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">ANDROPOZ REÇETENİZ</p>
<p style="text-align: justify;">- Kilo fazlalığı sorununuz varsa en kısa zamanda çözmeye çalışın.<br />
- Bir egzersiz programı oluşturun. İşe her gün 30-35 dakikalık sıkı bir yürüyüşle başlayın.<br />
- Protein tüketiminizi kontrol edin. Yeteri kadar protein almıyorsanız, eksiğinizi giderin. Özellikle kırmızı veya beyaz et gibi hayvansal proteinleri yeteri kadar tüketin. Kırmızı eti haftada 2 kez ve yağsız bölümlerinden tüketmenizde fayda var.<br />
- Dinlenmeye, eğlenmeye zaman ayırın. Tatillerinizi iyi değerlendirin.<br />
- Uyku sorunlarınız varsa,  doktorunuzdan yardım isteyin.<br />
- B6, B1 ve E vitaminleri ile çinko desteklerinden istifade edin.<br />
- Yorgunsanız ginseng, ginkgo biloba ve argininden de yararlanabilirsiniz.<br />
- Olumlu, keyifli, eğlenceli biri olmaya gayret edin. Kitap okuyun, sinemaya gidin, briç ve satranç gibi oyunlar oynayın.<br />
- Kullandığınız ilaçları gözden geçirin. Cinsel yaşamı etkileyenleri varsa doktorunuzdan yardım isteyin.<br />
- Testosteron seviyenizi kontrol ettirin.<br />
- Bütün bunlar sorununuzu gidermiyorsa bir uzmandan (üroloji veya endokrinoloji) yardım istemekten çekinmeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">UNUTMAYIN</p>
<p style="text-align: justify;">TESTOSTERON AZLIĞININ TEDAVİSİ MÜMKÜN</p>
<p style="text-align: justify;">Testosteron düşüklüğünü &#8220;fizyolojik düzeyde kalması koşuluyla&#8221; yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak kabul etmek gerekiyor. Ama testosteron seviyesinde beklenenden hızlı bir düşme varsa, nedeni mutlaka araştırılmalıdır. Eğer testosteron eksikliği ile ilişkili ciddi yakınmalar da ortaya çıkmışsa, yaşla ilişkili olsa bile testosteron eksikliğinin tedavisi yapılmalıdır. Testosteron eksikliğinin mevcudiyetini gösteren belirtilerden rahatsızlık duyuyorsanız, problemlerinizi çözmede size yardımcı olabilecek bir uzmanla görüşmenizde yarar vardır. Bir üroloji uzmanı -özellikle androloji konusunda deneyimli olanlar- veya endokrinolog sorununuzu çözme ve yönetmede size daha çok yardımcı olacaktır. Uzman, deneyimli bir hekim ve bilinçli bir hastanın işbirliği testosteron eksikliğini ortadan kaldırır.</p>
<p style="text-align: justify;">BİR BİLGİ</p>
<p style="text-align: justify;">CİNSEL GÜÇ KAYBININ BAŞKA SEBEPLERİ DE VAR</p>
<p style="text-align: justify;">Testosteron hormonunun erkeklerde önemli görevleri var. Cinsel fonksiyonların gelişmesi, korunması ve sürdürülmesi, cinselliğin uyarılmasında bu hormon ciddi bir rol üstlenir. Testosteron eksikliğinde cinsel ilişki isteğinin azalması, cinsel aktivitenin baskılanması bundandır. Testosteron seviyesindeki azalma beklenenden daha hızlı ve yoğun olduğunda erkek cinselliğinde ciddi fırtınalar yaşanır. Hemen belirtelim: Cinsel arzuyu ve gücü etkileyen sadece testosteron hormonu değildir. Ruhsal kökenli hastalıklar (depresyon, akut anksiyete…), yaşanan bazı sağlık sorunları, özellikle hormonal problemler (şeker hastalığı, tiroid bezi hastalıkları, hipofiz bezi hastalıkları), damarsal sorunlar ve metabolizma ile ilişkili problemler de cinsel yaşamı olumsuz yönde etkileyebilir. Bazı ilaçların (antidepresanlar, uyku ilaçları, betablokerler, idrar söktürücüler…) ve besin desteklerinin de (pasion flower) cinsel yaşamın tadını kaçırabileceği biliniyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/erkekler-neden-erken-oluyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dostunuzu düşmanınızı tanıyın!</title>
		<link>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/dostunuzu-dusmaninizi-taniyin.html</link>
		<comments>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/dostunuzu-dusmaninizi-taniyin.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2008 14:23:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[aç]]></category>
		<category><![CDATA[çikolata]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[doğum günü]]></category>
		<category><![CDATA[doğum kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[Dost]]></category>
		<category><![CDATA[düşman]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı yemek]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kıskanç]]></category>
		<category><![CDATA[meyve suları]]></category>
		<category><![CDATA[öğün atlamak]]></category>
		<category><![CDATA[salata]]></category>
		<category><![CDATA[sebzeler]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[tatlandırıcı]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tiroid]]></category>
		<category><![CDATA[tiroid sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[tok]]></category>
		<category><![CDATA[toksinler]]></category>
		<category><![CDATA[uyku düzeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/?p=118</guid>
		<description><![CDATA[Dostunuzu düşmanınızı tanıyın Her pazartesi başladığınız diyetlerin bir türlü sonu gelmiyorsa ya da yılın yarısını aç gezdiğiniz halde etrafta dolaşan incecik kadınlara kıskanç gözlerle bakmaya devam ediyorsanız bu işin içinde sadece yanlışlık değil aynı zamanda diyetinizi sabote edici etkenler var demektir. Hayatınızın yarısı çikolatalara imrenerek bakmakla mı geçti ya da her tatlı yediğiniz bir gün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Dostunuzu düşmanınızı tanıyın Her pazartesi başladığınız diyetlerin bir türlü sonu gelmiyorsa ya da yılın yarısını aç gezdiğiniz halde etrafta dolaşan incecik kadınlara kıskanç gözlerle bakmaya devam ediyorsanız bu işin içinde sadece yanlışlık değil aynı zamanda diyetinizi sabote edici etkenler var demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hayatınızın yarısı çikolatalara imrenerek bakmakla mı geçti ya da her tatlı yediğiniz bir gün için üç gün pişmanlık duyduğunuz halde yine de değil bir kilo bir gram bile vermiyorsanız bu duruma bir son vermenin vakti geldi demektir. Diyetlerinizin işe yaramadığını düşünerek beslenme düzeninizi değiştirmeden önce derinlemesine bir araştırma yapmalı yanlışın nerede olduğunu öğrenmelisiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyetinizi sabote edecek 15 neden</p>
<p style="text-align: justify;">1. Hızlı yemek<br />
Hızlı yemek yemek kilo almanıza neden olur bu nedenle yavaş yemelisiniz. Yiyecekleri uzun süre çiğnedikten sonra yutmak, beynin vücuda giren besinleri kaydetmesine zaman tanımak anlamına geliyor. Bu şekilde tat alma duyusu da tatmin oluyor. Böylece doyduğunuzu anlamanızla, yemeye son vermeniz arasındaki zaman kısalıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">2. Teknoloji<br />
Diyetlerinizin bir işe yaramamasının en büyük etkenlerinden biri hareketsiz yaşamdır. Eskiden bir arkadaşınızla görüşmek için belki de 10 ya da 15 dakika yürürken şimdi sadece mailleşerek görüşmüş kadar oluyor ya da internet üzerinden sohbet edebiliyorsunuz. Böyle olunca da hareket yerine oturmayı seçiyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">3. Tatlandırıcılar<br />
Kilo almamak için sürekli şeker yerine tatlandırıcı kullanıyor olabilirsiniz. Fakat yapılan araştırmalar yapay tatlandırıcıların alınan doğal kalori alımı konusunda vücudu kandırdığını ve bu nedenle de daha fazla şeker kullanma isteğini ortaya çıkardığını gösteriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">4. Sebzeler<br />
Sebzelerinizi ve salata malzemelerinizi iyi yıkadığınızdan emin olmalı ve organik olarak yetiştirilmiş olanları seçmelisiniz. Hormonlu sebze ve meyvelerden uzak durmalısınız.</p>
<p style="text-align: justify;">5. Yağ oranı düşük yiyecekler<br />
Yağ oranı yüksek ve düşük yiyecekler arasında aslında sanıldığı kadar çok fark yoktur. Yoğurt, süt ya da peynirde bu oran önemliyken yağ oranı düşük bir kek yemekle yağ oranı yüksek olanı yemek arasında hiçbir fark yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">6. Stres<br />
Beyin, vücutta enerjinin azaldığını fark eder etmez açlık hissetmemize yol açan kimyasal maddeler salgılar. Bu kimyasal maddeleri salgılayan kısmı, aynı zamanda duyguları da kontrol eder ve sıkıldığımız veya kendimizi kötü hissettiğimizde hemen buzdolabına koşmamızın başlıca sebebi de budur.</p>
<p style="text-align: justify;">7. Öğün atlamak/_newsimages/3534960.gif<br />
Her yemek yediğinizde metabolik hızınız iki saat içinde yüzde 20 &#8211; 30 artar fakat öğünleri atlarsanız metabolizmanız yavaşlar. Özellikle de kahvaltı yapmamak en büyük problemdir ve gece boyunca yüzde 5 yavaşlayan metabolik hızınız bir daha yemek yiyene kadar aynı hızda kalır.</p>
<p style="text-align: justify;">8. Meyve suları<br />
Früktoz seviyesi yüksek olan meyve suları iştahınızı açar. Bu nedenle taze meyve suyu içmek ya da meyve yemek çok daha yararlıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">9. Toksinler<br />
Karaciğer vücudun yağ yakan organıdır ve eğer alkol gibi toksinlerle doluysa yakma işlemi için daha yoğun çalışarak çok enerji harcar ve yorulur. Bu nedenle içki içerken yağ ya da şekeri çok fazla tüketmemeye dikkat etmelisiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">10. Salata<br />
Diyet yaptığınız için salata yemeyi tercih edebilirsiniz fakat salatayı dışarıda yiyecekseniz soslu bir salata yememelisiniz. Çünkü özel soslarla yapılan bu salataların kalori bakımında bir hamburgerden çok da farkı yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">11. Doğumgününüz<br />
Kış mevsiminde doğduysanız baştan kaybetmiş olma ihtimaliniz yüksek çünkü yapılan araştırmalar kış bebeklerinin obeziteye daha yatkın olduklarını gösteriyor. Bunun sebebi ise daha yavaş çalışan bir metabolizmaya sahip olmaları.</p>
<p style="text-align: justify;">12. Doğum kontrol<br />
Kadınların en büyük sorunlarından biri de doğum kontrol yöntemleri nedeniyle alınan kilolardır. Özellikle doğum kontrol hapları bazı kadınlarda iştah açarlar.</p>
<p style="text-align: justify;">13. Uyku düzeni<br />
Yapılan araştırmalara göre geceleri dört saatten az uyuyan kişiler daha çok uyuyanlara oranla daha fazla kilo alırlar. Çünkü yorgun bir vücut, normal günde yakılan enerjiyi yakamaz ve metabolizması yavaşlar. Bunun için her gün uykunuzu düzenli almaya dikkat etmelisiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">14. Evlilik<br />
Yeni evli çiftler hep evlendikten sonra kilo aldıklarından şikâyet ederler. Bunun nedeni ise birlikte bir yaşam paylaşma sonucu herşeyi aynı anda yapma isteğidir. Fakat sözkonusu yemek olunca bu yanlıştır eşinizle aynı miktarda ya da aynı şeyleri yemeden de mutlu bir evliliğe sahip olabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">15. Tiroid sorunu<br />
Sürekli yorgun hissediyorsanız, kilo almaya başladıysanız ve sürekli üşüyorsanız tiroidiniz tembelleşmiş olabilir. Bu da metabolizmanızın daha yavaş çalışmasına neden olur. Bunun için bir uzmana başvurun ve balık, fındık gibi yararlı besinler almaya dikkat etmelisiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/dostunuzu-dusmaninizi-taniyin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ASTIM</title>
		<link>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/astim.html</link>
		<comments>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/astim.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Nov 2008 07:52:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[Astım]]></category>
		<category><![CDATA[bronş]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[hırıltı]]></category>
		<category><![CDATA[koku]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[sigara dumanı]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/?p=64</guid>
		<description><![CDATA[Astım, akciğerlere hava taşıyan hava yollarının yani bronşların aşırı duyarlı olması ve çevresel bir takım etkenlerle daralması şeklinde tanımlanabilecek, genellikle alerjik olan kronik bir hastalıktır. Bu hastalığın en önemli özelliği hastanın nefes alıp verirken zorlanmasıdır. Astımın sebepleri nelerdir? Astımın ortaya çıkmasında hem kalıtsal hem de çevresel etkenlerin rolü vardır. Burada kişinin genetik olarak allerjiye yatkınlığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Astım, akciğerlere hava taşıyan hava yollarının yani bronşların aşırı duyarlı olması ve çevresel bir takım etkenlerle daralması şeklinde tanımlanabilecek, genellikle alerjik olan kronik bir hastalıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu hastalığın en önemli özelliği hastanın nefes alıp verirken zorlanmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Astımın sebepleri nelerdir? Astımın ortaya çıkmasında hem kalıtsal hem de çevresel etkenlerin rolü vardır. Burada kişinin genetik olarak allerjiye yatkınlığı söz konusudur. Çevresel etkenler hastalığı ortaya çıkarmakta ve astım krizlerini başlatmaktadır. Bu etkenlere &#8220;tetiği çeken faktörler&#8221; denilmektedir. Bunlar arasında en önemlileri, bazı tüylü hayvanlar, solunum yolu enfeksiyonları, sigara dumanı, sisli-kirli hava, stres, ağır kokular, temizlik malzemeleri, stres ve soğuk-kuru havadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Astımın belirtileri nelerdir? Öksürük, hırıltı, göğüste sıkışma hissi gibi şikayetler, haftada bir kereden daha sık tekrarlıyorsa,  şikayetler, haftada bir kereden daha sık ortaya çıkıyorsa, şikayetler gece uykudan uyandırıyorsa, konuşmakta zorluk varsa, dudak ve tırnaklarda morarma varsa, yürümede zorluk varsa, kalpte çarpıntı, nabızda hızlanma varsa, soğuk algınlığı ile ortaya çıkan öksürükler kriz halinde, kuru öksürükler olarak 10 günden fazla sürüyor ve her üşütme göğse iniyorsa bunların dışında; nefes darlığı, göğüste tıkanıklık hissi ve hırıltı, nefes alıp verirken bir ıslık sesi hissedilmesi gibi belirtiler ortaya çıkmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Astım tanısı nasıl konur? Astım tanısı açısından en önemlisi, hastanın şikayetleri ve muayene bulgusunun dikkatli değerlendirilmesidir. Tanıda en önemli testler; solunum fonksiyon testleri ve allerjinin tespiti açısından alerji testleridir. Erken tanı önemlidir. Çünkü allerjik hastalar gerekli önlemler alınmadıkça ve gereken tedavi yapılmadıkça artış gösterebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Astımın tedavisi nedir? Alerjik hastalıklar ve astımın mucizevi bir tedavi yöntemi yoktur. Çünkü bu hastalıklar genetik geçişlidir. Ancak erken tanı ve iyi bir tedavi ile tamamen kontrol altına alınabilen hastalıklardır. Tedavide en önemli olan, hasta-hekim ilişkisi ve hastanın, hastalığı hakkında bilgi sahibi olmasıdır. Tedavinin amacı, hastaya, şikayetlerinin olmadığı veya en az düzeyde olduğu bir yaşam sağlamaktır. Tedavi uzun sürelidir. Tedavide birinci basamak kişinin duyarlı olduğu allerjilerden uzaklaşması ve sakınmasıdır. Tedavinin ikinci basamağı ilaçlardır. Öncelikle solunum yolu ile alınan, sprey ve ya toz şeklindeki ilaçlar tercih edilmelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.orjinallida.com/saglikliyasam/astim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
