Lida Yosun Jeli Lida Meizi Çay

 
Oca
15

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-15-2009

Hipertansiyon, ciddi bir hastalıktır. Hipertansiyon sinsi sinsi geliştiği için organlarda önemli hasarlar oluşturarak yaşamı tehdit edebiliyor.

Hipertansiyonun tedavisi için onu oluşturan sebepleri de bilmek gerekiyor. Alman Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Soylu, kişiyi adım adım hipertansiyon hastalığının pençesine düşüren sebepler hakkında şu bilgileri verdi:

“Kan basıncı yükseliyor”

“Hipertansiyonu basit bir şekilde ‘yüksek kan basıncı’  olarak adlandırabiliriz. Kanı kalpten dokulara taşıyan damarların kan basıncı, hastaya ait özellikler (yaş, cinsiyet, ırk gibi) ve fiziksel durumdan (istirahat, efor gibi) etkilenen bir parametredir. Normal bir yetişkinde olması gereken kan basıncı değeri istirahat halinde 120/80 mmHg’dir. (milimetre civa) Herhangi bir kişide kan basıncı uyku sırasında düşük, sinirli ya da heyecanlıyken de yüksektir. Genellikle de normalin üst sınırı olarak kabul edilen değer 140/90 mmHg`dır. Kanı kalpten dokulara taşıyan damar kan basıncı devamlı olarak 140/90 mmHg üzerinde seyrediyorsa burada hipertansiyondan bahsedilir.

“Sonuçları öldürücü olabilir”

Hipertansiyon, kalp hastalıkları için ana bir risk faktörüdür. Eğer tedavi edilmezse beyin dolaşımı, kalp, damar ve böbrek hastalıkları için ciddi hastalık ve ölüm oranlarında artışa sebep olur. Teşhis yapılıp tedavi başlanırsa artan kan basıncı düşürülebilir, kalp ve kalp dolaşım sistemindeki hastalık riski azaltılabilir. Hipertansiyon ciddi bir durumdur. Kendi başına öldürücü değildir, fakat tedavi edilmediğinde hipertansiyonun sonuçları öldürücü olabilir. Hipertansiyon kalbi zorlayarak kalp yetmezliğine neden olabilir.
Hipertansiyonlu hastalar kanama ve beyindeki kan damarlarının trombozuna (pıhtılaşma/inme) diğerlerinden daha kolay yakalanırlar. Hipertansiyon ayrıca koroner arter hastalığına da büyük katkıda bulunur.

“Erişkinlerde sebep bilinmiyor”

Erişkin yaştaki hipertansiyonların yüzde 90’ında sebep tam bilinemez. Bu tip hipertansiyona tıpta esansiyel veya primer hipertansiyon denir. Halk arasında “asabi tansiyon” da denilmektedir. Genellikle hayat boyu devam eden bir durumdur. Hipertansiyon oluşmasında başka bir hastalık veya sebep söz konusu ise buna sekonder hipertansiyon denir. Erişkinlerde yüzde 6-8 sıklıkta rastlanır. Burada bu tip hipertansiyonla ilgili bilgiler verilmeyecektir. Esansiyel hipertansiyonun nasıl oluştuğunun mekanizmaları, günümüzde oldukça ortaya konmuştur. Bu tip yüksek tansiyonun gelişmesini kolaylaştıran bazı önemli faktörler vardır. İşte kişileri hipertansiyona adım adım götüren bu sebepler:

İşte tansiyona götüren sebepler…

*Kalıtım: Hipertansiyonun bazı ailelerde daha sık görüldüğü bilinmektedir. Anne, baba veya yakın kanbağı olan akrabalarınızda hipertansiyon varsa, sizde de oluşma ihtimali fazladır. Aile fertleri arasında erken yaşta kalp krizi veya felç geçirenler bulunuyorsa, diğer aile üyelerinin belirli aralıklarla tansiyonlarını ölçtürmeleri erken tanı için önemlidir. Kalıtımsal (genetik) özelliklerin hipertansiyona katkısı, %30-60 gibi önemli bir orandır.

*Cinsiyet: Erkeklerde kadınlara göre daha fazla sıklıkta hipertansiyon görülür. Menopoza girildikten sonra kadınlarda da görülme sıklığı artar.

*Yaş: Hipertansiyon genellikle 35 yaşın üzerinde ortaya çıkar ve yaş ilerledikçe daha sık görülür. 15-20 yaş civarındaki hipertansiyon vakalarının da yüzde 20-25’i esansiyel tiptir.

*Irk: Siyah ırkta beyazlara göre daha sık hipertansiyona rastlanır ve daha şiddetli seyreder.

*Şişmanlık: Yapılan taramalarda ideal ağırlıklarının yüzde 20’sinden fazla şişman olan kimselerde, hipertansiyon gelişme şansının yüksek olduğu anlaşılmıştır. Ancak şişmanlık her zaman hipertansiyona neden olmamaktadır.

*Yemeklerde fazla tuz kullanılması: Yemeklik tuzda sodyum ve klor bulunur. Sodyum sağlık için gereklidir ve yeterli, normal miktarda yenirse vücuttaki sıvı dengesinin düzenler. Yüksek tansiyonlu kişilerin bazıları aşırı tuzlu yiyen kişilerdir. Fazla atılan tuz böbreklerden atılır ama bazı kişilerde bu mekanizma az çalıştığından, tuzla birlikte vücutta su da tutularak hipertansiyon gelişebilir. Hipertansiyonlu hastaların büyük kısmında tuz alımı azaltılırsa tedavide yararlı olur.

*Alkol: Fazla miktarda düzenli alkol içilmesi kan basıcını yükseltebilir.

*Sigara: Fazla sigara içilmesi de kan basıcını etkilemektedir.

*Sedanter ( hareketsiz ) yaşam şekli: Bu şekilde yaşayanlar genellikle şişmandırlar ve bu da hipertansiyona zemin hazırlar. Hareketli yaşam,düzenli yürüyüşler hem kilo alınmasını önler, hem de sıkıntı ve endişe gibi hislerin giderilmesini sağlar.

*Stres: İşinde veya evinde sıkıntı ve gerginlik içinde yaşayanlarda kan basıncı geçici olarak yükselebilir. Bu stresler şiddetli ve uzun süreli olursa devamlı hipertansiyona yol açabilir.


 
Oca
14

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-14-2009

İZMİR’de Diyabet Hemşireliği Kursu’nda konuşan Prof. Dr. Çiçek Fadıloğlu, dünyada 180 milyon kişinin diyabet hastası olduğunu, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2005 yılında diyabet hastalığından 1 milyon kişinin öldüğünü söyledi.

Ege Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi Yunus Emre Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen Diyabet Hemşireliği Kursu, Prof.Dr. Çiçek Fadıloğlu bşkanlığında yapıldı. Kursta hemşirelere ve hemşire adaylarına diyabet ve diyabet yönetimi hakkında bilgiler verildi.

Diyabeti insani, sosyal ve ekonomik etkileri olan bir sorun olarak tanımlayan Prof.Dr. Çiçek Fadıloğlu, “Dünyada 180 milyon diyabetli var, 2025 yılında bu sayı yüzde 15 artacak. Diyabet, çalışma çağında olan insanların sakat kalmasına, ölmesine ve ülkenin sağlık unsurlarının tükenmesine yol açıyor” dedi. Prof.Dr. Çiçek Fadıloğlu, bu kadar önemli boyutlarda olan diyabet hastalığının, herkes tarafından iyi tanınması ve gereken duyarlılığıng österilmesini istedi.

Prof. Dr. Fadıloğlu, diyabette yaşam tarzının önemli olduğunu belirterek, kilo vererek, tükettiğimiz doymuş yağ oranını yüzde 30 azaltarak ve fiber alımını arttırarak diyabete yakalanma oranının yüzde 58 azalacığını belirtti.

HASTA KENDİSİYLE BARIŞIK OLMALI

Kursta konuşan uzman Şebnem Günayman ise diyabetli bir birey olarak diyabet yönetimi hakkında bilgi verdi. Hastanın kendisiyle barışık olup, diyabetli yaşama alışık olması gerektiğini belirten Günayman, “Hasta çevresiyle ve kendisiyle barışık olmalı. Hastayla yaşamı paylaşan kişiler, hastaya uyum sağlamalı. Ailede diyabetli biri varsa diğer aile bireyleri de diyabetli hastaya uyup diyabetle yaşamayı öğrenmeli” dedi.
Hastanın psikolojisinin bozulmaması için için olumsuz düşüncelere kapılmaması gerektiğini belirten Şübnem Güneyman, hastanın çevresindeki kişilerin de olumsuz konuymalarda bulunmamasını istedi.

HASTA TEDAVİDE AKTİF OLMALI

Daha sonra konuşan Prof. Dr. Aynur Esen ise, bireyi olduğu gibi kabul etmeK ve onu hasta olarak görmemek gerektiğini SÖYLEDİ.
Prof. Dr. Esen “Diyabetli hasta, diyabet yönetimine aktif bir şekilde katılmalıdır. Uzmanlar hasta için değil, hastayla birlikte tedavi için hareket etmelidir. Diyabet tadavisinde merkezde hemşireler olduğu için, tedavi sürecinde hemşireler gerekli özveriyi göstermelir” diye konuştu.


 
Ara
25

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Aralık-25-2008

Transkraniyal Manyetik Uyarım tedavisi beyindeki nöronların uyarıldığı noninvazif bir yöntem.

Amerikan Psikiyatri Birliğinin (APA)  yayın organı HEADLINES U.S.NEWS’ in bildirdiğine göre NIMH (ABD Ruh sağlığı resmi enstitüsü) rTMS (TMU) tedavisinin depresyonda % 20 den % 60 a kadar iyileşme sağladığını açıklandı. 23 Aralık 2008 tarihli raporda NIMH yılda 14 milyon Amerikalı depresyona giriyor. Güçlü manyetik akımlarla yapılan beyin aktivitesini düzelten TMU tedavisi çeşitli felçlerde, migrende ve kronik ağrılarda tedavi potansiyeli taşımaktadır.

Atlanta Journal-Constitution Health News şu bilgilere yer verdi: “Transkraniyal Manyetik Uyarım tedavisi beyindeki nöronların uyarıldığı noninvazif bir yöntem. TMU uygulanmasında, dışarıdan elektrik akımı verilmeden güçlü ama kısa bir manyetik alan oluşturularak beyin aktivitesi değiştiriliyor. TMU’ın felç, beyin hasarı, kronik ağrı, migren ve çok sayıda psikiyatrik bozukluğun tedavisinde potansiyel bir değer taşıdığı düşünülüyor. Geçtiğimiz Ekim ayında Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) TMU’nun depresyon tedavisinde, en az bir antidepresana yanıt vermemiş hastalarda kullanımına onay verdi. Amerikan Ulusal Mental Sağlık Enstitüsü tarafından (NIMH) her sene yaklaşık 14 milyon Amerikalının depresyona girdiği bildirildi.  İlaç tedavisinden farklı olarak, TMU uykululuk, kilo alımı ve diğer sistemik yan etkilere yol açmıyor. Ve elektrokonvülsif tedavinin aksine konfüzyon veya hafıza kaybına sebep olmuyor. Farklı çalışmalarda TMU’nun %20 ila 60 oranında depresyon hastalarına fayda sağladığı görüldü.”

rTMS olarak bilinen TMU tedavisi ülkemizde 5 yıldan beri Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi ve NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesinde dirençli depresyon vakalarında kullanmakta ve yüz güldürücü sonuçlar alınmaktadır. Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın ilk Türkiye’ye getirerek uygulamaya soktuğu Manyetik Uyarım Tedavisi uzun tedavi süreçlerinden geçtiği halde sonuç alınamayan dirençli depresyon vakalarında kullanıldı. Ulaşılan sonuçlar farklı psikiyatri kongrelerinde de sunulan TMU tedavisi artık diğer hekimler tarafından da ilk seçenekler arasında yer almaya başladı.

Türkiye’de ilk uygulamayı yapan NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Ahmet Muhtar Şengül TMU tedavisinde uyguladıkları protokolü anlattı:

TMU yeni nöropsikiyatrik tedavi tekniklerinden birisidir. Tedaviye dirençli nöropsikiyatrik vakalarda hekimin istediği ile uygular. Seanslara başlamadan önce ilk seansta hastanın tansiyon ve nabzı ölçülür, QEEG çekilip çekilmediği kontrol edilir, kayıtlara işlenir, gerekli belgeler verilir imzalatılır. Nadir de olsa epilepsi nöbet riski olduğu için ambu cihazı dahil gerekli önemler alınır. Seansın başlangıcında hekimin hangi hemisfer, hangi frekans ve kaç atım (puls) uyarı verileceğine dair talimatı alınır.

İlk seansta treshold’u belirlemek için sol paryetele uyarı verilir, Sağ kolda kasılma alındığında %10 fazlası ile ‘power’ ayarlaması yapılır. Hekim isterse bu ayarlamaları değiştirir. Hastanın başına hijyenik amaçlı tek kullanımlık bere takılır.Belirlenen bölgeye göz ve kulak korunarak uyarı verilir. Tedavi süresince hasta yalnız bırakılmaz. Tedaviyi hekim ve/veya eğitimli sağlık personeli yapabilir. Tedavi öncesi hasta ve yakınlarına bilgilendirilmiş “Uygunluk onay formu” verilir ve okuduğuna dair imza alınır. Hekim TMU tedavisi ile ilgili beklenen fayda ve muhtemel risklerle ilgili tedavi öncesi bilgilendirmeyi yapmak zorundadır. Seans bittikten sonra daha sonraki oturumların planlanması hasta veya yakınlarına verilir. TMU ilaç tedavisi ile birlikte kullanılabilir. Gebelerde ve emzirenlerde kullanılabilir, vücut pili olanlarda 60 cm mesafe önerilir. Toplam seanslar bittikten sonra 12 saat önceden ilaç kesilerek 2. QEEG çekilir. Bu QEEG birinci çekimin devamı niteliğindedir (Hastaya finansal olarak yansıtılmaz). Seanslar bittiğinde ve QEEG çekildikten sonra hekim tedavi sonucunu değerlendirir.


 
Ara
24

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Aralık-24-2008

Transkraniyal Manyetik Uyarım tedavisi beyindeki nöronların uyarıldığı noninvazif bir yöntem.

TMU uygulanmasında, dışarıdan elektrik akımı verilmeden güçlü ama kısa bir manyetik alan oluşturularak beyin aktivitesi değiştiriliyor.

TMU’ın felç, beyin hasarı, kronik ağrı, migren ve çok sayıda psikiyatrik bozukluğun tedavisinde potansiyel bir değer taşıdığı düşünülüyor. Geçtiğimiz ekim ayında Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) TMU’nun depresyon tedavisinde, en az bir antidepresana yanıt vermemiş hastalarda kullanımına onay verdi. Amerikan Ulusal Mental Sağlık Enstitüsü tarafından (NIMH) her sene yaklaşık 14 milyon Amerikalının depresyona girdiği bildirildi.

İlaç tedavisinden farklı olarak, TMU uykululuk, kilo alımı ve diğer sistemik yan etkilere yol açmıyor. Ve elektrokonvülsif tedavinin aksine konfüzyon veya hafıza kaybına sebep olmuyor. Farklı çalışmalarda TMU’nun %20 ila 60 oranında depresyon hastalarına fayda sağladığı görüldü.


 
Ara
17

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Aralık-17-2008

İtalyan bilim adamlarının Avrupa Moleküler Biyoloji Laboratuvarı ile birlikte yaptığı araştırmalar, kalp krizi konusunda mucize bir buluşla sonuçlandı. Hayvanlar üzerinde başarılı olan yöntem bir süre sonra insanlar üzerinde de denenecek. Bu yönteme göre, kriz geçiren kalp, kendini yenileyebilecek.

İTALYA’nın başkenti Roma’da bulunan ve ülkenin en büyük yüksek öğretim kurumu olan La Sapienza Üniversitesi ile Avrupa Moleküler Biyoloji Laboratuvarı işbirliğiyle yapılan araştırmalar, kardiyoloji alanında mucize denilebilecek bir buluşla sonuçlandı. Buna göre kriz geçiren kalp, kendi kendini tedavi edebilecek.

İtalyan Kardioloji Topluluğu Kongresi’nin Roma’da düzenlediği 69’uncu kongresinde yapılan sunumla ortaya çıkan mucize yöntemin, kök hücre çalışmalarına dayandığı açıklandı.

Buna göre bilim adamları, kriz geçiren kalpte deformasyon oluştuğunu, ancak keşfedilen yöntemle kök hücrelere kalbin onarılması kodlaması yapabildiklerini, böylece başka tedaviye gerek kalmadığını, vücudun kendi tedavisini yaptığını bildirdi. Yöntemle hayvanlar üzerinde başarı sağladıklarını, bir süre sonra insanlar üzerinde de çalışmaların başlayabileceği bildirildi.



Çin konuşlu fabrikasında Lida turunç filizleri ile üretilmektedir.