Lida Yosun Jeli Lida Meizi Çay

 
Oca
16

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-16-2009

Uyku sorunları yaşayanlar, öfkeli, sinirli ve sabırsız olduklarından depresyona en yatkın kişiler oluyorlar.

Uyku sorunları çocukluk yaşlarından yetişkinliğe uzanan bir çizgide her zaman yaşanabilmektedir. İleri yaş uykusuzlukları da bilinmektedir. Yaşam kalitesini bozan uyku sorunları kişinin iş başarısını düşürdüğü gibi insanı asabileştirebilmekte ve çevresi tarafından kaçınılan insan durumuna sokabilmektedir. Uykunun kaliteli olması yaşamında kaliteli olmasında önemli bir etken. İş ve hayat başarısı isteyen kişiler uyku hijyeni ve kalitesine önem verilmelidir. Uyku sorunları ne zaman başlar, nasıl gelişir, ne gibi fiziksel ve psikolojik sorunlara sebebiyet verir sorusu herkesin aklında artık. Trafik kazalarının sık yaşanıyor olması uykusuzluğa bağlı gelişen dikkat eksikliğinin bir sonucu değil mi? İhmal edilen ama bedeli yüksek olabilen istenmeyen sonuçlar doğurabilen bu konuyu Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi konsültasyon liyezon psikiyatrisi uzmanı Prof. Dr. Kemal Arıkan açıkladı.

-Uyku bozukluğu tanısı nasıl konuluyor?

Klinik bulgular ve polisomnografi yoluyla koyulmaktadır.

-Burada EEG’nin yeri nedir?

EEG uyku sürecini analiz etmek için elimizdeki hemen hemen tek olanaktır.

-Peki uyku EEG’si burada farklı veriler mi sunar?

Evet. Her uyku bozukluğu için uykunun bir aşamasında patoloji vardır.

-Uyku laboratuarı uyku bozuklu tedavisinde önemsenmeli midir?

Elbette. Uyku bozukluklarının tanısında uyku laboratuarı kaçınılmaz bir öneme sahiptir.

-Kişinin kendisinin de durumunu görmesi açısından uygulanan testler var mıdır?

Evet. Uyku laboratuarında elde edilen veriler hipnogram adı altında bir çıktı sağlar. Buna bakan kişi kendi uyku düzeni hakkında bilgiye kavuşur. Ve tedaviyle ortaya çıkan değişimi izleyebilir hale gelir.

-Uyku sorunu yaşayan kişinin bu durumu ne zaman uyku bozukluğu noktasına gelir?

Klinik olarak hemen her uyku bozukluğunun özgün semptomları vardır. Bunlar genel olarak; aşırı uyku hali, uykusuzluk ya da patolojik uyku şeklinde tezahür eder. Söz konusu bulgular kişinin yaşamını etkiler hale geldiğinde artık olay bozukluk noktasındadır.

-Liyezon psikiyatrisinde uyku bozukluğunun yeri nedir?

Büyük öneme sahiptir. Zira hemen her psikiyatrik bozukluk bir şekilde uyku kalitesini bozmaktadır. O noktada ayırıcı tanı için nöroloji, göğüs hastalıları ve KBB başta olmak üzere diğer tıp disiplinleri ile psikiyatrinin işbirliğine girmesi gerekir ki orada karşımıza konsültasyon-liyezon psikiyatrisi çıkmaktadır.

-Hocam uyku sorunları tedavisinde pek çok insanın kafası karışık durumda. Uyku bozukluğu yaşayan kişiler göğüs hastalıkları uzmanına mı, nörologa mı, psikiyatri uzmanına mı müracaat etmelidir?

Tüm o branş hekimlerinin işbirliği yapması gerekir. Hastalar ise işe psikiyatriden başlayabilir.

-Terapistinde tedaviye katılmasını gerekli görür müsünüz?

Elbette. Uyku bozukluklarının altında çoğu zaman özgün psikiyatrik bir sendrom vardır. Öyle bir durumda terapistin devreye girmesi psikiyatrik tabloya dair kişide iç görü kazanmaya hatta bazen terapötik etkiye yol açmaktadır.

-Uyku bozukluğunda yaş faktörü var mıdır?

Vardır. Belirli uyku bozuklukları belirli yaşlarda daha sık ortaya çıkmaktadır.

-Yaşlılıkta yaşanan uykusuzluğu da uyku bozukluğu spektrumunda mı değerlendiriyorsunuz?

Eğer kişinin yaşam kalitesini bozuyorsa evet.

-Uyku bozukluğunun tetiklediği hastalıklar nelerdir ?

Birçok psikiyatrik hastalık sayılabilir. Bunlardan en sık karşımıza çıkanı depresyondur.

-Peki hangi bozukluklar daha çok uyku bozukluğuna sebep olmaktadır?

Yukarda da ifade ettiğim gibi hemen tüm psikiyatrik hastalılar uyku bozukluğu ile birlikte gitmektedir. Hatta depresyona özgü hipnogram depresyonun bilinen en ünlü biyolojik işareti olarak kabul edilir.

-Uyku bozukluğunun hayat kalitesini olumsuz etkilediği, çalışma performansını düşürdüğünü söyleyebilir miyiz?

Kesinlikle…

-Hocam uykusuzluk en çok kişinin asabi davranışlarıyla ortaya çıkıyor sanırım günlük hayatta?

Doğrudur. İnsomnianın en önemli klinik bulgularından birisi sinirliliktir. Kişiyi sabırsız ve impülsif yapmaktadır.

-Yaşanan trafik kazalarında uyku sorunlarının yeri önemli olsa gerek değil mi?

ABD’de yapılan araştırmalar gösteriyor ki, örneğin nakolepsi trafik kazalarının en başta gelen sebepleri arasındadır.

-Uyku ve solunum arasındaki ilişki nedir?

Bunun klinik önemi uyku apnesi denilen tablodur. Bazı insanlar uyku sırasında uzun sürelerle nefes alıp verememektedir. Hayati önem taşıyan bu meselenin ivedilikle çözümlenmesi gerekmektedir.

-Kaygılı bir hayatı olan, iş stresini yoğun yaşanların uykuları nasıl etkilenir?

Bu gibi durumlar genelde uyku hijyenini bozmaktadır. Uykuya dalma güçlüğü, geceleri sık uyanma vb uyku bozukluklarına yol açmaktadır. Kişi normal uykuya geçiş için gereken minimum relaksasyonun sağlayamamaktadır. Aklında sürekli olarak işleri ardır.

-Uykusuzluk mu depresyon nedenidir yoksa depresyon mu kişi uykusuz yapar?

İkisi de doğrudur. Depresyon-uyku ilişkisi karşılıklıdır.

-Çok uyumak bir sorun herhalde ama uyuyamamakta aynı şekilde?

Elbette. Hatta, az uyumak dediğimiz insomnia tablosu çok uyumak denilen hipersomniadan daha fazla rastlanan bir uyku bozukluğudur.

-Uykunun kaliteli olması kişiye neler kazandırır?

Uyku kalitesinin iyi olması genel olarak yaşam kalitesini yükseltir. Kişi hayatı daha fazla sever, bağlanır. Performansı yükselir.

-Uyku süresinin standart bir saati var mıdır? Bu kişin ihtiyacına göre mi şekillenir?

Kişiye göre değişmekle beraber ortala 6-8 saat sürmesi gerekir.

-Coğrafyanın uykuya etkisinden bahsedebilir miyiz?

Gün ışığı ritmi uyku ritmini etkiler. Dolayısıyla coğrafya ile uyku düzeni arasında belirli bir ilişki olması beklenir.

-Uyku teröründen bahsedebilir miyiz?

Evet uyku terörü denilen tablo uykunun belirli bir aşamasında ortaya çıkan kabuslarla giden bir uyku bozukluğudur. Kişiyi şaşkına çevirir ve yaşam kalitesini ileri derecede bozar.

-TV ve bilgisayarın uykuya etkisi nedir?

Uyku hijyenini bozabilirler.

-Doğru ve hijyenik bir uyku için neler önerirsiniz?

Belirli bir saatte yatmayı, belirli bir saatte kalkmayı, oda ısısını hafif serin tutmayı, uykuya dalmadan önce 1-2 saat öncesinde herhangi bir çay kahve vb stimulan almamayı öneririm.

-Uykusu kaçan kişiler ne yapmalıdır?

Yatağı sadece uyku için kullanmayı öneririm! Yani uykumuz gelsin diye saatlerce yatakta beklemek yararsızdır. En iyisi kalkıp hafif bir kitap okumak, ya da bir bardak ılık süt içmek sonra tekrar uyumaya çalışmak ilk aklıma gelen öneriler.


 
Oca
15

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-15-2009

Çinkonun erkek üretkenliğinde, seksüel arzuda ve uzun süreli seksüel sağlıkta çok büyük etkisi olduğu biliniyor. Peki ya diğerleri…

Mineralleri yadsımayın!

Seks için bazı minerallerin etkisi inkar edilemez. Örneğin, çinko gibi. Yapılan araştırmalar çinkonun çok kuvvetli canlandırıcı olduğunu ortaya çıkardı.

Erkek için çinko

Çinkonun erkek üretkenliğinde, seksüel arzuda ve uzun süreli seksüel sağlıkta çok büyük etkisi bulunmaktadır. Her ilişkide 5 mlgr. çinko harcanır. Ve, bu günlük ihtiyacın üçte biri.

İyi seks deyince

• Tipik bir romantik yemek deyince genellikle aklımıza, seksin değil de tam olarak iyi bir uykunun reçetesinde olması gereken, şarabı ve kalın sulu bifteği içeren bir yemek ve devamında bol çikolatalı tatlı gelmektedir.

Kan akışını hızlandırmak için…

• Düşük yağ, düşük kolesterollü ‘Cinsel Gücü Arttıran Diyeti’ uygulayarak ve biraz egzersiz yaparak(sağlığınızı iyileştirmek ve aynı zamanda cinsel organlara kan akışını arttırmak için ) siz ve partneriniz sağlıklı cinsel hayatınızın keyfini uzun seneler çıkartabilirsininiz.

Bu diyet aşağıdakiler sayesinde yardım eder

• Eğer herhangi bir şey genel sağlığınız için iyi ise aynı zamanda cinsel hayatınız içinde iyidir. Bu yüzden bu diyet daha dinç hissetmeniz için az yağlı ve iyi dengelenmiş besin seçenekleri içeriyor.

• Afrodit’in suda doğduğu söylenir dolayısıyla da birçok deniz besini afrodizyak olarak isimlendirilmiştir. Bu beslenme planı, hisleri harekete geçirecek lezzetli deniz besinleri içeriyor.

• Biber, cumin, arnavutbiberi gibi baharatlar vücudu ısıtırlar. Bu diyet ısıyı arttıracak baharatlar içeriyor.

Kahvaltı

Birinci seçenek

• Pudra şekerine batırılmış çilek
• Taze sıkılmış portakal suyu
• Omlet

İkinci seçenek

• Greyfurt üzerine maraşino kirazı
• Kızarmış ekmekler üzerinde kırmızı soğanlı, yağsız krem peynirli ve marullu, tütsülenmis somon
Taze çekilmiş kahve

Üçüncü seçenek

• Pankek
• Taze kiraz
• Greyfurt suyu
• Cappuccino

Öğle

Birinci seçenek

• Çilek tutkusu çorbası
• Tam tahıllı peynirli kraker
• Zeytinyağlı kuşkonmaz salatası
• Taze armut

İkinci seçenek

• Nicoise salatası
• Tuscan ızgarada sarımsaklı ekmek
• Yağsız çikolatalı brovni

Üçüncü seçenek

• Fransız ekmeğinden pizza
• Zeytin
• Fındıklı ve kuruyemişli taze elma dilimleri

Akşam

Birinci seçenek

• İstiridye bienvielle
• Karışık yeşil salata
• Haşlanmış armut

İkinci seçenek

• Enginarlı sotelenmiş tavuk
• Parmesanlı sıcak ekmek dilimleri
• Yeşil salata
• Çikolataya batırılmış taze kiraz, çilek

Üçüncü seçenek

• Tatlı ıstakoz kuyruğu
• Ispanak salatası
• Sıcak sandviç ekmeği
• Düşük kalorili çikolatalı pasta

Yapılması gerekenler

• Lezzetli, değişik ve belki nadir bulunan yiyecekleri tercih edin.
• Tabaktaki yiyeceklerin afrodizyak sayılan ,enginar, istiridye, çilek ve çikolata olmasına özen gösterin.

Uzak durulması gerekenler

• Özellikle geceleri yediğiniz yağlı yiyecekler. Kan akışını sindirim sistemine yönlendikleri ve üreme sisteminden uzaklaştırdıkları için yağın sindirimi uzun zaman alır.

• Çok fazla alkol kullanılması. Az miktarda alındığında alkol rahatlatıcı bir etki yaratırken fazlası uyutucu etki yaratır.


 
Oca
13

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-13-2009

Günde 7 saatten az uyumanın soğuk algınlığı riskini artırdığı bildirildi.

Carnegie Mellon Üniversitesi’nden bir ekip, bu kişilerde soğuk algınlığı riskinin, gecede 8 saat veya daha fazla uyuyanlara nazaran 3 kat fazla olduğunu saptadı.

Yetersiz uykunun bağışıklık sistemini ve dolayısıyla vücudun nezle ve gribe yol açan virüslerle mücadele yeteneğini zayıflattığı düşünülüyor.
Archives of Internal Medicine dergisinde yayımlanan araştırma, ortalama 37 yaşında 153 sağlıklı erkek ve kadın arasında 2000-2004 yılları arasında yapıldı.

Deneklerden uyku alışkanlıkları hakkında bilgi alındıktan sonra, kendilerine yaygın bir nezle virüsünü ihtiva eden burun damlaları verildi ve 5 gün boyunca karantinaya alındı.

5 gün sonra deneklerin nezle semptomu gösterip göstermediklerine bakıldı. Virüsü aldıktan 28 gün sonra da her bir gönüllünün kan örnekleri alındı ve vücudun enfeksiyonla savaşım için antikor geliştirip geliştirmediğine bakıldı.

Ortalama 7 saatten az uyuduğunu bildiren deneklerin, 8 saat ve üzeri uyuyanlara oranla hapşırma, boğaz yanması ve diğer semptomları gösterme olasılığının 2,94 kat daha fazla olduğu belirlendi.

Yataktaki zamanın yüzde 92′sinden daha azında uyuyanların hasta olma riskininse yataktaki zamanlarının yüzde 98′ini uykuda geçirenlere oranla 5,5 kat daha fazla olduğu saptandı.

Araştırmacılar, yeterli ve kaliteli bir uyku çekmemenin bağışıklık sisteminin enfeksiyonla savaşmak için ürettiği kimyasalların düzenlenmesini bozduğunu düşünüyorlar.


 
Oca
05

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-5-2009

Uyku apnesinin düşünce ve hafızayı bozan, ciddi bir beyin hasarına yol açabildiği kanıtlandı.

Beyin taramaları, uyku apneli hastalara ait mamiler cisimciklerin sağlıklı kontrol deneklerinden daha küçük olduğunu ortaya koydu.

Yapılan çalışmada uyku apnesi olan kişilerde hafıza depolayan beyin bölümünün küçülmüş olduğu görüldü. Bu bulguyla uyku ve solunum bozukluğunun sağlık açısından ciddi bir tehdit oluşturduğu ileri düzeyde kanıtlanmış oldu.

Los Angeles, Californiya Üniversitesi’ndeki araştırmacıların yürüttüğü beyin tarama çalışmalarından edinilen bulgular, ilk defa uyku apnesinin hafıza depolayan beyin bölgelerindeki doku kaybı ile ilişkili olduğunu ortaya koydu. Uyku apneli hastaların düşünme ve odaklanma problemleri çoğu zaman uyku yoksunluğuna atfedilirken, taramalar çok daha gizli seyreden bir başka oluşuma işaret etti.

Araştırma lideri, David Geffen Tıp Okulu’ndan Ronald Harper’in bu konudaki görüşleri şöyle; “Edindiğimiz bulgular uykuda yaşanan solunum bozukluğunun düşünce ve hafızayı bozan, ciddi bir beyin hasarına yol açabildiğini ispatlıyor. Araştırma verileri Neuroscience Letters dergisinin 27. Haziran  sayısında yer alıyor.

UYKU APNESİ NEDİR?

Uyku apnesi uykuda boğaz, yumuşak damak ve dildeki kaslar gevşediğinde meydana gelir. Bu kaslar sarkıp, havayolunu daralttığında, dil ağzın gerisine doğru kayar, nefes borusunu bloke ederek oksijenin akciğerlere geçişini engeller. Uyuyan kişi solunum güçlüğü yaşar ve uykusu kısa süreli bölünür. Bu döngü gece boyunca defalarca tekrarlanır. Sonuçta hastada yüksek sesli horlama ve gün içerisinde kronik bitkinlik görülür. Bu bozukluk aynı zamanda artmış strok, kalp hastalığı ve diyabet riski ile ilişkilendirilir. 20 milyon Amerikalının uyku apnesinden muzdarip olduğu tahmin edilmektedir.

Çalışmada mamiler cisimcikler olarak adlandırılan, beynin alt kısmındaki yapılara odaklanıldı. Araştırmacılar manyetik rezonans görüntüleme tekniği ile uyku apneli 43 hastanın beynini taradılar. Kontrol deneklerinin görüntüleri ile karşılaştırıldığında, uyku apneli hastaların beyinlerinde özellikle sol tarafta, hacimleri %20 oranında küçülmüş, mamiler cisimcikler görüldü.

Uyku bozukluğunun beyin dokusunu etkileme sebebi bilinmese de, araştırmacıların teorisine göre bu tekrarlanan oksijen düşüşleriyle ilişkili. Apne epizodu esnasında, beyindeki kan damarlarının daralmasıyla, dokularda oksijen açığı oluşuyor. Bu durum hücre ölümüne yol açıyor. Kalp hastalığı ve strokla da ilişkilendirilen bu enflamatuar süreç ileri doku hasarına sebep oluyor.

Dr. Harper’in bu konudaki yorumu şöyle: ” Mamiler cisimciklerin hacmindeki küçülme, çok miktarda hücre kaybıyla sonuçlanan, hasar verici bir olaya maruz kaldıklarını düşündürmekte. Uyku bozukluğu tedavisi görmelerine rağmen, hastaların hafıza problemlerinin devam ettiği göz önüne alınırsa, bu olay kalıcı beyin hasarı şeklinde yorumlanabilir.”


 
Ara
16

    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Aralık-16-2008

Eğilirken belinizi tutuyor ya da uykudan ağrıyla mı uyanıyorsunuz? Uzmanlar bu sıkıntılarından kurtulmak için uygulayabileceğiniz küçük ipuçlarını sıraladı.

Korunma yöntemleri

“Doğru durusu öğrenerek belinize yüklenmeyi azaltabilirsiniz. Bel ağrılarının dörtte üçü korunma ile önlenebilir” dedi. Uzmanlar, belimizi korumak için su önerilerde bulundu:

Durusu iyileştirme

Düzgün duruş boyun, sırt ve beldeki kavislerin dengeli ve uyum içinde olması demektir. Ayakta ve oturma sırasında kötü duruşta bu kavislerin artması ya da azalması ile diskler, kaslar, bağlar ve eklemlerde zorlanmayla ağrı oluşur. Aşağıdaki öneriler duruşunuzu iyileştirmenizde yardımcı olacaktır.

Ayakta dururken:

* Omurganızın kavislerini koruyun. Öne ya da arkaya eğilmeden düzgün durun.
* Her iki ayağınızın üzerine eşit ağırlık verin.
* Karninizi ve çenenizi hafifçe içeriye çekin.
* Her iki ayak tabanınızı yere 10–15 cm aralıklı olarak basın.

Düzgün oturma

Oturduğunuz yer ne çok sert ne de yumuşak olmalı, kol koyma yerlerinin, oturma yerinin ve arkalığının yüksekliği ve eğimi size uygun olmalıdır.

Otururken omurganızın zorlanmaması için:
* Bel kanisinizi küçük bir yastık veya bel desteği ile destekleyin.
* Kalçalarınızı oturma yerinin arkasına dayayın.
* Dizlerinizi ve kalçalarınızı dik açıda olacak şekilde tutun.
* Kollarınızı kolluğa dirsekleriniz dik açıda oluşturacak şekilde koyun.
* Ayak tabanlarımızı yerle tam temas ettirin.

DÜZGÜN UYUMA

Çoğu kimse sabah yatağından bel ağrısıyla uyanır. Bunun nedeni, sıklıkla kötü yataklar ve uyuma pozisyonlarıdır. Ağrısız sabahlar için aşağıdaki önerilere dikkat edin:

* Yattığınız yer düz, ne çok sert, ne de çok yumuşak olmalıdır.
* Yastığınız ince olmalı ve boyun kanisinizi desteklemelidir.
* Ağrılı dönemlerde sırt üstü yattığınızda, belinizin ve dizlerinizin altını küçük bir yastıkla destekleyin. Yan yattığınızda da dizlerinizin arasına küçük bir yastık koyun.

Öne eğilme

Öne eğilme yerine, omurga kavislerini koruyarak, dizlerinizi bükerek çömelmeyi tercih edin.

Ağırlık kaldırma

Ağırlık taşırken orta hatta ve gövdeye yakin tutulmalıdır. Doğru ağırlık kaldırmak için bu önerileri göz önünde tutun:

* Dengeli bir duruş sağlayabilmek için geniş bir destek alanı oluşturun.
* Belinizi öne eğmeden, omurganızı düzgün tutarak, kavislerini koruyarak, kalça ve dizlerden bükerek çömelin.
* Orta hatta ve gövdenize yakin tutun ve omurganızın düzgünlüğünü koruyarak doğrulun.
* Cismi itmek veya çekmek gerekiyorsa itmek beli daha az zorladığı için itin.

Günlük isler

Yatak yapma, ev temizliği, ütü yapma, yemek yapma gibi ev isleri sırasında, alışverişte, seyahatte, bahçe islerinde omurganızı düzgün tutmaya, öne eğilirken dizlerinizi bükmeye özen gösterin.

Kondisyon

Kondisyonun Çeşitli fiziksel etkinlik ve egzersizlerle iyileştirilmesi bel ağrısında korunma ve tedavide önemli bir rol oynar. Kondisyon belirli bir programla yürütülen, yüzme, yürüme, koşma, bisiklete binme gibi aktivitelerle iyileştirilir. Bazı basit egzersizler ve ağırlık kaldırma da kondisyonu iyileştirmede yardımcı olabilir.

Sigarayı bırakma

Sigara, omur, disk ve diğer yapıların kanlanmasını bozarak bel ve boyun ağrısı olasılığını arttırır. Omurgayı korumak ve diğer zararlı etkilerinden korunmak amacıyla sigara içilmemesi önerilir.

Ergonomik mekânlar
İsin ergonomik olması demek; isin, çalışanın anatomik, fizyolojik ve psikolojik yapısına uygun olmasıdır. Çalışanlarda ergonomik düzenlemeler ve korunma eğitimleri omurga hastalıklarından korunmada etkilidir.

Spor çok önemli
Spor, hareketli ve sağlıklı yasam için en güzel etkinliktir. Bel sağlığı için en iyi sporlar yürüme, yüzme ve bisiklete binmektir. Ani, beklenmedik ve zorlayıcı hareketlerle yapılan futbol, basketbol, kürek çekme, tenis, golf gibi sporlar beliniz için zararlıdır. Spor sırasında yanlış hareketler yapılması ve kötü tasarlanmış aletler kullanılması bel ağrılarına sebep olur.



Çin konuşlu fabrikasında Lida turunç filizleri ile üretilmektedir.