Oca
31
    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-31-2009

ERCİYES Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi diyetisyenlerinden Melek Oğuzhan, stresin sadece ruh sağlığına zarar vermediğini, vücudun bağışıklık sistemini bozarak hastalıklara zemin hazırladığı söyledi, “Strese girdiyseniz, hastalanmamak için beslenmenize özen gösterin” dedi.

Diyetisyen Melek Oğuzhan, stresle baş edebilmek ve vücuda vereceği zararı minimuma indirebilmek için hayata pozitif yaklaşmanın, yeterli ve dengeli beslenmenin, düzenli egzersiz yapmanın ve yapılacak işleri daha önceden planlamanın gerekliliğini vurguladı. Oğuzhan, stresin vücuda etkisi ile ilgili şunları söyledi:

“Çeşitli nedenlerle ortaya çıkan stres, insan sağlığını bozarak bağışıklık sistemini zayıflatmakta, hastalıkların ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Kısa vadede gözle görülür zarar vermeyen stres, genel manada vücuttaki işleyişi bozarak sindirim sistemi hastalıklarına, kalp damar hastalıklarına, sinir sistemi bozukluklarına yol açmaktadır. Gerginlik ve stres sonucunda gerek salgılanan hormonlar, gerekse de şekerli ve yağlı gıdalara eğilimin artması sonucunda ise vücut şekli değişmektedir. Streste aşırı salgılanan kortizol hormonu ile yağlar enerji sağlamak için yer değiştirir ve daha çok göbek çevresinde ve karaciğerde birikir. Bu tür yağlanma da kalp, damar ve diyabet gibi kronik hastalıklara davetiye çıkarır. Stres modern çağın bir gerçeği olduğuna göre, yapılması gereken böyle dönemlerde vücudu en iyi şekilde desteklemektir. Yeterli ve dengeli beslenme vücudun stresle mücadele etmesinde ve stres sonucu zayıflayan bağışıklık sisteminin güçlenmesinde çok önemli bir yere sahiptir.”

Kişinin stres altındayken beslenmesine daha çok dikkat etmesi ve öğün atlamaması gerektiğini vurgulayan Oğuzhan, streste düzenli beslenmenin yollarını şöyle dile getirdi:

“Yiyecek çeşitliliği sağlanmalı, her öğünde 4 besin grubundan (et, süt, tahıl, sebze- meyve) bir ya da birkaç besin seçilerek yeterli miktarda tüketilmelidir. Doymuş yağ ve kolesterol içeriği yüksek besinlerden uzak durmalı, kızartma yerine fırında ve buharda pişmiş besinler tercih edilmelidir. Kola, alkol, sigara, çay ve kahveden uzak durulmalıdır. Çünkü bu tür içecekler, stres hormonlarının salgılanmasına ve stresin şiddetinin artmasına neden olur. Alkolün sakinleştirici değil, anksiyeteyi artırıcı etkisi tespit edilmiştir; bu nedenle sıklığına ve miktarına dikkat edilmelidir. Bu içecekler yerine meyve çayları, ıhlamur, kuşburnu, havuç, zencefil suyu veya çayı tercih edilmelidir. Papatya çayının da beyin ve sinir sistemi üzerinde sakinleştirici etkisi vardır. Su tüketimi yeterli olmalı; günde 8- 10 bardak su içilmelidir.”
Haftada 2- 3 kez balık tüketilmesinin de son derece yararlı olduğunu kaydeden OĞuzhan şöyle devam etti:
“Araştırmalarda balığın içerdiği Omega- 3 yağ asitlerinin stres riskini azalttığı tespit edilmiştir. Stresle birlikte vücudun C vitamini ihtiyacı da artmaktadır. Bu nedenle meyve ve sebze tüketimi yeterli olmalıdır. Öğlen ve akşam mutlaka yeşilliklerden zengin salata tüketilmelidir. İçeriğindeki fotokimyasalların sakinleştirici etkisi mevcuttur. Özellikle sakinleştirici etkiye sahip besinleri kavun, karpuz, bal kabağı, salatalık, kabak, taze soğan, maydanoz, çilek, muz, yoğurt, limon suyu ve taze sıkılmış meyve suları olarak sıralayabiliriz. Stresin yıprattığı bağışıklık sistemini güçlendirmek için çinkodan zengin deniz ürünleri, et ve yumurta da yeterli alınmalı, haftada 2- 3 kez kurubaklagil tüketilmelidir.”


 
Oca
14
    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-14-2009

Bilim adamları gençlik iksirini buldu
İspanyol bilim adamları, vücutta doğal olarak oluşan bir enzimin miktarını arttırmanın, hücrelerin ölümüne engel olacağına, daha uzun, sağlıklı ve yaşam dolu bir hayata imkan sağlayacağına inanıyorlar.

Vücuttaki telomeraz proteini, kromozomların sonunda bir ayakkabı bağı gibi davranan ve onları çözülmekten kurtaran koruyucu başlığın muhafaza edilmesine yardımcı oluyor.

İnsan yaşlandıkça hücreler bölünüyor, bu koruyucu başlıklar yıpranırken kısalıyor ve hücrelerin ölümüyle büyük hasar görüyor.
İspanyol bilim adamları, vücudun doğal telomeraz düzeyini arttırmanın onu gençleştireceğine inanıyorlar.

Madrid’deki Ulusal Kanser Araştırma Merkezi’nden bir ekip, bu teoriyi laboratuvar fareleri üzerinde denedi ve genetik mühendisliğiyle telomeraz düzeyleri 10 kat arttırılmış olanların, normallerinden yüzde 50 daha uzun yaşadıklarını gördü.

Araştırmanın başında yer alan Maria Blasco, New Scientist dergisine yaptığı açıklamada, bu enzimin “normal, ölümlü bir hücreyi, ölümsüz bir hücreye” çevirebileceğini belirterek, aynı yaklaşımın özenli ve dikkatli bir biçimde gösterilmesi durumunda, insan yaşamının da uzatılabileceği konusunda iyimser olduğunu kaydetti.

Maria Blasco, “Farenin yaşlanmasını erteleyebilir ve yaşam süresini arttırabilirsiniz. Ancak insanlar üzerinde bunu yapmak çok daha zor” dedi.

Telomerazın arttırılmasıyla ortaya çıkan sorunlardan birisi de kanser riskinin çoğalması.

Kanser ilaçları sayesinde bunun üstesinden gelinebileceğini ifade eden Dr Blasco, enzimleri arttırılan farelerde, derialtı yağlanmasının azalması ve daha fazla glikoz toleransı gibi başka olumlu sağlık etkilerinin de görüldüğüne işaret etti.


 
Oca
06
    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-6-2009

Öğretmenlik karşılığını düşünmeden çok fazla çaba ve emek sarf edilen kutsal mesleklerden. Bu koşulsuz ve sınır tanımaz çaba beraberinde vücutta olumsuz yansımaları da getirebiliyor.

Acıbadem Bursa Hastanesi uzmanları öğretmenlerin meslek hayatları boyunca varis, ses, göğüs ve ortopedik rahatsızlıklarla karşı karşıya kaldıklarını belirterek, bu hastalıklara karşı çeşitli önerilerde bulundu.

MENTOLLÜ NEFES AÇICILAR SES TELLERİNDE KURUMA YAPIYOR
Acıbadem Bursa Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölüm Sorumlusı Prof. Dr. Levent Erişen, meslek gereği sesini yoğun olarak kullanan öğretmenlerde sıklıkla ses kısıklığı, ses tellerinde ödem, nodül ve polip gibi hastalıklara rastlandığını söyledi. Bu hastalıkların önüne geçmek için ilk adım olarak sigaranın bırakılması ve pasif içicilik söz konusu olduğundan sigara içilen yerlerde bulunmaktan da kaçınılmasını  gerektiğini vurgulayan Prof. Erişen, diğer önerilerini de şöyle sıraladı : ” Sık sık boğaz temizleme alışkanlığı varsa bu alışkanlıktan vazgeçilmeli; bu gereksinim hissedildiğinde bunun yerine birkaç yudum su içilmeli. Günlük su tüketimi en az iki buçuk litre ( on su bardağı ) olmalı. Ses tellerinde kurumaya yol açabilen mentollü nefes açıcı, şeker ve pastillerden; kurumayla birlikte ses tellerinde salgı artışına da neden olan kafeinli, baharatlı ve asitli yiyecek ve içeceklerden uzak durulmalı. Ayrıca bazı ilaçlar ses telleriyle beraber boğazda da kurumaya neden olduğundan, ilaç kullanımından önce uzman hekime danışılmalı. Ses tellerinde kurumaya neden olabilen bir diğer tehdit unsuru olan kuru ortamlarda bulunmamaya özen gösterilmeli; bu ortamlar nemlendirilmeli. Bunlara ilave olarak kişi  gün içinde zorunlu olarak uzun süre konuşarak sesini yorduysa mutlaka bir süre konuşmayarak sesini dinlendirmelidir”

UZUN SÜRE AYAKTA DURMAK TEHLİKELİ
Toplumda öğretmen hastalığı olarak da anılan varis ile ilgili bilgi veren Acıbadem Bursa Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Bölüm Sorumlusu Prof. Dr. Hayati Özkan da, öğretmenleri devamlı ayakta durmamaları veya hareketsiz oturmamaları yönünde uyardı.  Devamlı ayakta duran veya hareketsiz olarak oturan ve bunun önüne geçemeyenlerin ise ayaklarını müzikle ritm tutar gibi hareket ettirmesini önererek bu hareketlerin hem varisi hem de toplardamarlarda pıhtı oluşumunu engellemekte etkili olduğunu belirtti. Fırsat bulunduğunda bacakları baştan yukarı olacak şekilde kaldırıp dinlendirmek de Prof. Özkan’ın bir başka önerisi.

TOPUKLU YERİNE YUMUŞAK TABANLI AYAKKABI
Öğretmenleri uzun süre ayakta kalmamaları konusunda uyaran bir diğer isim Acıbadem Bursa Hastanesi Ortopedi Bölüm Sorumlusu Doç. Dr. Nadir Şener de, uzun süre ayakta durmanın bel ağrısı ve ayak ağrılarını da beraberinde getireceğini ifade etti. Doç. Dr. Şener öğretmenlerin ayrıca uygun ayakkabı seçimine de dikkat etmeleri gerektiğini kaydederek; ” Öğretmenlerimiz topuklu ayakkabıdan kaçınmalı, ön kısmı geniş yumuşak tabanlı ayakkabıları tercih etmeliler”dedi.

TAHTA KULLANIMINA DİKKAT
Öğretmenlerde diğer sık görülen bir sorun da omuz ağrıları. Tahtaya uzun süre yazı yazanlarda omuz çevresinde adale sıkışmasının görülebildiğini bildiren Doç. Şener, omuz ağrısının önüne geçmek için olabildiğince baş üstü seviyesinde yazı yazmamayı, tahtanın silinmesinde öğrencilerden yardım almayı ve ağır taşımamayı çözüm olarak gösterdi.

HAVALANDIRILMAYAN SINIFLAR HASTALIKLARA DAVETİYE ÇIKARIYOR
Hastanenin Göğüs Hastalıkları Bölüm Sorumlusu Prof. Dr. Mehmet Karadağ ise; öğretmenlerin sık yaşabileceği sorunlardan solunum yollarında gelişen enfeksiyonlar ve alerjiye dikkat çekti. Prof. Karadağ : “Kış aylarında kapalı ortamlarda toplu yaşam, solunum sistemi hastalıkları açısından önemli bir risk. Ortamda bulaşıcı bir hastalığı olan kişinin varlığı, o havayı soluyan herkesi hastalık açısından riskli konuma getiriyor. Vücut direnci düşük olanlar ya da alerjik bünyesi olanlar  çok çabuk etkilenebiliyor. Özellikle kış aylarında okullarda teneffüslerde öğrencilerin üşümemesi için sınıfların havalandırılmaması durumunda, kirli hava büyük bir tehdit unsuru olarak karşımıza çıkıyor.

Ayrıca kapalı ortamlardaki tebeşir tozu, kokulu kalemler, yapıştırıcılardan çıkan kimyasal kokular da alerjik bünyeli kişilerde ve astım hastalarında nefes darlığı ve öksürük yakınmalarının başlamasına neden olabiliyor. Tüm bu nedenlerle; kapalı ortamların sık havalandırılması riskleri en az seviyeye indirmek açısından önemli ve gerekli” diye konuştu.


 
Oca
06
    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Ocak-6-2009

En besleyici içeçek süt Süt, bebekliğimizden itibaren tüketmeye başladığımız en önemli içeceklerden biri. Çocukluktan itibaren yeterli miktarda içildiği zaman, kemiklerin gelişimi ve ileriki yaşlarda da kemiklerin erimesini önleyerek sağlığımızı korumamıza yardım eder.

SÜTÜN YARARLARI

Kemiklerin gelişimini sağlar.
Kemik erimesi ve diş eti hastalıklarına iyi gelir
Mikrobik enfeksiyonlara vücudu korur
Sinir sistemini rahatlatır
Günde yarım litre süt içen çocuklarda bir tür kemik hastalığı olan “raşitizm”i önler
Diş çürüklerini önler
Tansiyonu düşürür
Kanserin önlenmesine yardımcı olur


 
Ara
26
    
Posted (admin) in Sağlıklı Yaşam on Aralık-26-2008

Kış aylarında yakamızı bırakmayan grip gözlerimizi de yakından etkiliyor. Grip ile birlikte gözlerde “konjonktivit” adı verilen göz iltihabı oluşabiliyor…  Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Levent Akçay “Gribe bağlı olarak gelişen göz iltihabı ve tedavisi” hakkında şu bilgileri verdi:  “Bazı grip virus tipleri boğaz ve vücudumuzda hastalıklar yaratabileceği gibi göz dokularına bulaşarak da sorunlarınızı arttırabilir. Hastada grip ile birlikte gözlerde kızarma, yanma, batma hatta gözde akıntı görülebilir.  Konjonktivit adı verilen bu rahatsızlık tedavi gerektirir. Tedavi göz doktorunuz tarafından uygun görülen göz damlaları ile gerçekleştirilmelidir.  Virüs, kalıcı zararlara yol açabilir           Gribe benzer önemli bir virüs hastalığı ise Adenovirüs enfeksiyonudur. Adenovirüs, boğaz enfeksiyonu olarak kendini gösterir. Yanı sıra göze de yerleşerek kornea tabakasında kalıcı zararlara yol açabilecek ciddi bir virüstür. Adenoviral keratit adı verilen bu durumun acilen tedavisi ve uzun süreli kontrolü gerekir. Adenovirüs enfeksiyonu özellikle yuva ve okul çağındaki çocuklarda çok bulaşıcıdır. Aynı anda tüm aileyi etkileyebilir. Bu hastalık gribin neden olduğu konjonktivitten farklı bir tedavi gerektirmektedir. Uzman hekim kontrolü ve takibi şarttır.  Tedavisi nasıl?  Gribe bağlı konjonktivitlerde tedavi sadece göz ile sınırlı kalmamalıdır. Bilindiği gibi bakterileri öldüren antibiyotikler virüsler üzerinde etkisizdir. Virüsleri doğal bağışıklığımızı arttırarak vücudumuzdan kaldırmaya çalışırız. Ama gözde ise durum farklıdır. Gözün ön yüzeyindeki konjonktiva, kornea (saydam tabaka) ve gözyaşı yollarının daha fazla etkilenmesini önlemek için bir takım antibiyotikli damlalar, antivirütik pomatlar kullanılabilir. Adenoviral keratitte ise tedavi tamamen farklıdır. Çok sık kontrol gerektirir. Tedavide antibiyotikli damlalarla konjonktiva ve kornea tabakası korunduktan bir süre sonra virüs reaksiyonunun kornea tabakasında leke bırakmaması için bir süre steroid dediğimiz özel damlalar kullanılması  gerekebilir. En iyi korunma yöntemi vücudumuzun direncini kırmamak ve özellikle çocuklarda okul ve yurt gibi yerlerde hastalık ortaya çıktığında bulaşmaması için bir süre diğer hastayı evde dinlendirmektir.”



Çin konuşlu fabrikasında Lida turunç filizleri ile üretilmektedir.