| |
|
|
|
|
|
|
|
Ne olduğunu anlatmadan bağlantı kesildi. Bu arada acilen uçağa gitmek üzere yönlendirildim. Naples’a doğru kısa uçuşum esnasında beynim durmuş gibiydi, az önce duyduğum şeyi düşünüp duruyordum. Nobel ödüllerinin Ekim aylarında açıklandığını biliyordum ve o gün ekimin 12′si idi, Robin’in beni Nice’de bulmasının sebebi böyle bir şaka yapmak olamazdı. Uçak Naples’a indikten sonra sıramı beklerken beni Naples’a davet eden farmakoloji profesörü arkadaşımı görünce şaşırdım. Merdivenlere oturmuştu. Arkasında kalabalık bir fotoğrafçı ordusu vardı. Hepsi de kameralarını uçağa çevirmişti. Basamakları inmeye başladığımda flaşların patlaması, acaba arkamda kim var diye düşünmeme sebep oldu. Farmakoloji profesörü arkadaşım Giuseppe ile Gri no ya ulaştığımda bana ‘Lou, haberleri duydun mu?’ diye sordu. ‘Ne haberleri?’ dedim. Bu mümkün olabilir miydi? Robin’in bahsettikleri doğru muydu? Giuseppe, Nobel ödülünü kazananların seçildiği tıbbi merkez Karolinska Enstitüsü tarafından yayınlanan bir basımı ban uzattı. Doküman isveç’te yazılmışı.
Beş harfli kelimeyi gördüm: NOBEL’ Sayfayı çevirdim, adım yazıyordu. Kazanmıştım. Buz gibi oldum. Bir anda dizlerimin üstüne düştüm, Giuseppe ve bazı havaalanı çalışanları bana yardım ederken terminale girdik.
Sonunda kendimi toparladığımda Nobel ödülünü kazandığımı, bilimsel merakımı sürekli destekleyen ve beni cesaretlendiren in banım doğum yeri olan Naples’da öğrendiğimi fark ettim. İşte o an göz yaşlarımı tutamadığım an oldu.
|
|
|
|
| |
|
|
|
|
|
|
|
Bugün bu yemek tablosu tersine döndü. On bin metre yukarda, eleştirmenler düşük fiyatlı ve kolay ulaşılabilir yiyecekleri bizi şişmanlatmakla suçluyor. Kimileri hükümetin tarım yardımlarını, büyük boy mönüler sunan gıda şirketlerini ve hatta okulları suçluyor. Bazıları da arabalar, asansörler, bilgisayarlar, otomatik garaj kapıları ve PlayStation’ların sebep olduğu hareketsizliği suçluyor. Onlara göre, tüm bunlar ortadan kalkarsa, etrafımız kesinlikle daha az “obezleştirici” olur. Bu durumda hepimiz 1950lerin siyah-beyaz fotoğraflarında gördüğümüz insanların inceliğine geri döner miyiz? işte bu biraz muamma.
Kapitalizmi ve dünyayı değiştirmek ağır ilerleyen süreçlerdir. Ve söz konusu yiyecekler olduğunda, dünyanın ne kadarının değişmek isteyeceği bilinmiyor. Bir başka uçta, yer seviyesinde ise, bireysel sorumluluk ile yavaş ve gayretli çalışma ön plana çıkarılıyor. Burada kalori, karbonhidrat ve yağ gramlarını sayan ve bir diyetten diğerine geçen insanlar görüyoruz. Hayatlarının aşkını, salatanın yanına iliştirdikleri sostaki veya doğum günü pastasının dikkatlice kestikleri incecik dilimindeki kaloriyi hesaplamaktan bunalmış vaziyette gören aile üyeleri ve arkadaşların yaşadığı hayal kırıklığını tahmin etmek zor değil. Yiyecekle ilgili bir günde alınması gereken 200′den fazla karar varken, bu kadar detaylı düşünmek elbette kişiye eziyet eder.
Bu uç yaklaşımların hiçbiri, ailesini veya kendini doğru yola ve belki de “işaret kıyafetlerine” sokmak isteyen kişiye parlak umutlar vaat etmez. Bir yaklaşım, yavaş, zor ve işe yaraması muhtemel değilken; diğeri insanı tüketir ve nüksetmeye eğilimlidir.
|
|
|
|
| |
|
|
|
|
|
|
|
Çeşit sunun. İlk bulgularımızdan bazıları gösteriyor ki, onu ne kadar farklı türde yiyecekle tanıştırırsanız, çocuğunuz beslenme açısından o kadar çok yönlü olacaktır. Yeni tarifler, yeni malzemeler, etnik yemekler ve değişik restoranlar denemek, çeşitliliğe alışmaya ve abur cubur yeme alışkanlığını kırmaya yardımcı olacaktır.
Yarım Tabak Kuralı’nı uygulayın. Yarım Tabak Kuralı evde daha dengeli öğünler yaratabilir ve çocuklarınıza sağlıklı bir öğünün temelini öğretebilir. Biftek ve patates dengeli bir öğün müdür? Hayır, bu sadece tabağın yarısıdır diğer yarısı için hâlâ sebze veya salataya ihtiyacınız var.
Porsiyon miktarını resmileştirin. Çocuklarınıza atıştırmalıkları ağzı kapalı küçük poşetlerde, hava geçirmez kaplarda veya streç folyoya sarılmış halde vererek, porsiyonları “resmileştirin”. Atıştırmalıkların geri kalanını görmelerine izin vermeyin. Gördük ki, tezgâhta duran her ekstra atıştırma, porsiyon olarak gördükleri miktarı artırıyor. Atıştırma zamanı geldiğinde tezgâhı boşaltın.
Bize yağ, şeker ve tuz tatlarını kazandırmalarının yanında, mağara adamı atalarımız beslenmemizde çeşitliliği tercih etmemize de sebep oldular. Ne kadar fazla çeşitli yemek yediysek, ihtiyacımız olan geniş çeşitlilikteki besleyici öğeleri o kadar fazla aldık. C vitamini, riboflavin ve kompleks karbonhidrat arasındaki farkı bilmek zorunda değildik. Çeşitliliğe olan doğal yönelimimiz, her birinden yeteri kadar almamızı garantiliyordu. Hele bir de yiyecek elimizin altındaysa, değmesinler keyfimize.
|
|
|
|
| |
|
|
|
|
|
|
|
Ayrıca kilo vermek için açlıktan ölmemek ya da ipin ucunu koyuvermemek için de bunu yapmam gerektiğinin bilincindeyim. Aç kalmak hiç, hoşuma gitmez, bu yüzden bence yemek ve soğukta yürümek daha iyi. Her neyse, biz yaşlılar da değişebiliyoruz demek ki.
Gördüğünüz gibi, DÖP katılımcıları açısından beslenme alışkanlıkları ve aktivite düzeylerini iyileştirmek için yaşam tarzlarında değişiklik yapmayı öğrenmek programın yalnızca bir kısmını oluşturuyordu. Katılımcılar aynı zamanda kendi duygu ve düşüncelerinin yiyecek ve aktivite tercihleri üzerinde güçlü bir etkiye sahip olduğunu da öğrendiler. İç diyaloglarını bilişsel çevreleri yönetmeyi öğrenmeleri, stres ve negatif duygularla duygusal çevreleri mücadelenin alternatif yollarını kavramaları ve kendi yaşam çevrelerinde ev, işyeri, sosyal olaylar, restoranlar, tatil beslenmenin sosyal etmenleriyle başa çıkmayı öğrenmelerinin ne kadar önemli olduğunu anladılar. Hedef koyma, kendini izleme ve problem çözme konularında beceriler geliştirdiler ve yaşam tarzı koçlarına, ailelerine ve dostlarına hesap verme ve onlardan sosyal destek alma deneyimini yaşadılar.
İnsanlık tarihinde eşi görülmedik bir “deney” yaşıyoruz, bunun sonuçları daha yeni yeni görülmeye başlıyor. Yiyecek hiç bu kadar bol bulunmamış, yaşam hiç bu kadar kolay olmamış ve insan ömrü hiç bu kadar uzun sürmemişti. Bu deneyin erken “sonuçları” oldukça ürkütücü. Sağlık alanındaki gelişmeler ve geçmiş yüzyıllarda tüm toplumları kırıp geçiren bulaşıcı salgın hastalıkların önünün alınmış olması sayesinde daha uzun ömürler sürmemize karşın, yaşlandıkça hayatımızı zorlaştıran ve erken ölümlerde başlıca etmen olan uzun vadeli dejeneratif hastalıklar üretiyoruz.
|
|
|
|
| |
|
|
|
|
|
|
|
Eve jimnastik aletleri almaya gelince bunu alacak paranız ve koyacak yeriniz varsa yabancı bir ortamda çalışma sıkıntısından kurtulursunuz ama yine de eşofmanlarınızı giymek, egzersizinizi tamamlamak ve sonra da duşunuzu almak için gereken zamanı bulup ayırmak zor olabilir.
Disiplinli bir egzersizin gerçek ve etkili bir seçeneği vardır. Her gün günlük aktivitelerinizde ufak çaplı değişiklikler yaparak ve hareketsiz geçen yaşam düzeninize daha çok hareket katarak şaşırtıcı miktarda kalori yakabilir ve enerji dengenizi İyileştirebilirsiniz. Çevremizdeki her şey sürekli yaptığımız işi azaltma yönünde gelişirken, biz yaşam tarzımızı yaptığımız fiili iş miktarını artıracak şekilde nasıl değiştirebiliriz? Bize ev ortamında nasıl egzersiz yapacağımızı anlatan pek çok rehber kitap, televizyon şovu ve kaset varken, gün boyunca sık sık küçük miktarlarda kalori yakmamızı sağlayacak bir pratik bilgiler kılavuzu neredeyse hiç yoktur. Gel gelelim, bu hiç de o kadar zor bir şey değildir. Gündelik yaşantınızda bazı özel hareketleri pürüzsüz bir şekilde gerçekleştirebilirsiniz ve egzersiz çizelgenizi tamamlamak için her gün bir yarım saat ya da haftada üç kez bir saat ayırmanıza gerek kalmaz. Gerçi biz kesinlikle düzenli bir egzersiz programı uygulayarak zinde ve sağlıklı kalmayı başaran kimseleri caydırmak ve heveslerini kırmak niyetinde değiliz; bizim burada koyacağımız yol gösterici ilkeler herkes tarafından her gün kullanılabilir ve mutlaka bir fark yaratır.
|
|
|
|
|
|