Günümüzde her şey verimliliğe odaklanmış bulunmaktadır. Bu da kısa zamanda daha çok iş demektir. Bu model, her meslek grubu için geçerlidir. Doktor daha çok hasta muayene etmek isteyecektir. Hastanın yüksek tansiyonunun altında yatan psikolojik nedenleri, diyetini irdelemeye vakti yoktur; reçeteye bir veya birkaç tane tansiyonu kontrol altında tutacak ilaç yazar.
Madalyonun öteki yüzünde ise hastalar bulunmaktadır. Uzun uzadıya beslenme alışkanlıklarını değiştirmeye, ruhsal sorunlarına eğilip, gerilimleri kontrol etmek yerine bir tablet yutmak kolaydır, zira yapılacak çok iş vardır. Antihipertansif ilaçların yan etkilerini ve bütçemize getirdikleri yükü de unutmamak gerekir.
Genç yaşlarda erkeklerde görülme oranı kadınlara kıyasla yüksek olan hipertansiyonun altında yatan birincil faktörün psikolojik olduğunun saptanmasında hayvan deneyleri rol oynamıştır.
Kronik stresle karşı karşıya bırakılan hayvanların bir süre sonra kan basınçları sürekli olarak yükselmiştir. Ayrıca sadece diyetlerine tuz konan deney hayvanlarında da aynı sonuç izlenmiştir. Yüksek tansiyon, kalp, beyin ve böbrek gibi üç hayati önem taşıyan organı olumsuz etkiler.
Kan basıncı, kanın atar damarların cidarlarına uyguladığı basınç olarak tanımlanır. Ölçümlerde karşımıza çıkan değerler, damarlarınızın ne kadar elastik olduğuna, kalp atışlarınıza ve kanımızın miktarına bağlıdır.
Yaşa göre kan basıncı değerlerini hatırlamakta yarar görüyorum: 20 yaş-120-80, 30 yaş-122-81,40 yaş-126-84, 50 yaş-130-86, 60 yaş-135-89, 70 yaş-166-91.
Ölçümlerin aynı saatte olmasına dikkat ederek yaptığınız tespitler bu değerlerin üzerinde ise kısaca tansiyon hastasısınız. Bu hastalık kompleks bir yapıya sahiptir. Nedenleri vücudunuzda oluşan bir veya birden fazla fonksiyon bozukluğuna bağlı olabilir. Nedenler bununla kalmaz, yaşam biçiminiz, beslenme alışkanlıklarınız, stres seviyeniz de bu değişimde rol oynar.



