Bu ışınların önünü önce bir iskambil kağıdı, bir kitap, bir tahta parçası, bir lastik parçası ve son olarak da ince bir alümiyum folyoyla kesmeyi denedi ve bunların hiçbiri işe yaramadı. Ardından baş parmağı ile işaret parmağı arasında tuttuğu kurşun levhayı bu floresan lev hanın önüne yaklaştırdı ve levhanın parmakları üstüne düşen gölgesinin tüm parmak kemiklerini gösterdiğine şahit oldu.
Bu an tam anlamıyla, kendi deyimiyle onun şoke olduğu andı. Bu olayın ardından haftalarca somurttu, hemen hemen hiç kimseyle konuşmadı; neredeyse hiç dışarı çıkmadan laboratuvarında hevesle çalışmaya devam etti. “Bir şey keşfettim, yalnız bu şeyin gerçek olup olmadığından emin değilim,” diyemeyecek kadar utangaç, kendinden şüpheli bir bilim insanıydı. 1895 yılı 22 Aralıkta karısı Bertha’yı laboratuvarına götürdü; elini fotografik bir levhanın üzerine koyup o gizemli ışıldamaya maruz bıraktı. Karısı, elinin iskeleti karşısında ölüme yaklaşmış gibi korktu.
Röntgen, bu deneyinin bulgularını, 1896′da Yeni Bir Işın Türü (Eine neuc Art von Strahlen) başlığı altında Würzburg Fiziksel Tıp Topluluğu Dergistndv (Journal of Physical-Medical Society of Wurzburg) yayımladı. Bu araştırma metnini postaya verirken karısı Bertha’ya, “İşte şimdi kıyamet kopacak,” dedi ve önünden alarak sakladığı içinde en fazla bir kadehi dolduracak kadar rakı kalan şişeyi çıkarıp eşine götürürken gözlerinden yaşlar süzülüyordu.



